Ara 28 2017

Sudan’dan et ithalatı mı?

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan Afrika gezisine damgasını vuran, hiç kuşkusuz Afrika’nın en büyük ülkelerinden olan Sudan’da yaptığı toplantılar oldu.

Türkiye’nin son dört beş yıldır Sudan’a yönlendirdiği tarımsal yatırımlardan, büyük arazi alımlarından haberi olmayanların bile dikkatlerini çeken beyanatlar atlanabilecek gibi değildi.

Hedefi üretimde verimlilik ve üreticinin refahı olarak özetlersek, Türkiye’nin bir türlü hedefine ulaşamayan; hedefe ulaşmayı geçin et dâhil neredeyse tüm tarım ürünlerinin fiyatlarını yükselten; çiftçiyi tarımdan kaçırtan yanlış tarım politikaları esasında Sudan’dan et ithalatı planlarının tam göbeğinde bulunuyor.

Dünya görüşünüze göre küreselleşme, emperyalizm, neo-liberalleşme diyebilirsiniz bu duruma. Ancak dönemin moda terimi ile söylersek, Türkiye’nin tarımsal üretimi hükümetin Sudan planlarıyla beraber giderek “yerli ve milli” olmaktan uzaklaşıyor.

Çünkü Türkiye hükümeti bu tercihi ile sadece Türkiye’de üretilemeyen veya küresel ısınma sonrası üretilemeyecek hale gelecek ürünleri Sudan’da üretip Türkiye’ye ithal etmeyi hedeflemiyor. Türk çiftçisinin ürettiği birçok ürünün eşini ürettirerek Türkiye pazarına daha ucuza sokmaya hazırlık yapıyor.

Tunus’tan da zeytinyağı ithal edilmesinin planlandığını da son söz ve acı haber olarak ekleyerek bitirelim bu yazıyı. Sudan’dan et ithalatı mı? Cumhurbaşkanı Erdoğan ve ekibindekilerin Afrika gezisine damgasını vuran, hiç kuşkusuz Afrika’nın en büyük ülkelerinden olan Sudan’da yaptığı toplantılar oldu.

Sayın Erdoğan’ın, Darfur'da yaptığı soykırım nedeniyle dünyadan dışlanan Sudan’ın darbeci Cumhurbaşkanı el Beşir ile kucaklaştığı fotoğraflar bir yana; Türkiye’nin son dört beş yıldır Sudan’a yönlendirdiği tarımsal yatırımlardan, büyük arazi alımlarından haberi olmayanların bile dikkatlerini çeken beyanatlar atlanabilecek gibi değildi.

Çünkü Sudan Tarım ve Orman Bakanı Ijaimi, Türkiye için fiyatı 4 dolardan daha fazla olmayacak ucuz et üretebileceklerini açıkladı. Sevgili İrfan Donat’ın köşesinden anlattığı üzere, tarımda 2017’ye ithalat politikaları damgasını vurmuş durumda.

Gelecek uzun yıllar boyunca ithal tarım ürünlerinin devam edecek olması bu nedenle büyük ve olumsuz bir haber. Hedefi üretimde verimlilik ve üreticinin refahı olarak özetlersek, Türkiye’nin bir türlü hedefine ulaşamayan; hedefe ulaşmayı geçin et dâhil neredeyse tüm tarım ürünlerinin fiyatlarını yükselten; 28 Aralık 2017 Agro Güncel 2 çiftçiyi tarımdan kaçırtan yanlış tarım politikaları esasında Sudan’dan et ithalatı planlarının tam göbeğinde bulunuyor.

Öncelikle, Türkiye’nin Sudan’daki tarım yatırımlarının hangi alanlarda olduğuna, ölçeğine ve geleceğine biraz daha yakından bakalım. Türkiye’nin Sudan’ın atıl ve ilkel tarım arazilerine ilgisi 2006 yılından sonra başlıyor.

“Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü” (TİGEM) ile 2014 yılında Türkiye ile Sudan arasında iş birliği protokolü imzalanıyor. Şimdiye kadar bu protokole göre önce 30 bin hektarlık pilot bölgede Türkiye’den gönderilen buğday da dâhil çeşitli tohumlarla üretim test ediliyor.

Türkiye açısından amaç zaten çok daha büyük ölçekli tarım üretimine geçmek. 780 bin hektar arazi uzun vadeli kiralanmış durumda. Bu takamın 2 milyona ulaştığı da yazılanlar arasında.

Söz konusu arazinin yüzde 95’i de Türkiyeli özel sektöre açık. Hatta Sudan'da her iki tarafın belirleyeceği bir bölgede "Tarım Serbest Bölgesi" kurulacak. Keşke bu adımın Türkiye’de de atıldığını görebilseydik.

Sudan'da canlı hayvan üretim maliyetleri evet; Türkiye’ye göre çok düşük. Sudan’ın tarım sektörüne, tarımsal arazilerinin yapısına, emek piyasasına da hızla bir göz atmak gerekli.

Sudan, Türkiye’nin yaklaşık 3 katı toprak büyüklüğüyle tüm dünyada Avustralya ve Kanada ile birlikte kendi öz kaynakları ile ihtiyaçlarını karşılama kapasitesine sahip üç ülkeden birisi. Tarıma yönelik ekilebilir toprağı 84 milyon hektar civarında.

Fakat mevcutta bunun yalnızca 12,6 milyon hektarlık alanı kullanılabilmekte. Sudan’ın tarımsal üretim yelpazesinde öne çıkan ürünler pamuk, sorgum, susam, ayçiçeği, yerfıstığı, buğday ve bakliyat. Sebze ve meyve üretimi kış ayları ile sınırlı. Tarım ürünlerinde depoculuk yok, ürünlerde konserve yok.

Kısaca, endüstriyel tarım ve buna bağlı ekipman Sudan’da bulunmuyor. Bu önemli yoksunluklara rağmen, Sudan’da çok değerli olan sulanabilir tarım arazilerinin bolluğu. Nil Havzası zaten başlı başına bir kaynak.

Yağmur suları, nehirler, yar altında ve yüzeyde 28 Aralık 2017 3 bulunan sular sayesinde su kaynakları muazzam. Fakat sulak arazilerin büyük bölümünde yol, elektrik, suya ulaşım gibi ciddi yatırımlar yapılması gerekiyor.

Zirai ilaçlama, tarım kimyasalları, gübre ve hayvan sağlığı açısından gerekli ilaçlar, aşılar neredeyse yok. Ki Sudan Afrika ve Arap ülkeleri içerisinde hayvan sayısı bakımından en zengin ülke. Çayır, otlak ve meralar Sudan’ın yüzölçümünün yüzde 10’una karşılık geliyor.

Sığır yetiştiriciliği ve et için küçükbaş hayvancılık göçebe kabilelerin elinde. Üretilen sınırlı miktardaki sütler işlenemediği için ücretsiz dağıtılıyor. Emek bol ve ucuz; halkın büyük bir kısmı geçimini çiftçilikten sağlıyor.

 

TİGEM önderliğinde Sudan’da tarımsal ve hayvancılığa dayanan üretimin kilit noktalarından bir tanesi de yapılacak üretimin değerlendirileceği, işleneceği tesislerin, bilgi birikiminin bulunmayışı.

Bu noktada da zaten Erdoğan’ın ekibi içinde yer alan işinsanları devreye giriyor. Türk işinsanlarının bu yatırımları nasıl ve hangi sermaye ile kuracakları tartışmaları; Türkiye’de devri geçmiş, teknolojisi eskimiş makine-ekipmanın, üretim tesislerinin Sudan’a taşınmasının önerilmesine kadar varıyor. Neredeyse yüzyıllık süreçlerle kiralanan ölçeği yüzbinlerce hektarlık beş farklı bölgedeki arazide kurulacak pilot çiftlikler ve etrafındaki tesislerde Türk işinsanları konuşlanacak.

Yeni yılın Şubat ayında iki ülkenin tarım heyetleri yeniden bir araya gelecek. İzleyen haftalarda da Sudan Tarım ve Orman Bakanı Ijaimi, Türkiye’ye geleceğini açıkladı. Kendi ifadesiyle amaç, “tarım alanında kazan-kazan anlayışıyla stratejik bir ortaklık” oluşturabilmek.

Tarıma dayalı sanayi, gıda sanayi dâhil olmak üzere, tarım ve hayvancılığın çok geniş bir alanında faaliyet gösterecek bir ortak şirket üzerinden iki ülkenin de istifade edebileceği bir model ortaya konuyor.

Dünya görüşünüze göre küreselleşme, emperyalizm, neo-liberalleşme diyebilirsiniz bu duruma. Ancak dönemin moda terimi ile söylersek, Türkiye’nin tarımsal üretimi hükümetin Sudan planlarıyla beraber giderek “yerli ve milli” olmaktan uzaklaşıyor.

Dünyanın yakın geleceğinde çevresel etkenler, artan nüfus ve göç nedeniyle bir gıda krizinin oluşabileceği uzun zamandır yazılıp çizilen, dikkat çeken ve ciddiyetle yaklaşılan bir konu.

Devletler de, çok çeşitli sektörlerden gelen şirketler, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerden veya Sudan gibi geri kalmış ülkelerden asırlık dönemlerle tarım toprağı kiralıyor; satın alabilen alıyor.

Kendi halklarının üretemedikleri gıdaları, bu kiralanan yabancı ülkedeki topraklardan sağlayabilmek adına yapılıyor bu işler temelde; elbette kar da bir başka motivasyon aracı.

Ancak konu açlık olunca, gerçekten de küresel ısınma ile beraber değişmekte olan, daha da zorlaşacak yaşam şartlarına hazırlıklı olabilmek temel güdü.

Finans piyasalarından kopan gelen Batılı “tarımsal fonlar”; Arap Emirlikleri, Katar, Suudi Arabistan, Kore, Japonya, Çin varlık fonları veya Kuzey Avrupalı dev emeklilik fonları gibi büyük sermaye son 10 yılda artan bir hızla tarımsal yatırımlara dönmüş durumdalar.

Bu çerçeveden bakınca Türkiye hükümetinin Sudan’da tarım üretimi yapması için yatırıma yönelmesi, akıntıya kürek çekilen bir hal değil. Türkiye de nüfusunun 150 milyona ulaşacağı beklentisiyle, Afrika'da tarım ve hayvancılık yapmaya hazırlanıyor.

Türkiye'de üretim açığı 28 Aralık 2017 6 bulunanların üretimi hedefleniyor. Nüfusunun dörtte biri hayvancılıkla geçinen Cibuti'de de bir hayvan üretim tesisi. Başta sığır olmak üzere koyun ve keçi yetiştiriciliği Sudan’daki bu dev çiftlikte yapılacak.

İşte belli bir vade sonrasında da buralardan Türkiye’ye ucuz et satılacak. Ülkede veterinerlik hizmetlerinin neredeyse olmayışından ve akabinde hayvan hastalıklarının yoğun olduğundan bahsetmek gerek.

Çünkü bu etler Türkiye’ye yollanacak. Dünyada yaklaşık 200 milyon hektardan fazla tarım arazisi kiralanırken Türkiye’nin de bu yola girmesi anlaşılabilir bir gidiş. Fakat esasta, Türkiye’nin Sudan’da ölçekli tarım yatırımları son derece sorunlu bir durum.

Çünkü Türkiye hükümeti bu tercihi ile sadece Türkiye’de üretilemeyen veya küresel ısınma sonrası üretilemeyecek hale gelecek ürünleri Sudan’da üretip Türkiye’ye ithal etmeyi hedeflemiyor. Tam aksine.

Türkiye hükümeti, Sudan’da 99 yıl boyunca bir milyon hektar arazi veya daha fazla bir alanda, Türk çiftçisinin ürettiği birçok ürünün eşini ürettirerek Türkiye pazarına daha ucuza sokmaya hazırlık yapıyor.

Daha net olarak, Sudan'da sadece Türkiye'de yetişmeyen tropikal ürünler değil, Türkiye'de çokça üretilen ya da üretilebilecek pamuk, soya, ayçiçeği, susam, buğday, mısır, şeker kamışı, bakla, yonca, domates, patlıcan ve biber gibi bitkiler de üretilecek. Canlı hayvan ve karkas et de buna dâhil.

Sonra da bu ürünler Sudan’dan Türkiye’ye ithal edilecek. Türk tarımındaki problemlerle başa çıkamayınca ya da çıkmak konusunda gerekli azim eksik kalınca, “yerli ve milli” çiftçilerimiz -tabiri caizse- ekmeklerinden edilerek bu yola girilmiş durumda.

Üstelik tarım gibi yeniden stratejik bir sektörde üretimin bir başka ülkeye kaymasının yaratacağı önemli kayıp bir yana; Sudan’dan buraya eklenecek nakliye masrafı, marketlerin temel gıda maddelerinde kar marjlarının sınırsız oluşu, Türkiye’de tüketicinin cebinin değil Sudan’da üretim yapan ve buraya pazarlayan Türk işadamlarının ceplerinin rahatlayacağı anlamına geliyor.

28 Aralık 2017 7 Diyebilirsiniz ki, o zaman Türkiyeli çiftçi daha kaliteli, daha az maliyetle, daha çok üretim yapsın; tüketici de ucuz ürünü Sudan’dan değil, yerli çiftçiden alsın. Tabi kazın ayağı öyle değil diye hemen cevap vermek gerekir.

Türkiye’de tarım sektöründe yaşanan, darboğaz haline gelen problemler de tüm ağırlığıyla devam ediyor. Tarımda özellikle son 15 yılda ağırlaşan sorunların yüksek gıda enflasyonu ve özellikle et fiyatları ile elle tutulur hale gelmesi, etten buğdaya bir çok üründe ithalata gidilmiş olmasıyla herkesin malumu.

2017 başında “devreye sokulan” Milli Tarım Reformunda, “reform” kelimesinin altını dolduracak şekilde bir arpa boyu yol gidildiğini söylemek mümkün değil. Tarladan markete uzanan hatta yapılacak hızlı ve derinlikli düzenlemelerle sorunun çözümü, dünyanın tüm ülkelerinde olduğu gibi Türkiye’de de hükümette başlıyor ve bitiyor.

Türkiye zaten uzun zamandır ister yem hammaddesi ister canlı hayvan ithalatı olsun; hayvancılıkta dışa bağımlı. 2010’dan bu yana besilik ve kasaplık hayvan ithalatı yapılıyor.

Sığır ithalatında Avrupa lideri, dünyada ise ikincisi olmak utanç verici. Sudan toplantıları sonrasında yeni rekorlar kıracağız gibi görünüyor. Türkiye gibi esasında küçükbaş yetiştirmeye son derece elverişli bir arazide hayvancılığın kendi kendine yetersiz hale gelmesi gerçekten çok acı bir durum.

Milli Tarım reformu kapsamında amaç yerli hayvan varlığının, üretimin artırılması olarak belirlenmişken; oluşturulan hayvancılık bölgelerine göre üretim planlanma aşamasındayken ithalat “korumasının” indirilmesinin elle tutulur pek bir yanı görünmüyor.

Tarım sektörüne verilen önemin dünya ölçeğinde arttığı ve hem küresel ısınma hem de hızla artan nüfus eşliğinde tarımın bir kez daha stratejik sektörler arasına girerek yüksek şekilde korunduğu bir dönemden geçiyoruz.

Türkiye’de ise kendi atıl tarım arazilerini, meralarını değerlendirememiş; deneyip de başaramamış olup, şimdi Türkiye’de yakalanabilecek üretimin önemli kısmını Sudan’a kaydırmak, zaten borcu yüksek yerli çiftçimizi iyice batık hale getirmek ne kısa vade için ne de gelecek nesiller açısından çok doğru bir yol gibi durmuyor.

28 Aralık 2017 8 Topraklarının bir bölümünde doğal afetler nedeniyle değil, iç savaş nedeniyle önemli sayıda Sudanlının açlıkla pençeleştiği düşünülürse, politik istikrarsızlarla sarsılma potansiyeli olan bir ülkede bu kadar büyük ölçekli yatırım yapmak da ayrı bir tartışma konusu.

Tarımsal ürün fiyatlarında yükseklik tarımda üretim modelinin hatalarından kaynaklanıyor. Gıda fiyatlarını düşürmek için üretimi başka ülkeye kaydırıp yerine çözümü ithalatta aramak, Türkiye gibi tarımsal arazileri her şeye rağmen geniş, küresel ısınmaya rağmen önemli bir tarım oyuncusu olabilecek, tarım ürünleri ihracatıyla katma değer yaratabilecek bir dev ülkenin potansiyelini boşa harcamak oluyor.

Ürünlerin tohumu, hayvanların kökeni Türkiye’den bile gönderilse. Tunus’tan da zeytinyağı ithal edilmesinin planlandığını da son söz ve acı haber olarak ekleyerek bitirelim bu yazıyı.

Güldem Atabay Şanlı'nın yazısını buradan okuyabilirsiniz