30 yaş üstü gerçekleri

Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Tayyip Erdoğan, geçtiğimiz günlerde katıldığı bir toplantıda; “Gençlerimizin evlilik yaşı giderek yukarı doğru çıkıyor. Genç yaşta maalesef evlenmiyor, kızlarımız da erkeklerimiz de. Çoğu 30’u aşkın evleniyor veyahut da çoğu evde kalıyor” iddiasında bulundu.

Bu açıklamadan sonra, 30 yaş üstü bekarlar, evde kalma vergisinden zorla evlendirilmeye kadar teoriler ileri sürerek sosyal medyada eğlendiler. Bu arada 30 yaş üstü boşanmışların durumunun hangi kategoriye girdiği de önemli bir tartışma konusu olarak ortada duruyor.

İşin magazin kısmını bir kenara bıraktığımızda, Erdoğan’ın açıklamaları, üzerinde durmamız gereken iki soruya cevap aramamızı zorunlu kılıyor. 

İlki “Erdoğan’ın verdiği rakamlar ne kadar gerçek?”. İkincisi ise “bu açıklamalar siyaseten ne anlam ifade ediyor?” sorusudur.

***

İlkinden başlayalım yani rakamlardan. Rakamlar gerçekten Erdoğan’ın dediği gibi mi?

Bu konuda Doğruluk Payı, TÜİK’in konuyla ilgili kamuoyu ile paylaşmış olduğu verileri incelemiş. Ortaya çıkan sonuçlar gerçekten ilginç.

Gerçekten evlenme yaşı 30 yaş üstüne mi kayıyor?

TÜİK verileri incelendiğinde 2012 yılından 2018 yılına kadar olan süreçte ilk evlilik yaşında düzenli artış söz konusu. Hem kadınlarda hem erkeklerde durum ortak yani ilk evlilik yaşı gecikiyor.

2012 yılında erkekler için 26,7 olan ortalama ilk evlenme yaşı, 2015’de 27’ye, 2018’de ise 27,8’e çıkıyor. Kadınlarda da durum farklı değil. 2012 yılında ortalama ilk evlilik yaşı 23,5 iken 2015’de bu yaş 23,9’a, 2018’e ise 24,8 oluyor. Özetle ilk evlilik yaşı 2012-2018 arasında kadınlar için bu yaş yaklaşık bir buçuk, erkekler için ise yaklaşık bir yaş ileriye ötelenmiştir.

Ortalama İlk Evlilik Yaşı

Cinsiyet

2012

2013

2014

2015

2016

2017

2018

Kadın

23,5

23,6

23,7

23,9

24

24,6 

24,8

Erkek

26,7

26,8

26,9

27

27,1

27,7

27,8

Kaynak: Doğruluk Payı

***

Yine TÜİK verilerinde kadın ve erkeklerin ortalama evlenme yaşının yıllar içinde nasıl değiştiğine baktığımızda da ilginç sonuçlar görüyoruz. Tabii, 30 yaş üstü evlenme oranının toplam evlenmeler arasındaki oranı da ilginç.

Bu verilere göre 16 ile 29 yaş aralığında evlenenlerin sayısı, toplam evlenenler içerisinde en yüksek çoğunluğa sahip yaş grubu olduğu görülmektedir.

Bunun yanında 30 ile 70 üzeri yaşlar arasında evlenen kişi sayılarının, toplam evlenen kişi sayısı içindeki oranını incelendiğimizde de, 2012 yılında yüzde 31 olan bu oran, 2018 yılında yüzde 35’e çıkmıştır. 2012’den 2018’e gelindiğinde 30 yaş ve üzerinde evlenen kişi sayısının toplam nüfusa oranında yüzde 15’lik bir artış söz konusudur. Bu yaş grubunda evlenen insanların toplam nüfusa oranının artış hareketleri ise aşağıdaki gibidir.

https://s3.eu-central-1.amazonaws.com/dogrulukpayi/20ae05fb-b94f-4861-b4cd-b240ce6402f5-2.png Kaynak: Doğruluk Payı

***

Peki hiç evlenmemişler ne kadar? Yani iddia edildiği gibi nüfusun çoğu “evde mi kalıyor?”.

TÜİK’e göre, 30 ile 59 yaş arasında hiç evlenmeyen toplam nüfus yaklaşık 2,9 milyondur. Bununla birlikte 30 ile 59 yaş aralığındaki toplam nüfusun yalnızca yüzde 8,8’inin hiç evlenmediği görülür.

Bununla birlikte 30 ile 34 yaş aralığına yaklaşık 1,2 milyon kişi hiç evlenmemiş olup, o yaş grubu içerisinde yüzde 18,3’e denk gelmektedir.

Sonuç olarak bu rakamlar, Erdoğan’ın iddiasının ilk kısmını yani “evlilik yaşının sürekli yukarı çıktığı”nı doğrulamaktadır. Ama iddianın ikinci kısmı olan “çoğu insanın 30’undan sonra evlendiği” iddiası gerçeği yansıtmamaktadır.

Yani evlenme oranının en yüksek olduğu yaş grubu 16-29 arasıdır. Yine 30 yaş üstü insanlar arasında hiç evlenmemiş olanların ağırlığı oldukça düşüktür yani çoğunluğu oluşturmamaktadır.

***

Elbette Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın olmasa bile çevresindekilerin bu rakamlardan bihaber değildir. O zaman sorumuz şudur, bu iddiaların ifadesi siyaseten ne anlama gelmektedir?

Bu anlam açık biçimde Erdoğan’ın gündem yaratma amacı kadar; AK Parti tabanının kimlik siyaseti üzerinden konsolide etme arayışıdır. Ancak hemen itiraf edelim ki, bu tür siyasal söylemler Erdoğan için de, AK Parti tabanı için de göreli olarak eskidir.

Nitekim Erdoğan, siyaseten 2011 sonrasında kızlı-erkekli evler, doğum kontrolü, doğum şekli, çocuk sayısı, kadının kamusal görünürlüğü, alkol ve sigara tüketimi gibi pek çok “özel alana” ait “değer” temelli konularda, siyasi iktidar ve devlet gücünü kullanarak bazı tedbirler aldı.

Bazı konularda yasal düzenlemeler, bazılarında ise kamu gücünün denetim ve cezalandırma aracı olarak kullanarak sonuç almaya çalıştı.

***

Bir siyasi partinin içinden geldiği kültürün bazı değerleri olabilir ama bu “değerler”i devlet gücü kullanılarak toplumsal “norm”a dönüştürmek; devleti yönetenlerin kendi “doğru” ve “inançlarını” tüm toplumu kuşatacak “norm” haline getirmeleri, başlı başına kendi “doğru” yaşam tarzını, diğerlerine empoze etme anlamına gelir ki bu, hem demokrasiye, hem çoğulculuğa aykırıdır.

Yani bir siyasi iktidarın, devlet eliyle kendi kültürel ahlaki değerlerini toplumsal norm olarak empoze etmesi demokratik bir ülkede kabul edilebilir değildir.

Bu anlayış toplumu, tek kalıba dökme, onu biçimlendirme ve tek tipleştirme amacının yansımasıdır.

Bu tür uygulamaları geçmişte yaşadık ve sonuçlarını biliyoruz. O yüzden yazıyı Karl Marx’ın tartışılan bir sözü ile bitirelim; “Tarihte olaylar her zaman iki kere tekerrür eder. İlkinde trajedi, ikincisinde komedi olarak.”


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.