Fenerbahçe’nin başka(n) meseleleri

Fenerbahçe yoğun, hareketli ve fırtınalı bir 15 ayı geride bıraktı. Bundan sonrası da sakin geçecekmiş gibi durmuyor. Sarı-Lacivertli ekipte Ali Koç’un başkan seçilmesiyle başlayan “Her şey farklı olacak” beklentisinden doğan enerji, hızlıca günü kurtarma çabalarına ve klasik gündem tartışmalarına yöneldi. Bunun da en önemli sebebi başkan Ali Koç gibi duruyor…

Geçen sezonun bir kısmının küme düşme hattında geçirilmesi camiada büyük bir hayal kırıklığı yaşatsa da futbolun içinde her ana olabilecek bir gelişmeydi. Bunu itidalle karşılamak gerekirdi. O dönem taraftarların gösterdiği anlık tepkiler bile anlaşılabilirdi ama sakin durması, soğukkanlı davranması ve akil olması gereken Fenerbahçe yönetimi taraftarlardan daha duygusal ve anlık kararlar vermişti. Yaşanan problemleri çözmek yerine bahaneler sıralamayı tercih etmişlerdi. Teknik direktör değişimlerinden, kamuoyuna ve camiaya verilen mesajlara kadar her şey amatörceydi.

Yine de yeni gelmiş bir yönetimin, tarihin en karanlık sezonunda acemi kalmasını anlayışla karşılayabilirdik. Eğer ertesi sezon benzer hatalar ve benzer tavırlar devam etmeyecekse… Fakat görüyoruz ki bu sezonda da tarz değişmeyecek.

Fenerbahçe’nin futbol takımı yerden yere vurulacak bir noktada değil. İlk üç haftada taraftarlarına keyif ve güven verdi. Alanya deplasmanındaki oyun karamsardı ama rakip de lige iyi başlayan bir takımdı. Yenilgi anormal değildi. Ankaragücü karşısında alınan zor galibiyet düşündürücü olsa da haneye yazılan üç puan kıymetli.

Muhakkak takımın eksikleri belli oluyor. Yine de sahada bu eksiklere rağmen sonuç almak için uğraşan bir oyuncu grubu, saha kenarında da oyuncu grubunu geliştirmek için çabalayan bir teknik heyet var.

Fakat saha içindeki profesyonellere aynı şekilde yardım eden bir yönetim kurulundan bahsetmek mümkün değil. Takım orijinal stoperi olmadan maç tamamlarken, transfer döneminde çok büyük paralar harcayıp geleceği ipotek altına alırken ve daha bir sürü sorunla baş başa kalmışken; yönetim kurulu kural hatalarıyla, geçmişteki şampiyonluk sayılarıyla ve ezeli rakibinin teknik direktörüyle uğraşmayı tercih ediyor.

1959’dan önceki futbol ayrı bir yazı konusu. Bu yazıda ayrıntılara girmeye gerek yok. Fenerbahçe’nin geçmişiyle gurur duyup tarihini parlatmaya çalışmasına ses çıkarılmaz. Tabi istenen buysa… Yoksa şampiyonluk sayısından doğan gelir paylaşımı nedeniyle ise, günün problemlerinden daha büyük kazanç getirmeyecektir. Hatta gündemi oraya taşımak, bugünün şampiyonluk yarışına da fayda sağlamayacaktır.

Güncel ligde yaşanan puan kayıpları için taç atışlarında yaşanan kural hatalarına ve aut atışlarındaki bakışlara başvurmak, birçok Fenerbahçe taraftarını bile rahatsız etmiş durumda. Muhakkak, bu ‘hak arama’ ve ‘yumruğunu masaya vurma’ anlayışının alıcısı da çıkacaktır. Fakat bu alıcılar ligi takip etmeyen, hatta kendi takımlarının maçlarını dahi izlemeyen, sportif rekabeti önemsemeyen bir kalabalıktan oluşuyor. Buralara oynamak güncel tartışmalar esnasından gürültü koparmaya yetebilir ama orta ve uzun vadede hem Fenerbahçe’ye hem de ortak değer Süper Lig’e zarar vereceği kesin gibidir.

Diğer yandan Ali Koç’un, Galatasaray Teknik Direktörü Fatih Terim’i aldığı ceza nedeniyle diline dolaması pek şık değil. Oysa hepsi bir yana, seçildiği gün “Kendiniz bir yere kadar yapabilirsiniz, bundan sonrası yapıcı rekabete kalıyor. Tüm kulüplerin bir araya gelerek değeri artırmak, seyir zevkini artırmak, seyircileri tribünlere çekebilmek gerek. Ortak hareket etmemiz lazım” diyen ve topluma yeni bir vizyon umudu veren bir başkandan 15 ay sonra tam tersini görmek umutsuzluğa neden oluyor. Eğer bahsedilen ‘proje’den kısa sürede vazgeçişin nedeni sadece ilk sezondaki başarısızlıksa, haftalık sonuçların ardından alınacak fevri kararlar da şaşırtıcı olmaz. Oluşan gerilimli ortam, sakinlik bekleyenleri zaten üzüyor. Fakat esas olarak Fenerbahçe’nin saha içindeki problemlerin de göz ardı edilmesi somut başarılara gitmesini zorlaştıracaktır.

Dünya kulübü olma vizyonuyla yola çıkan Ali Koç’un eleştirdiği ve kendinden farklı gösterdiği figürlerin aynısı gibi davranması, hatta onların kopardığı fırtınadan daha fazlasını koparmasını şaşkınlıkla izliyoruz. Bahaneler silsilesi, mağduriyetler algısı zaman kazandırabilir. Bu bir strateji de olabilir. Fakat spor, çok daha somut bir alandır. Uzayan görev süreniz de bir gün sona erer ve size tek bir soru sorulur: “Ne kazandınız?” 

Fenerbahçe saha içinde kazanamadıktan sonra, saha dışındaki tartışmaları kazanması bile Ali Koç’un başkanlığının ‘başarılı’ olarak algılanmasına yetmeyecektir… Bahsettiğimiz, konuştuğumuz olgu, bir oyun ve bu oyun sahada oynanıyor. Herkesin önceliği orası olmalı.


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.