İşbirliği olmadan siyasi ayak bulunmaz

Türkiye’nin son haftalarda kuşkusuz en önemli gündemi İdlib’de sıkışan dış politika. İdlib’deki belirsizlik devam ederken eski bir tartışma yeniden gündeme girdi. O da "Fethullahçı Terör Örgütü (FETÖ)" olarak anılan yapının siyasi ayağının kim/ler olduğu.

Sahi kim/ler?

Bu tartışmaları yeniden gündeme taşıyan 29 Ocak akşamı katıldığı bir TV programındaki açıklamalarıyla eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ oldu. Başbuğ’un bu işbirliği olmadan siyasi ayak bulunamaz açıklamalarını takip eden günlerde AK Parti Genel Başkanı sıfatıyla konuştuğu grup toplantısında Erdoğan, sert cevap vererek, milletvekillerinin dava açmasını istedi ve o davalar açıldı.

Nihayet geçtiğimiz salı günü gün CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu “20 Soru, 20 Cevap” ile bu yapının darbe yapacak konuma gelmesinin siyasi sorumlusunun, “yapılması gerekenleri zamanında yapmadığı” gerekçesiyle Recep Tayyip Erdoğan olduğunu söyledi.

Çarşamba günü ise AK Parti Genel Başkanı kimliği ile Erdoğan, bu yapının siyasi sorumlusunun önceki Genel Başkan Deniz Baykal’ın istifasına yol açan kumpastan itibaren CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu olduğunu söyledi. Tabii buna bazı milletvekilleri ve danışmanlarını ekleyerek “ekibini” demeyi ihmal etmedi.

Kılıçdaroğlu, Erdoğan’a sorumluluk yüklerken ana referansı, 25 Ağustos 2004 tarihli MGK toplantısında alınan ve uygulanmayan kararlar. Bu toplantıda alınan kararların uygulanmaması ve devamında ise alınması gereken tedbirlerin alınmamasından tedbirlerin siyasi sorumluluklarından hareket ediyor Kılıçdaroğlu.

Yine Kılıçdaroğlu konuşmasında süreç içinde bu iki yapının nasıl birlikte hareket ettiğini de örnekleriyle açıkladı.

Erdoğan ise Kılıçdaroğlu’yu sorumlu ilan ederken bir “milat” koydu. Daha doğrusu milatlar. Ve bu milattan sonra "FETÖ" ile CHP’nin siyaseten aynı noktada olmalarından hareket etti.

Önce 7 Şubat 2012 MİT Krizi, ardından 2013’de Gezi, dershanelerin kapatılması ve 17/25 Aralık operasyonları ile devam eden bir milat arayışı.

Oysa evrensel hukuk ve ceza yasalarına göre “suç” olan şeyin miladı olmaz. Hele hele bu miladı siyasiler, siyasal konjonktüre göre değiştiremezler.

Siyasetin imkânlarıyla, devletin içinde devlet idari yapısına paralel bir emir komuta zinciri içinde örgütlenmiş hiçbir yapı meşru değildir. Ve her siyasi iktidarın, bu yapıyı fark ettiği andan itibaren hukuk içinde her türlü mücadelesi meşrudur.

Burada kritik soru, bu yapının farkına ne zaman varıldığıdır?

Bu açıdan en net tespit Kılıçdaroğlu’nun andığı 25 Ağustos 2004’dür. Ve bu tarihten itibaren alınmayan her karar, siyaseten sorumluluk ima eder.

Kılıçdaroğlu’ya yönelik suçlamalar bu açıdan temelsizdir. Sonuç olarak CHP, bir muhalefet partisi olarak siyasi iktidarın yapması gereken ama yapmadıkları eleştiren ve ortaya çıkan gerçeklerin üzerine gitmiştir. Bu yapının, AK Parti baskısı karşısında konumu doğal olarak “karşıtlıktır”. Bu açıdan CHP, bu yapıyla ne siyaseten aynı yerdedir ne de işbirliği söz konusudur. Bu yan yana geliş, iradi bir tercih değil sadece konjonktüreldir. Nitekim özellikle 17/25 Aralık 2013 sonrasında AK Parti, siyaseten yalnız kalmıştır. MHP dahil tüm partiler, siyasi iktidara eleştirel noktada konumlanmışlardır.

Bu noktada, ister miladı 7 Şubat 2012, ister 17/25 Aralık 2013, isterse 15 Temmuz 2016 kanlı darbe girişimi alalım; bu yapıya ister 'cemaat', ister 'hizmet', isterse 'FETÖ' diyelim siyasi iktidarın mücadele yöntem ve araçları hep yanlış oldu.

Sorun da burada başladı. 

Siyasi iktidar özellikle 17/25 Aralık’la başlayarak siyasetin alanının daraltan, yargıyı yürütmeye bağlayan, bürokraside liyakati esas almayan adımlar attı. Siyasi muhalefeti mücadelenin parçası yapmak yerine tüm muhalefeti karşıt olarak algıladı. Aynı hatalar 15 Temmuz kanlı darbe girişimden sonra da devam etti.

Sonuç olarak gerçek şudur ki, özellikle kanlı darbe girişimi ile hedef sadece siyasi iktidar değil tüm siyaset alını ve siyasilerdir. Ve bu mücadele, iktidar partisinin tek başına yürüteceği mücadeleden çok tüm siyasi partilerin işbirliği ile sonuç alabilir. Bugün bile temel ihtiyaç budur.

Bugün eğer, FETÖ’nin siyasi ayağını bulmak gibi bir amaç varsa, yapılması gereken siyasal rekabet ve siyasal çıkar gözetmeden partilerarası bir işbirliğidir.

Unutmayalım siyasi çıkar gözeten hiçbir suçlama, “aradığımız” gerçeği ortaya çıkaramaz.


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir 

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.