Ümit Kurt
Ara 27 2017

Filistin’in iki kahramanı: Erdoğan ve Diriliş Ertuğrul

KUDÜS- “İsrail 3000 yıldan beridir Yahudilerin başkentidir...”

Bu sözler tepeden tırnağa kibre batmış bir tavırla Kudüs’ü İsrail’in başkenti ilan eden Trump’ın kararından sonra görüşünü ifade eden İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu’ya ait. 

İşin ilginç tarafı aynı Netanyahu’nun BM’nin belirlediği iki devletli barışçıl çözümün ve bu zamana kadar devam eden diplomatik mirasın köküne adeta kibrit suyu döken bu kararı barışa giden yolda bir mihenk taşı olarak nitelendirmesi.

 

filistin

 

Trump’ın bu kararı evvelemirde İsrail’in 1967’deki savaş sonucunda ele geçirdiği ve o dönemin ABD Başkanı Lyndon B. Johnson ve bütün uluslararası kamuoyu tarafından mahkum edilen Doğu Kudüs’teki işgalci varlığını ve o zamandan bugüne kadar hayata geçirdiği kolonyal ve apartheid politikalarını kabul ettiği ve meşrulaştırdığı anlamına geliyor.

Ve bu aynı zamanda Birleşmiş Milletler’in Kudüs’ün bağımsız statüsüne yönelik aldığı 181’nolu yasa tasarısının da açık bir ihlali.

 

filistin 2

 

Peki İsrail iç siyasetinde bu süreç nasıl okunuyor? 

Genel tabloya baktığımızda sağ-muhafazakar İsrail siyasetinin bu kararı sevinçle karşıladığını söylemek mümkün. 

Hatta söz konusu siyasi kanada yakın eğilimlere haiz gazetelerde ve basında Kudüs’ün nasıl İsraillilerin kutsal başkenti olduğuna dair epik tarihsel anlatılar mebzul miktarda tüketilmekte. 
Bu mahfillerde İsrail için Kudüs halihazırda evli olduğu paylaşılması mümkün olmayan bir “eş.”

 

filistin 3

 

Peki bu duruma sıradan İsrailliler ne diyor? 

Kudüs’e baktığımızda karşımıza değişik tepkiler çıkıyor. Zira İsrail son derece farklı siyasi görüşlerin olduğu bir ülke.

Ancak bir genelleme yaptığımızda Kudüs’teki İsraillilerin yeni bir şiddet dalgasından çekindiklerini ve bu nedenle bir hayli gergin olduklarını söylemek mümkün.

İlaveten Netanyahu hükümetine muhalif bir kesimin bu kararın iki toplum arasında gerginliği artırıp şiddeti tırmandırmaktan başka hiçbir işe yaramayacağı görüşü hakim durumda. 
Bu minvalde söz konusu kesimler meşum kararı son derece gereksiz buluyorlar. Ancak “haksız” bulup bulmadıkları hususunda yorum yapmak bir hayli zor.

 

filistin 4

 

Peki İsrail’de 1948’den sonraki zorla yerinde etmeye maruz kalan; mal ve mülklerinin, topraklarının ve hatta mezarlıklarının bile kamusallaştırıldığı Araplardan geriye kalan Filistinli “azınlık” ne düşünüyor, ne hissediyor? 

Bilhassa Doğu Kudüs’te Trump’ın kararından hemen sonraki Cuma namazında önemli gösteriler yapıldı.

İsrail güvenlik güçlerinin müdahale ettiği bu gösteriler aslında çok da fazla radikalleşmeden sona erdi. Akabinde Batı Şeria ve Gazze Şeridi’nde mukim Filistinlilerin sert protesto gösterileri başladı. 

 

filistin 5

 

İsrail güvenlik güçleri ve Filistinliler arasındaki çatışmalar Hebron, Ramallah, Tulkarm ve Jericho’da da devam etti.

Gazze’de ise durum bir miktar daha farklı. Hamas’ın organize ettiği gösterilerin daha örgütlü olduğunu söylemek mümkün. 

Hamas lideri İsmail Haniyeh’in Filistinlilere yaptığı ‘yeni’ bir intifada çağrısının askeri bir çağrıdan ziyade popüler desteği, mücadeleyi ve örgütlenmeyi sağlamlaştırmak adına yapıldığını iddia edebiliriz. 

Gerek Ramallah gerekse de Batı Şeria’da El Fetih’in başlattığı yürüyüşler İsrail’in askeri kontrol noktalarına yöneldi. Bunun yanında öğrenci birlikleri de son derece organize bir biçimde protestolara katılmış durumda.

Bu süreçte bilindiği üzere Filistin devlet başkanı Mahmud Abbas ABD’nin Ortadoğu’daki barış sürecindeki arabulucu statüsünü artık kabul etmediklerini BM nezdinde bütün dünyaya ilan etti.

 

filistin 6

 

İstanbul’da Türkiye’nin başkanlığında toplanan İslam İşbirliği Teşkilatı’nın Trump’ın aldığı kararı yine BM nezdinde uluslararası hukuka aykırı bulup tanımadığını cümle aleme ilan etmesi Abbas’ın açıklamasını güçlendirdi.

Doğu Kudüs’te meskun Filistinli Arapların cephesinden baktığımızda ise bu karara yönelik tepkilerin yine çeşitli olduğunu belirtmek mümkün. 

Bazıları bu kararın kendi hayatları açısından hiçbir şeyi değiştirmediği görüşünde. Ancak istinasız buradaki Filistinlilerin tamamı işgal altında yaşadıklarını, işgalin her geçen gün dozunu artırttığını ve bu süreçte alınan böyle bir kararın durumlarını daha da ağırlaştıracağını ifade ediyor. 

Bugün Doğu Kudüs’te yaşayan hiçbir Filistinli İsrail’in meşruiyetini tanımıyor. Öfkeli kalabalıklar esasında çok da tepki göstermeden dağılıyor. Zira İsrail güvenlik güçlerinin protestolara yönelik tepkisi oldukça sert ve yıldırıcı. 

Daha bugün Doğu Kudüs’te konuşma fırsatı bulduğum Filistinli esnaf ise Trump’ın kararının ticareti son derece olumsuz etkilediğinden dem vuruyor. 

Özellikle yeni yılı yaklaştığımız şu günlerde turist akınına uğramasını bekledikleri Doğu Kudüs’te Cumartesi günü olmasına rağmen pazar yeri oldukça sakindi. Esnaf turistlerin Kudüs’e gelmekten korktuğunun altını çiziyor. Bu durumun işlerini sekteye uğrattıklarını vurguluyorlar.

Gelelim olayın Arap dünyasındaki yansımalarına: İsrail'de yayın yapan Kanal10 TV’nin iddiasına göre Trump, Kudüs'ü İsrail'in başkenti ilan etme kararını Mısır ve Suudi Arabistan'a danışarak aldı. 

Burada uluslararası siyasi konjonktürü de dikkate almamız gerekiyor. Trump ve Netanyahu bu kararın alınması için bundan daha iyi bir dönem bulamazlardı. 

Suriye, Irak, Yemen ve Mısır başta olmak üzere Arap dünyasının içine girdiği bu kaotik ortamda böyle bir karara tepki göstermeyeceklerini çok iyi biliyorlardı. 

Bugün Arap dünyası için Filistin meselesi şu anda gündemlerinde aciliyet kazanabilecek bir mesele değil, hiçbiri buna hazır değil. Buna rağmen Arap liderler, Türkiye ve İran'ın Kudüs konusundaki çıkışlarından rahatsızlık duyuyor gibiler. Zira suskunlukları ve ataletlerinden dolayı kendi halklarından gelecek tepkilerden çekiniyorlar.

Türkiye ise bu süreçte kilit ve bölgesel bir aktör olma iddiasında. Her şeyden önce Filistin’in Türkiye için çok özel bir dava olduğunu belirtelim. 

Türkiye açısından bu halkın yaşadığı zulüm bugünün meselesi değil. Bülent Ecevit başbakanlığı döneminde İsrail’in politikalarını soykırım olarak nitelemiş ve büyük tepki almıştı. 

Daha geriye gittiğimize yine 1980’lerin sonuna doğru Kudüs’ün İsrail’in başkenti ilan edildiği dönemde Türkiye bir hayli sert tepki göstermiş ve İsrail’deki büyükelçisini geri çağırmıştı. 

Bu hafızanın Doğu Kudüs, Batı Şeria ve Gazze’de yaşayan Filistinli Araplar nezdinde de etkilerini görmek mümkün. Bilhassa Doğu Kudüs’teki Filistinliler için iki isim zikredilince akan sular duruyor: Recep Tayyip Erdoğan ve Diriliş Ertuğrul. 

Erdoğan burada adeta İslamiyet’in bayraktarı olarak görülüyor. Arap dünyası liderlerini “Yahudilerden daha Yahudi olmakla” suçlayan Filistinli bir esnaf, Erdoğan’ı saygı ve sitayişle anıp, onun “hiç değilse ağzını açıp İsrail’e iki kelam edebildiğinin” altını çiziyor.

Türkiye’deki rejimin otoriter bir zemine kayması, hükümetin anti-demokratik politikaları ve yolsuzluk iddiaları hatırlatıldığında ise aldığınız tepki istisnasız “Her yerde bu tür şeyler oluyor” cevabı. 

Dolayısıyla Türkiye’nin iç meseleleri burada pek yankı bulmuyor. Son tahlilde “milli davamız Filistin’dir” iddiasıyla kurulan Arap Birliği ve İslam Birliği teşkilatı başta olmak üzere; BM ve Avrupa Birliği’nin bu karara karşı ortak bir duruş sergilemesi önemli. 

Ve bu konuda El Fetih ve Hamas da tek blok halinde hareket ederek uluslararası kamuoyunun desteğini arkasına alıp hareket etmeli. Aksi taktirde ne Batı ne de Doğu yakasında değişen hiçbir şey olmayacak!