Nis 30 2018

Gazze protestocuları için yaşam da ölüm de bir

New York Times muhabirleri Iyad Abuheweila ve David M. Halbfinger, Filistin’i kan gölüne çeviren ‘Büyük Geri Dönüş Yürüyüşü’nü değerlendiren bir haber kaleme aldı.

Haberin geniş özeti şöyle:

Saber El Gerim, Gazze şeridini bir açık hava hapishanesine dönüştüren dikenli teller boyunca İsraili protesto eden yüzlerce Filistinliden biri. Onu diğerlerinden farklı kılan hiç bir özelliği yok.

O da diğer protestocular gibi genç. 22 yaşında, yırtık kot pantolon ve beyaz spor ayakkabıları giyiyor, havalı bir saç traşı ve aylardır işsiz olmanın getirdiği bir kaç fazla kilosu var.

O da diğer protestocular gibi öfkeli. “Allah-u Ekber” diye bağıran, sapanla taş atan, ya da dikenli tellere bağlanmış kabloları çekiştirerek onları devirmeye çalışan öfkeli kalabalıktaki yüzlerden biri sadece. Başka kimsenin umurunda olmayan kendi oyununun kahramanı.

Hatta o da diğer protestocular gibi, daha önce hiç görmediği, hayal bile edemediği bir toprak parçasına, evine geri dönebilmek uğruna ölümü göze almış durumda.

Ama gelin bu adama yine de biraz daha yakından bakalım. İsrail’den bir kaç metre uzakta ve ateş hattının tam üzerinde yaşayan bir dilencinin oğlu.

Gerim’in yakından tanışma fırsatı bulduğu tek İsrailliler olan askerler, yanan lastiklerden çıkan dumanların arasından, bazen gaz bombası atarken, bazen gerçek mermi sıkarken seçilebiliyorlar. Bir tanesi megafonla protestocuları uyarıyor: Geri çekilin yoksa ölebilirsiniz.

Gerim ateş menzilinin içinde, sapanla taş atmaya kısa bir ara verip, ona bağırarak cevap veriyor:

“Geri dönmek istiyoruz!”

Bu meselenin altta yatan veya ilk bakışta görülen sebepleri hakkında ne derseniz deyin, ister provakasyon ve militanlık olsun, isterseniz kuşatma ve kontrol, bir şey çok açık.

On yıldan fazla süren yokluk ve çaresizlik ve ufukta da herhangi bir çıkış yolunun görünmemesi, binlerce genç Gazzelinin kendilerini, neredeyse hiç kimsenin açıklanan hedefini gerçekleştirebileceğini ummadığı bir protesto eyleminin tam içine atmasına yol açtı.

Ne peki bu hedef? Atalarının, 1948 yılında, bugün Israil denilen topraklarda bıraktıkları evlerine geri dönmek.

Gazze sağlık bakanlığına göre, beş haftadır sürmekte olan protesto eylemlerinde 46 kişi ölmüş ve yüzlerce kişi de ağır yaralanmış durumda.

Yıllardır Israil ve Mısır tarafından yönetilen, kuşatma altındaki Gazze’de gençler arasındaki işsizlik oranının yüzde 64 düzeyinde ve bu durum Gerim gibi çok sayıda insanı, seçenek bile sayılmayacak seçeneklerle karşı karşıya bırakmış durumda.

Bu gençler, erişilebilir olmaktan çoktan çıkmış bir hayata ve kariyere ve belki günün birinde belki göç etmeye hazırlanmak amacıyla, eğitim alabilirler.

Hamas veya İslami Cihad gibi örgütlere katılıp, hem yaşamlarını kazanabilir, hem de bir aidiyet hissine kavuşabilirler ve bunun karşılığında, kendilerini Israil ile yürütülen silahlı çatışmaya adayabilirler. Ya da evde oturup, sıkıntıdan patlayarak, nargile içebilirler.

Bay Gerim kendisini ne bir terörist olarak görüyor, ne de bir özgürlük savaşçısı. Ne dinle fazla bir ilgisi var, ne de siyasetle. Hamas’a da, el Fetih’e de, başka bir fraksiyona da üye olmadığını söylüyor.

O yapacak daha iyi bir işi olmayan genç bir insan ve protestolar ona arkadaşları ile akşamları mangal yapma, sabahları geç saatlere kadar uyuma, aşk veya şehadet şarkıları söyleyerek bir işe yaradığını hissetme ve öğleden sonraları da nefret ettikleri düşmanlarından öfkesini çıkartma fırsatı veriyor.

“Beni vururlarmış, umurumda değil” diyor. “Yaşamla ölüm benim için bir.”

Bir açık hava festivali havasında gerçekleşen protestoların, Filistinlilerin Nakba Günü, yani Felaketin yıl dönümü olarak gördükleri 15 Mayıs’a kadar sürmesi ve o tarihte zirve yapması bekleniyor.

Protestolar ilk olarak genç bir aktivistin Facebook sayfasından doğdu ve Gazze’deki militan İslamcı grup Hamas tarafından sahiplenilip, duyurulmaya başlayana dek, tabandan örgütlenen bir eylemlilik niteliği taşıyordu.

İsrail’in ise bu protestolardan korkarak temel politikasını değiştirmeye yöneldiğini söylemek safdillik olur. Israil söz konusu daracık sahil şeridini hala karantina altında tutulması gereken ölümcül bir virüs olarak görüyor ve öyle davranıyor.

Ancak protestoların hiç değilse bir şeyi başardığı söylenebilir: Gazze’deki çözümsüz kalmış soruna dikkat çekmeyi başardılar ve başı daha acil krizlerle dertte olan dünyaya, Gazze şeridinde temiz sudan, seyahat etme özgürlüğünden ve elektrikten mahrum bir şekilde 2 milyon insanın yaşadığını ve bu insanların artık çaresizlik çukuruna yuvarlanmak üzere olduğunu anımsattılar.