Ümit Kurt
Nis 30 2018

Gazze Şeridi’nde korkunç bir insanlık dramı yaşanıyor

30 Mart’tan beri Hamas’ın kontrolünde olan Filistin’e bağlı Gazze Şeridi’nde İsrail Güvenlik Güçleri’nin neden olduğu korkunç bir insanlık dramı yaşanıyor.

Aslında her şey bu tarihte yaklaşık 10 bin Filistinlinin katıldığı “Büyük Geri Dönüş Yürüyüşü” ile başladı.

1948’te İsrail devletinin kurulmasıyla birlikte mülteci durumuna düşerek doğduğu, büyüdüğü topraklardan kovulan 700,000’den fazla Filistinlinin anavatanlarına geri dönüşünü sembolize eden bu büyük yürüyüşün 6 hafta sürmesi bekleniyordu.

30 Mart’ta başlayan yürüyüşün ilk gününde İsrail Güvenlik Güçleri protestolara müdahale ederek Gazze Şeridi’ndeki gösterilere katılan 16 Filistinli sivili katletti ve çıkan olaylarda 100’den fazla kişi de yaralandı. Yaşanan bu olaylar 2014’teki Gazze Savaşı’ndan bu yana İsrail’in gerçekleştirdiği en şedit operasyonlardan bir tanesi.

Bu olaylara müteakip Birlemiş Milletler (BM) Genel Sekteri Antonio Guterres’in bağımsız bir soruşturma yürütülerek sorumluların açığa çıkartılmasına ilişkin önerisi İsrail Savunma Bakanı Avigdor Lieberman tarafından geri çevrildi.

Lieberman, İsrail askerlerinin devletlerinin sınırlarını Hamas yanlısı teröristlere karşı koruduklarına ve görevlerini layıkıyla yerine getirdiklerine dair bir açıklama yaptı. Bir anlamda İsrail’in en yetkili resmi devlet görevlilerinden birisi sivillerin katledilmesini ve yaralanmasını meşrulaştırmakta hiçbir beis görmedi. İlaveten İsrail’in BM Büyükelçisi Danny Danon ise şiddet olaylarından Hamas’ı sorumlu tutan bir beyanatta bulundu.

Bu yürüyüşe katılan Filistinlilerin tek bir muradı var: sembolik de olsa evleri mevcut durumda İsrail topraklarında kalan mültecilerin geri dönüşlerini sağlamak. Bu nedenle Beit Hanoun’dan kuzeyde Mısır sınırına yakın Refah’a kadar olan sınırda beş kamp kurdular. Bu arada bu sınır hattında yer alan kasabaların ve köylerin 1948’teki savaşta yani Nakba sırasında yerle bir edildiğini belirtmekte fayda var.

Buna karşılık İsrail Ordusu Gazze Şeridi’ne yakın bir yerde adeta askeri bir bölge teşkil ederek, protestoların önlenmesi için askeri bir yığınak oluşturdu. Netanyahu, Hamas’ın önderliğinde gerçekleşen bu protesto eylemlerinin İsrail’le çatışma çıkarmak için önceden planlanmış ve hazırlanmış bir operasyon olduğunu belirtti ve çıkabilecek çatışmalardan Hamas ve diğer Filistinli örgütlerin sorumlu olduğunu söyledi.

Büyük Yürüyüşe katılan Filistinli bir Arap protestocu amaçlarının İsrail’in sınırda çizdiği tel örgüsünden yaklaşık 300-700 metre uzaklıkta ve İsrail Ordusu’nun tek taraflı empoze ettiği tampon bölgenin dışında bir yerde kamplar kurmak olduğunu ve Nakba Günü’nü müteakiben barışçıl yürüyüşler yapmak istediklerini söyledi.

Amaçlarının hiçbir biçimde şiddeti tırmandırmak olmadığını da sözlerine ekledi. Başka bir Filistinli daha yürüyüş başlamadan İsrail Güvenlik Güçleri’nin bir kamuoyu kampanyası başlatarak “Büyük Geri Dönüş Yürüyüşü”nü Hamas’ın organize ettiği bir şiddet eylemi olarak tasvir ettiğine vurgu yaptı. Nitekim, İsrail Ordusu Genelkurmay Başkanı Gazze sınırındaki tel örgülerle çevrili bölgeye 100 keskin nişancı koyduklarına dair açıklama yaptı.

İsrail Dışişleri Bakanı’na göre sınırdaki İsrail ve Gazze Şeridi arasındaki tel örgülü bu bölge egemen bir devleti terörist bir örgütten ayıran bir hattır.

Dolayısıyla İsrail ordusu sınırlarını ihlal edenlere; her türlü kuvvet kullanarak milyonlarca İsrailliye zarar vermek isteyen Hamas’a karşı korumakla görevlidir. İsrail Savunma Bakanlığı ve Ordu yetkilileri ise kategorik olarak öldürdükleri kişilerin siviller olmadığını; tamamının Hamas militanı olduğu ifade ediyor.

Her bakımdan İsrail askerlerinin büyük bir kararlılıkla ülkelerinin sınırlarını ve vatandaşlarının güvenliğini korumak adına hareket ettiklerini vurguluyorlar. 30 Mart’tan bugüne kadar İsrail Ordusu ağır silahlar kullanarak ve adeta topyekun savaş durumundaymış gibi hareket ederek 44 Filistinli protestocuyu öldürdü. Bunun yanında 1400’ün üzerinde de yaralı mevcut.

Gelinen noktada hem İsrail hem de Filistin kamuoyunun meseleye yaklaşımına baktığımızda iki olgunun net bir biçimde belirdiğini söylemek mümkün: İsrail devleti söz konusu yürüyüşü tamamıyla Hamas merkezli bir eylem ve organizasyon olarak görüyor ve dolayısıyla meseleye askeri ve yıkıcı çözümlerle yaklaşıyor.

Hamas eksenli herhangi bir eylem niteliğine bakılmaksızın terör eylemi olarak görülüyor. İsrail devleti bu sayede “Büyük Geri Dönüş Yürüşü”nün meşruiyetini gölgelemek istiyor ve kendi kamuoyu açısından bunda gayet başarılı olduklarını rahatlıkla söylenebilir.

Zira İsrail kamuoyu bilinçli bir biçimde Gazze’de olup bitenler hususunda adeta sağır ve dilsizleri oynuyor. Meseleye büyük ölçüde kayıtsız ve ilgisiz yaklaşıyor. Çünkü onlar için işin içinde Hamas olduktan sonra olan bitenin zaten önüne arkasına bakmaya gerek kalmıyor.

Filistinliler ise bu yürüyüşün tarihsel olarak son derece meşru ve haklı olduğunun altını çiziyor. Hamas eksenli eleştirilerin tamamını reddediyorlar.

Zira yürüyüşe Filistin merkezli farklı siyasal örgütlerin, hareketlerin ve eğilimlerin de dahil olduğunu ve bu nedenle Hamas’ın tek başına bu sürecin ve protestoların merkezinde yer almadığının altını çiziyorlar.

Bu anlamda “Büyük Geri Dönüş Yürüyüşü”nün birbirinden farklı siyasi eğilimlere sahip kolektif unsurlardan müteşekkil olduğunu belirtiyorlar. İlaveten, 15 Mayıs’a kadar büyük kitlelerin de katılımıyla gerçekleşmesi beklenen yürüyüşün İsrail tarafından sınır ihlali olarak değerlendirmesinin tek taraflı olduğunu zira bu sınırların işgal sonrası teşkil edildiğinin altını çiziyorlar.

Dolayısıyla yürüyüşü düzenleyen Filistinli siyasi aktörler bunun Gazze’deki katlanılmaz yaşam koşullarına karşı ve Filistinlilerin topraklarına geri dönüş hakkını talep eden apolitik, şiddet içermeye protestolar olduğunu iddia ediyor.

Bütün bu süreçten en fazla zarar gören Filistinli siviller. 30 Mart Cuma günü kafasından vurulan 10 yaşındaki kardeşi Bader’i kaybeden Muhammed Sabbağ’ın şu cümleleri aslında mutlak adaletsizliği ve yaşanan insanlık dramını hiçbir söze yer bırakmayacak biçimde ortaya koyuyor:

“Artık çok sıkıldım, böyle bir hayat istemiyorum. Kardeşimi ambulansa kucağımda taşıdım ve orada da öldü.”