Howard Beale mi, Zeki Demirkubuz mu?

Yirmi yıldır Amerika'da yaşıyorum ama 200 yıl daha yaşasam bu ülkede asla anlayamayacağım şeyler var. Mesela Amerikan futbolu denilen o garip spor. İri kıyım heriflerin boynuzlu keçiler gibi sürekli birbiriyle tokuşması, kaç metreye tekabül ettiğini bir türlü öğrenemediğim birkaç "yard" gidip uzun bir süre durmaları, verilen on beş dakikalık reklam arasından sonra birkaç dakikalığına tekrar tokuşup yeniden uzun süre beklemelerinin arkasındaki sistemi ve mantığı.

Asla anlamayacağım şeylerden bir diğeri de Amerika'nın en köklü eğlence geleneklerinden biri olan müzikaller. 2016'da Broadway'de ilk sahnelendiği günden beri tam bir kültürel fenomen olan, parayı göz kırpmadan gömüp sahnede görebilen şanslı azınlığın öve öve bitiremediği Hamilton müzikalini geçen hafta izlemeyi denedim. Amerikanın kuruluş hikayesini rap müziği ile anlatan benden başka herkesin yere göğe sığdıramadığı bu müzikali Amerikalılara sevmediğimi kazara ağzımdan kaçırsam kesin dayak yerim.

Müzikali bir bütün olarak sevmiyor olabilirim ama dans, ışıklar, kareografi, kostümler, metin, sanat yönetimi ve sahneleme tekniklerine olan ilgi ve merakımdan dolayı, gelmiş geçmiş en büyük müzikal yönetmenlerinden biri olan Bob Fosse ile onun bir süre eşi ama ömür boyu ilham perisi ve iş ortağı olmuş Gwen Verdnon'un sanat hayatlarını anlatan Hulu/FX 'in ortak yapımı sekiz bölümlük Fosse/ Verdnon dizisini kaçırmam söz konusu bile olamazdı.

Maalesef sinemalarda artık sitcom kalitesizliğinde çok ucuz, basit filmler görmeye alışmışken, televizyonda birbiri ardına sinema kalitesinde izlemeye başladığımız çok kaliteli yapımların en son örneği Fosse/ Verdnon. Michelle Williams ile Sam Rockwell'in oyunculukları nefis, senaryo harikulade, dekor muhteşem, sinematografi... ne kaldı kullanmadığım sıfat... büyüleyici.

Fosse/Verdnon'u benim için çok özel ve önemli yapan, efsane senaryo yazarı Paddy Chayafesky'nin, bildiğim kadarıyla bir dizi veya filmde ilk defa, hem de çok başarılı bir şekilde canlandırılmış olması. Bob Fosse'in, yaptıkları anlaşma gereği Paddy Chayafesky'nin cenazesinde tap dansı yapacak kadar sıkı dost olduklarını ve birbirlerini ömür boyu desteklediklerini bilmiyordum, bu dizi ile öğrenmiş oldum.

Tiyatro'da oyun yazarı kraldır, izni olmadan yazdığı metnin virgülüne dahi dokunulamaz; sinemada ise tam tersi senarist en değersiz, en kolay harcanan öğedir, yönetmen senaryo üzerinde istediği gibi oynar, düzeltir, hatta sil baştan başkasına yeniden yazdırabilir. Bunun ender istisnalarından biri Paddy Chayafesky'dir. 1976 yılında yapılmış olmasına rağmen, sanki bugünleri anlatıyormuşcasına hala güncelliğini koruyan ve Paddy'ye en iyi senaryo Oscar'ı kazandıran Network filminin yönetmeni Sydney Lumet, "Making Movies"( Film Yapmak) kitabında, "değil Studio şefi, Tanrı'nın bile Paddy'nin metnine dokunamayacağını" anlatır.

Network filminde bir televizyonda anchormanı olan Howard Beale karakterinin, "fıttırmak üzereyim, deli gibi çılgınım ve artık çekemiyorum" (I am mad as hell and I can't take it anymore) kısmı, Zeki Demirkubuz'un Masumiyet filminde, Haluk Bilginer'in, cığarasına asıldıktan sonra, ''bu kaltakla aynı mahallede büyüdük, mevlanakapı'da, babası zabıtaydı, alkolik hasta bi adamdı rahmetli, erkenden de gitti zaten, bu anasıyla yoksul, perişan..." diye devam eden o çok deli tiradından sonra en azından bana göre bir filmdeki en iyi ikinci konuşmadır.

Aynı zamanda dizinin yaratıcı yapımcısı (creative producer) ve danışmanı da olan Bob Fosse ile Gwen Verdnon'ın kızları Nicole Verdnon, dizinin bir başka önemli yan karakteri. Hollywood yapımcısı Harvey Weinstein'ın büyük vaatler ile genç kızları kandırıp ırzlarına geçtiğinin gün yüzüne çıkması ile başlayan "MeToo" hareketinin hız kesmeden devam ettiği bu günlerde, Nicole'ın babasının karıştırdığı haltları büyük bir dürüstlükle diziyi yapanlara anlatması ve bunların da olduğu gibi yansıtılması takdire şayan bir samimiyet örneği.

Dizide, All That Jazz, Cabaret, Chicago müzikalleri ile Oscar'ları, Tony'leri ve Grammy'leri, hatta üçünü birden aynı yıl (1973) alabilecek kadar başarının zirvesine çıkarak yaşayan bir Tanrı muamelesi görmeye başlayan Bob Fosse'nin, dans kumpanyasındaki bütün genç kızlarla yatması eşine az rastlanan bir dürüstlükle anlatılıyor. Hatta bir örnekte Bob Fosse, dansçılardan birisini eve götürüp zorla beraber olmaya çalışıyor, kız da reddedince ertesi günü hemen işine son veriyor, yerine onunla yatmayı kabul eden bir başka kıza başrol veriyor. Milyonların dişlerini gıcırdatarak seyrettiği bu sahnelerin, öz kızı için ne kadar acı verdiği tahmin dahi edilemez.

Nicole Fosse'in, babasının "rezilliklerinden" ziyade Newyork'taki muhteşem dairelerinde bohem sanatçı camiasının tam ortasında tek çocuk olarak büyümesinin kendi hayatı üzerindeki etkileri ve çekmek zorunda kaldığı acılar diziyi daha da çarpıcı ve vurucu yapıyor.

Bob Fosse ile Gwen Verdnon, Amerika'nın en ünlü şair, yazar, yönetmen ve düşünürlerini ağırladıkları partilerinde baba, çoğu zaman kızını çağırır, "hadi kızım, babanın taklidini yap" der. Nicole, basına şapka geçirir, eline içkisini alır, babasının yanan sigarası da dudaklarının arasında, aynı babası gibi, "olmadı, baştan tekrar ediyoruz" der. Herkes gülmekten yerlere yıkılırken, kimse çocuk Nicole'ün, sanat camiasının ağır abi ve ablalarının içkilerinin diplerini kafaya diktiğinin farkına bile varmaz. Alkolün ve uyuşturucunun pençesinde çok acılar çeken Nicole'ın kurtulması çok, çok uzun zamanını alacaktır.

Eğlence ve sanat dünyasında zirveye çıkmış, alınabilecek bütün prestijli ödüllerin hepsini almış sanatçıların hepsinin bohem bir yaşam sürdükleri, çocuklarının da Nicole Fosse gibi yalnız büyüdükleri ve içki ve uyuşturucu batağında yıllarca kıvrandıkları anlamına gelmemesi gerektiğinin en iyi örneği, Elaine May ve Mike Nichols çifti.

Elaine May, hiçbir hazırlık ve ön metin olmadan sahneye çıkıp seyirciden alınan bir öneri ile sıfırdan oyun inşa etme anlamına gelen Improvisation (doğaçlama) adli tiyatro türünü ilk icra eden ve yaygınlaştıran Compass Grubu'nun kurucu üyesi ve öncülerinden biri. Adını daha sonra Second City olarak değiştiren Compass Grubu, Mike Meyers, Bill Murray, Steve Carell, Stephen Colbert, Tina Fey, Amy Poehler, Del Close, Jimmy Fallon gibi Amerika'nın en ünlü komedyenlerini yetiştirecek olması bakımından çok önemli.

Mike Nichols ise Shakespeare gibi, Ibsen gibi, Çehov gibi büyük dramatistlerin kaleminden çıkmış çok önemli metinleri kelimesi kelimesine ezberleme, prova etme ve sahneleme olarak özetleyebileceğimiz daha geleneksel tiyatro anlayışına mensup.

Mike Nichols ile Elaine May'in ilk karşılaşmaları, 1950'lerin Chicagosunda tiyatro camiasından ortak arkadaşlarının tanıştırması ile olur. Çok kısa bir süre sevgili olsalar da, ortak bir mizah anlayışına sahip olduklarını keşfeden, kendi ifadeleri ile " birbirlerinin tanıdığı en zeki bu iki komedyen ve sanatçı", sevgili olmayı bırakıp beraber çalışmaya karar verirler.

Ve böylece eğlence dünyasının en meşhur ikilisi, "May-Nichols Comedy Duo"su doğar. Compass Grubu'ndan ve Chicago'dan ayrılan ikili, önce Newyork'ta küçük barlarda, daha sonra daha büyük barlarda ve salonlarda çıkarak Doğaçlama türünü yaygınlaştırır. Jimmy Carson'un programinda yaptıkları birkaç dakikalık şovları ile şöhreti bütün ülkeye yayılan ikilinin, Broadway'de sahneye çıkmaları gecikmez. Eleştirmenler öve öve bitiremez, seyirciler gülmekten ayılır, bayılır. Broadway'daki şovlarının biletleri yok satar, tiyatro dünyasının en büyük ödülü olan Tony'yi kazanırlar.

Ardından Zeki Alasya-Metin Akpınar'ın çocukluğumda ve gençliğimde dinlemeye doyamadığım kasetleri gibi bir komedi albümü yaparlar. Albüm milyonlar satar, eşşek yüküyle para kazanmaları yetmiyormuş gibi üzerine bir de müziğin Oscarları sayılan Grammy ödülünü alırlar.

Artık ikisi de kariyerlerinin zirvesindedir. Canlari ne istiyorsa yapmaları karşılığı çuvalla para teklif edilse de Elaine May, onyedi yaşında yaptığı ilk evliliğinden olan kızı Jeanine Berlin ile vakit geçirmek, Mike Nichols da ne olduğunu henüz bilmediği daha farklı şeylerin peşinden gitmek istediğini söyleyerek gelen bütün teklif ve paraları ellerinin tersiyle itip kenara çekilirler.

Elaine May, akşamları daha sonradan kendisi gibi çok ünlü bir oyuncu olacak kızı Jeanine Berlin ile yemek yedikten sonra daktilosunu çıkartıp Heaven Can Wait, Primary Colors, The Heartbreak Kid ve The Birdcage gibi klasik filmlerin senaryolarını yazarken, Mike Nichols da Catch-22, Carnal Knowledge, Working Girl, Wolf, Closer, The Birdcage, Primary Colors, The Graduate ve Charlie Wilson's War gibi filmleri yönetir.

Bu anlattıklarımızdan bırakın bu sanat-sepet işlerini, akşam çoluk çocuğunuzla oturun diyerek elaleme ahlak dersi verecek değiliz. Herkes eğitimi, terbiyesi, meşrebi ve karakterine göre davranır, kendince doğru bildiğinin peşinden gider. Kimi salatalığı soyar, tuzlar yer, diğeri kabuğuyla tuzsuz yer. Sonuçta her koyun kendi bacağından asılır.


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar