Savaş tercihi, kaçınılmaz olarak Türkiye’ye ağır bedel ödetecek

Türkiye, Suriye’nin tek barış adası durumundaki bölgesine işgal harekâtı başlatarak hem milyonlarca sivili yerinden edip hayatını tehlikeye attı, hem uzun yıllar sürecek kanlı bir çatışma dönemini başlattı, hem kendisini tüm dünyada yapayalnız bıraktı, hem de büyük bir ekonomik çöküşü kaçınılmaz hale getirdi.

Neden böyle bir yolu seçti? Elbette bu kararda Recep Tayyip Erdoğan’ın halk arasında giderek eriyen desteğini güçlendirme, muhalefeti bölme, Kürtleri şeytanlaştırarak yalnız bırakma düşüncesinin payı büyük.

Ancak daha büyük olan sadece devletin değil, toplumun her yanına işlemiş olan “Bölünme” korkusu, her türlü hak talebini hainlik ve ihanetle özdeşleştiren eğitim tarzı. Kimse kendisini kandırmasın çok küçük bir kesimi hariç Türk toplumu bu savaştan yanadır. Bu işgal harekâtına desteğin ardında eski Osmanlı günlerine dönüş, toprak genişlemesi, petrol zenginliği gibi ham hayaller de vardır elbette.

Devlet açısından toprak kazanımı önemlidir elbette ama asıl olan Talat Paşa’da somutlaşan “Türk olmayan” azınlıklara yaşam hakkı tanımama, herhangi bir yerde statü kazanmalarına ne pahasına olursa olsun engel olma düşüncesi asıl belirleyici ve itici güçtür. Türk devleti, yarı yarıya işgal etmiş olduğu Irak Kürdistan'ından bile rahatsızken kendisinden tamamen bağımsız bir Suriye Kürdistan’ını hazmedemezdi, etmedi.

Dünya âlem biliyor ki, Rojava’dan Türkiye’ye yönelik bir saldırı söz konusu değildir, hiçbir zaman olmamıştır. Hepi topu 2.5-3 milyon nüfuslu bir bölgenin 80 milyon nüfuslu, NATO’nun ikinci büyük ordusu olmakla övünen Türkiye’ye tehdit olacağı düşüncesi zaten absürttür.

Ankara, bu bölgenin uzun vadede böyle bir bölgenin kendi Kürt nüfusu için cazibe merkezi olma, bölünme kapısını açma endişesiyle harekete geçmiş ve aslında bizzat kendi eliyle ülke bütünlüğünü tehlikeye atmıştır.

Bugün ülke tek sesin hâkim olduğu, böyle bir işgal harekâtının ülkenin yakın ve uzak geleceği açısından taşıdığı riskleri seslendirebilecek muhalefetten yoksundur. Sesini yükselten veya farklı görüş dile getirilen medya ve kanaat önderleri cebir ve şiddetle susturulmaktadır. Kamuoyundan gerçekler gizlenmekte ve tek taraflı bombardımana tutulmaktadır. Spor kulüplerinden şarkıcı-türkücülere kadar farklı kesimlerin katıldığı bu histeri hali, 2. Dünya Savaşı Almanya’sına benzemektedir.

Başta Amerika olmak üzere tüm dünya kamuoyu Kürtlerin yanında ve Türkiye’nin karşısındadır. Amerikan medyasını izleyen ortalama bir insanın Erdoğan’ın söylemine ikna olması mümkün değildir. Batı’da çizilen Erdoğan portresi İslamcı-Kürt düşmanı bir siyaset adamıdır açıkçası. Trump’a dayalı politikası, Amerika Başkanı ile kurulan kirli ilişkilerin patlak vermesi ve Ankara’nın iyice yalnızlaşmasıyla sonuçlanacak gibi görünüyor.

Salı günü toplanacak Kongre’ye sunulan Türkiye’ye yaptırım tasarısı Ankara açısından ciddi risk taşımaktadır. Elbette bu tasarının kabulü, Ankara’nın Suriye harekâtını durduracak bir etki yapmayacaktır ancak Türk-Amerikan ilişkilerini onarılmaz biçimde yaralayacak ve Türkiye’yi Batı’dan tamamen koparacaktır. Amerika’da ekrana çıkan herkesin Trump’un Kürtlere ihanetinden söz etmesi, Kürtlerden “silah arkadaşımız”, “Bizim için 10 bin kişinin hayatını feda ettiği dost halk” diye bahsetmesi hem Senato, hem de Temsilciler Meclisi üyelerini doğrudan etkilemektedir.

Her konuda Trump’ın yanında olan Fox TV’nin bile Suriye kararı ardından Trump aleyhtarı anketler yayınlamaya başlaması, zaten başı dertte olan Amerika Başkanı’nın herkesin kafasını karıştıran tweetler atmasının temel nedenidir. Nitekim Trump için hem oy açısından hem de Senato’daki impeachment oylamasındaki etkileri açısından kritik olan Evangelistler’in tavrı Başkan üzerinde doğrudan etkisini gösterdi.

Bu tabanı kaybetmek istemeyen Trump ani bir dönüşle Türkiye’ye karşı tavrını sertleştirdi ve ciddi bir yaptırım listesi açıkladı. Ankara’ya bir süre verdiği anlaşılan Trump, bu süre içinde harekât durmazsa yaptırımları devreye sokacak ve zaten sallantıda olan Türkiye ekonomisi çok ciddi bir darbe yiyecek.

Bunun da ötesi Türkiye-Amerika ilişkileri onarılmaz bir yara almış olacak ve Türkiye’nin Batı bloğundan kopma süreci hızlanacak.

Avrupa Birliği’nin utangaç ve ürkek tavra rağmen bu harekâta karşı olduğu ortadadır. Erdoğan’ın her platformda yanlarına olmaya çalıştığı Filistin bile Ankara’nın karşısındadır.

Ekonomisi zorda, demokrasi askıya alınmış, toplumu paramparça olmuş bir toplumun çok uzun zamana yayılması kaçınılmaz olan bu savaşa dayanması mümkün olmayacaktır. Bu savaş Enver Paşa’nın Sarıkamış Seferi’nden farklı sonuç vermeyecektir Türkiye için. Bu süreçte olan başta Suriye’nin yıllardır acı çeken halkları olmak üzere tüm bölge halklarına olacaktır.

Türkiye freni patlamış bir kamyon misali hızla bir duvara toslamaya doğru gitmektedir. Dünyanın dört bir yanından kopup gelmiş, kafa kesen İslamcılarla kurduğu bu ittifak hem kendi sınırları içinde, hem tüm dünyada başına ciddi sorunlar açacaktır. Unutmayın, Esad’ı devretme hayaliyle yola çıkanlar altı ay içinde Emevi Camii’nde namaz kılacaklarını iddia ediyorlardı, sonucun ne olduğu ortada.

Suriye’de bombalanan her yerleşim birimi, her çocuk-kadın cenazesi fotoğrafı öfke üstüne öfke yığarken Türkiye’nin yalnızlığını daha da çoğaltacaktır. Kendisine düşman ettiği bir toplumu silah gücüyle yönetmenin imkânsızlığı hem Sovyetler Birliği’nin hem Amerika’nın Afganistan deneyimine bakarak görebilirdi oysa.


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.
Bu blok bozuk ya da eksik. Eksik içeriğe sahip olabilir ya da orijinal modülü etkinleştirmeniz gerekebilir.