Eki 09 2019

Türkiye'nin bölgesel dış politikasında keşmekeş

Washington merkezli Arap Merkezi için bir yazı kaleme alan Mustafa Gürbüz, Türkiye'nin Suriye'ye yönelik operasyonunun çok ciddi riskler barındırdığını belirtiyor.

Gürbüz'ün makalesinin bazı bölümleri şu şekilde:

ABD Başkanı Türkiye'nin Fırat'ın doğusunda Kürt YPG güçlerine karşı operasyon düzenlemesine yeşil ışık yakarak pek çoğunu şaşırttı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 24 Eylül'de BM Genel Kurulu toplantısında yaptığı konuşmada 3 milyon Suriyeli mülteciyi güvenli bölgede iskan etme konusunda ısrarda bulunmuştu. Ancak bölgedeki ABD askerlerinin çekildiği ve Trump Yönetimi'nin de IŞİD ile mücadeleden Türkiye'yi sorumlu tuttuğu bir ortamda, Türkiye'nin operasyon kapsamının ne olduğu tam olarak belli değil.

Böyle iddialı bir güvenli bölge planı Türkiye'yi aslında denklemde yer alan tüm ülkelerle karşı karşıya getirme riskini barındırıyor. Türkiye'deki mülteciler bu çatışma bölgelerine yerleştirilmekten endişe ediyor. Suriyeli muhalifler Türkiye'nin Suriye halkını koruma misyonunu tamamen terk edeceğine inanıyor. Suriyeli Kürtler de Arapların çoğunlukta olduğu yerlere sürülmekten korkuyor. ABD, Suriye'nin kuzeyinde varlıklarını tehdit eden her türlü plana karşı çıkıyor. Esad rejimi ve Tahran'daki destekçileri de Türkiye'nin Suriye topraklarına girişini desteklemiyor.

Eğer Türkiye bu eylemi kendi başına gerçekleştiriyorsa Ankara'nın, IŞİD ve PKK'nin Türkiye içinde gerçekleştireceği eylemlerle kendi iç güvenliğini tehlikeye attığına emin olabiliriz. Bundan dolayı da Suriye ile sınırı ısıtmak, yeniden yerleştirme politikaları gütmek muhtemelen Türkiye'nin Suriye'deki amaçlarına hizmet etmeyecek, PKK ve yakın grupların saldırılarından korumayacaktır.

Türk dış politikasındaki kargaşa sadece Suriye ile sınırlı değil. Libya'dan Sudan'a Türkiye kendini pek çok cephede sert bir rekabet ve askeri çatışmaların içinde buldu.

Türkiye'nin 'Müslüman demokrasi' modeli ve yumuşak gücü çoktan unutulmuşken, onun yerini Türk dış politikasında Türk askeri aktivizmi aldı.

Hard power (sert güç) olmak için kapasite ile isteklerin uyuşması gerekiyor. Bölgesel bir hegemonya peşinde koşan Türkiye, başarılı bir sonuç elde etme konusunda uzun süredir tecrübe eksikliğinin kurbanı oluyor.

Türkiye'nin mevcut bölgesel politika tercihlerinde iki zıt trend bulunuyor. Birincisi, yeni Osmanlıcılık ajandasını Arap Baharı idealleri ile destekleme arzusu, ikincisi ise Türkiye'nin ulusal çıkarlarını Arap Baharı ideallerinin üstünde tutma.

Libya'da Türkiye, Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan ittifakına karşı son kalesini korumak için savunma durumunda bulunuyor. Kızıldeniz'de, Türkiye uzun nefesli bir vizyondan eksik, bu yüzden Türkiye ekonomik çıkarlarını ve yatırımlarını korumak için Sudan'daki yeni rejimle ilişkilerini normalleştirmeli ya da Ömer Hasan el Beşir döneminin üst düzey bürokratlarına ev sahipliği yapmaya devam etmeli.

Türkiye asıl kargaşayı ise şüphesiz Suriye'de yaşıyor. Rusya'nın 2015 yılında Suriye'ye direkt müdahalesi ile birlikte Türkiye'nin askeri operasyonları Suriye muhalefeti için problem teşkil etmeye başladı.

Halep'in düşüşü, Türkiye'nin Kürt kuşağını engellemek için bilinçli bir tercihiydi. Türkiye'nin öncelikleri Suriye muhalefetinin çıkarlarına hizmet etmiyor.

Türkiye, Rusya ile sürdürdüğü Astana sürecinde önceliği Kürtleri kriminalize etme, ikinci olarak muhalefetin taleplerini yerine getirmeye verdi.

Dış politikada yaşanan sapmalar ve milliyetçilik dalgası Türkiye'nin sınırlarını daha iyi korumaya yetmiyor. Türkiye'deki mültecileri yeni çatışma bölgelerine yerleştirmek ve buradaki Kürtleri Kuzey Suriye'den sürmek ateşle oynamaktır. Bu tür nüfus mühendislikleri geri tepebilir, çünkü Türkiye'de yaşayan Suriyeliler yerlerini terk etmek istemiyor. Eğer Türkiye onları zorla sınırdışı etmeye çalışırsa, Erdoğan'ın Arap dünyasındaki imajı büyük bir zarar görür.

Erdoğan BM Genel Kurulu'ndaki konuşmasında sopa-havuç politikası izleyeceğinin sinyallerini verdi. Bir yandan çekici yeni evlere Suriyelileri yerleştirirken diğer yandan da bu ailelere vereceği yardımları kesecek. Bununla aslında Suriyelilere verilen geçici statü, sağlık hizmetleri, diğer kamu hizmetlerinin kaldırılmasının yanı sıra dil problemi ile birlikte Suriyelilerin Türkiye'de kalmaları zorlaştırılmak isteniyor.

Bu tür bir havuç sopa politikası zaten halihazırda Erdoğan'ın önünde bulunuyor.

Erdoğan oynadığı kumarla kendini küçük düşürebilir çünkü milyonlarca mülteciyi yeniden yerleştirmek kolay olmayabileceği gibi Türkiye'nin tek taraflı operasyonu da Kürtlerin sert direnişiyle karşılaşabilir.

ABD Kongresinin her iki kanadında da Türkiye'ye karşı, Rusya ile yaptığı silah anlaşmasından dolayı  CAATSA'yı  (ABD'nin Düşmanlarıyla Yaptırımlar Yoluyla Mücadele Etme Yasası) hemen yürürlüğe koyma iradesi bulunuyor. Daha da önemlisi Amerikan birliklerinin bölgeden çekilmesi ile Türkiye'nin tek taraflı kararı Şam tarafından anlayışla karşılanmayacaktır.