ABD ve Çin arasındaki ticaret savaşının Türkiye ekonomisine etkisi ne olur?

Ekonominin duayen isimlerinden Atilla Yeşilada, 'FÖŞ' podcastleriyle AhvalPod'da son durum analizi yapıyor. Atilla Yeşilada'nın gündeminde ABD ile Çin arasındaki gerginlik, Avrupa ülkelerinde koronavirüsün etkisiyle yaşanan ekonomik kriz ve tüm bunların Türkiye'ye etkilerine ilişkin değerlendirmeler var.

 

"Dünya ekonomi tarihine not düşecek iki önemli olayın arifesindeyiz. Bunlardan ilki ABD-Çin ilişkilerindeki gerginliğin nereye varacağı? Trump, bugün Çin’e bir yaptırım uygulamasa dahi önümüzdeki günlerde ABD-Çin hatta Çin ile Batı medeniyeti arasındaki ilişkilerin son derece gerileceğini, bunun da dünya ekonomisindeki toparlanmayı güçleştireceğini, özellikle dünya piyasalarında çalkantılara neden olacağını anlatacağım.

İkincisi Avrupa Birliği (AB) çok derin resesyonda. 2020 yılının sonuna kadar bu durgunluktan çıkması beklenmiyor. Bu oyunu değiştirecek birçok plan var. Bunlardan biri Macron ve Merkel’in teklif ettiği 550 milyar euroluk hibe paketi. Bundan güney üyeleri yararlanacak. Başta İtalya ve İspanya olmak üzere. AB Komisyon Başkanı Ursula von der Leyen 1,85 trilyon euro boyutunda çok daha büyük bir paket teklif etti. Bu, 2021-2022 döneminde yürürlüğe girecek yedi yıllık AB, yani euro bölgesi bütçesi çerçevesinde harcanacak. Burada AB’nin yeşil ekonomiye dönmesi, sağlık sistemlerinin güçlendirilmesi, tedarik zincirlerinin yeniden kurulması için çeşitli üyelere yardımlar verilecek. Bunun gerçekleşip gerçekleşmeyeceği Avrupa ekonomisinin kaderi için çok önemli olacak. Bütün bunların Türkiye için önemi olmadığını zannetmeyin. Birinci finansal ikincisi reel ekonomi yoluyla Türkiye’yi çok yakından ilgilendirecek. 

Çin ile Batı arasında bir medeniyetler çatışmasından söz ediyoruz. Çin’in Wuhan’da çıkan salgınla ilgili bilgileri dünya kamuoyundan sakladığına yönelik şüpheler var. Batı medeniyeti Çin’i yayılmacı ve dünya ticaret örgütünü kullanarak ekonomik faaliyetlere zarar veren bir ülke olarak görmeye başladı. ABD-Çin arasındaki yeni gerginliğin en temel nedeni ise Çin’in Hong Kong’un özel statüsünü iptal edecek nitelikte özel bir yasa çıkarması. Önümüzdeki günlerde ABD’nin Çin’e karşı yüksek yaptırımlar uygulaması çok olası. ABD ekonomisinde ikinci dip geliyor, 20 eyalette koronavirüs vakaları çoğalmaya başladı, bu yüzden Amerikan ekonomisinin düzeleceğini zannetmiyorum.

Bu yüzden Hong Kong’un statüsünün değişmesi Trump için çok büyük bir fırsat olabilir. Neler yapılabilir? Hong Kong özel statüsünden dolayı ABD’ye gümrüksüz mal ihraç ediyordu, 40 milyar dolar ihracat yapmıştı. Bu statüyü kaybedebilir. İkincisi bütün Çin’e yeniden gümrük vergileri uygulayabilir. Çin ile ABD arasındaki birinci faz ticaret anlaşması iptal edilebilir ve gümrük vergileri yeniden yükseltilebilir.

Hong Kong, Asya için önemli finansal merkezlerden biri. Hong Kong, Çin’in dünyaya açılan bir yüzü ve 4,5 trilyonluk bir ekonomi. Küçük değil. Alınacak tedbirler Hong Kong’u çok zor bir duruma düşürecek. Oradaki daralma Asya için büyük bir sorun. Dünya ticareti toparlanmadan dünya ekonomisinin toparlanması zor. Orta vadede bu bir soğuk savaşa dönüşecek. Trump yaptırım uygulamasa dahi Çin’de yeni üretim merkezlerinin kurulacağını ya da Çin’den yeni mal alacak şirketlerin çıkacağını zannetmiyorum. Ortada çok büyük bir belirsizlik var. Dolayısıyla bütün dünyaya çok pahalıya mal olacak.

Avrupa çok kötü durumda. AB Merkez Bankası Başkanı Lagarde yüzde 7-10 daralmadan bahsediyor. Bu ülkelerin ikinci çeyrekte yaşadıkları depresyonu, yoğun ekonomik çöküntüyü 2022 yılına kadar sürdüreceklerini kimse söylemiyor. Burada bir toplarlanma olacak. Ama burada tartışılan, bu toparlanmanın hızı ve nerede zirve yapacağı. 

Uzmanlar arasındaki çoğunluk görüş dünya ekonomisinin 2022 yılında, V’nin ikinci bacağına çıkamayacağı yönünde. Avrupa çok daha kötü durumda. Zaten Avrupa’nın güneyi İtalya, İspanya, Portekiz, Yunanistan çok borçluydu. Bütün bütçe kaynaklarını kullandılar bu salgınla başa çıkmak için. Daha fazla borçlanarak ekonomilerine can suyu verme ihtimalleri de düşük. 

ABD, Türkiye ve Hindistan gibi iç taleple büyüyen bir ülke. Avrupa ihracatla büyüyor. Dolayısıyla dünya toparlanmadıkça Avrupa’nın ihracat yapması daha zor olduğu için, onların toparlanması da dünya ticaretinin toparlanmasından sonra geliyor.

Daha İtalya’da koronavirüs ölümleri bitmiş değil. Bu, İtalya’da derin AB düşmanlığına ve karamsarlığa neden oldu. Eğer yardım ve hibe paketleri 2020 yılında onaylanmazsa Brexit’ten sonra belki de İtalya’nın AB’den çıkmasını tartışırız. Bu da hem piyasalar hem de dünya ekonomisi açısından can sıkıcı bir durum olur.

ABD ile Çin arasında yeniden bir yaptırım ve ticaret savaşları başlarsa yeniden gelişmekte olan ülkelerde piyasalarda satışlar görürüz. Bu, Türkiye’nin durumunu daha da zor bir hale getirebilir. Aradan birkaç ay geçtikten sonra şöyle bir hesap yapılabilir: Türkiye’nin Çin ile ilgili çok büyük bir ticareti yok, tedarik zinciri de Çin’den gelmiyor, dolayısıyla aslında bu ticaret savaşından en az etkilenecek olan Türkiye. Dolayısıyla biz Türkiye’ye finansa yatırım yapmalıyız. 

Türkiye’nin hem avantajları hem de dezavantajları var. Jeostratejik açıdan kritik bir konumda olduğu için hem ABD hem Çin flört edecekler Türkiye ile. Bu da umarım her iki tarafla ilişkilerin düzelmesi anlamına gelir. Ama özellikle Türkiye sene başından bu yana 10 milyar dolar para kaybetti ve Merkez Bankası rezervleri de şişirme. Türkiye’nin yabancı sermayeye çok ihtiyacı var. ABD ile Çin arasındaki soğuk savaş orta vadede Türkiye’ye bir miktar sıcak para ve kredi girişini sağlayabilir."