Guillaume Perrier
May 17 2018

Fransa'nın Türkiye'deki 'büyük oyunculuğu' - Ahval Dosyası: 'İşler tıkırında'

Avrupa Erdoğan yönetimiyle ticari ve sınai ilişkisini her geçen gün derinleştirirken diğer yandan OHAL ve  KHK rejimi altında mağduriyet çeken toplumun en az yarısı için 'timsah gözyaşları' döküyor.
Ekonomik çıkarlar, stratejik NATO bağlantısı ve taktik mülteci anlaşması ile birlikte son tahlilde ilişkiyi belirleyen ana faktör.
Avrupa ile akçalı işler tıkırında ve Ankara'da yönetim bundan memnun.  
Kıta, Türkiye’nin her bakımdan birinci ekonomik ortağı.
Başta silâh olmak üzere ticaret artıyor, Avrupalı kredi muslukları akmaya devam ediyor ve Avrupalı şirketler büyük altyapı projelerinde birbirleriyle yarışıyorlar. Doğrudan yabancı yatırım kaleminde duraklama olsa da Batı Avrupalı sermaye stok bazında birinci sırada.
Toplam ticaret 2016’da 144,681 milyar avrodan 2017’de 154,483 milyara çıkmış.
AB lehine ticaret açığı ise 11,378 milyar avrodan 14,993’e yükselmiş.  
Almanya, İtalya, Fransa, İsviçre, İngiltere, İspanya, Hollanda, Belçika, İsveç şirketleri ve bankaları en önemli ortaklar.
Sırf Alman sermayeli veya ortaklı 6000 şirket Türkiye'de faal.
Türkiye’nin iş ortamı özellikle Avrupalı şirketler için bir lütuf.
Çevresel veya stratejik etki analizi şartı yok, yerel alt yüklenicilerin iş güvenliği standartlarına uyma şartı yok (Türkiye, ölümcül iş kazalarının Avrupa şampiyonu). Hemen her kesim utanç verici bir şekilde, kaynağı ve şeceresi belirsiz yatırımcılar tarafından ülkeye saçılan nakit paraya gözünü kapatıyor.  
Bu yazı dizisinin amacı 'ballı' ve çoğu zaman ahlaksız ilişkinin Avrupa ayağındakileri ifşa etmek, bilinenleri bu kritik dönemde tarihe kayıt düşmek ve bilenlere hatırlatmak. Haberleştirdiğimiz bu çetele okurların paylaşmak isteyeceği bilgiye açık olacak, bildiklerinizi şu adrese yazabilirsiniz:
editor@ahvalnews.com

fransa

​​​​​​Fransa, Türkiye’nin Avrupa Birliği'ndeki üçüncü büyük ticaret ortağı. 2017 yılında, % 4,2’lik pazar payı ile Türkiye’nin en büyük 7. müşterisi ve % 3,5 ile en büyük 6. tedarikçisi oldu. Paris ve Ankara arasındaki ticaret hacmi, Türkiye'deki karışıklığa rağmen, birkaç yıldır göreceli olarak 15 milyar dolar civarında sabitlendi.

Bu ticaret birkaç güçlü ekonomik sektöre, özellikle ulaştırma sektörüne dayanmakta.

Türkiye’nin ihracat sektörleri arasında ilk sırada yer alan otomobil endüstrisi (2017'de 24 milyar dolar), Fransız-Türk ekonomik ortaklığının bir ayağı.

Bu ilişkinin merkezinde, 1969'dan beri Bursa'da bir fabrikası olan ve Marmara bölgesine düzinelerce otomotiv alt yüklenicisini çeken Renault grubu bulunuyor. Bursa'da her yıl on binlerce binek otomobil ve ticari araç üretilmekte. 25 yıldır, ithal parçalar kullanılarak bu fabrikanın hatlarında üretilen ikonik Renault 12 Toros, hâlâ Anadolu’nun kırsal kesimlerinde kullanılıyor.

Bugün Renault, çoğunlukla Avrupa pazarları için Clio’nun son modellerini üretiyor. Bununla birlikte, Clio şu anda Türk pazarında satılan bir numaralı marka.

Ford, Toyota ve diğer üreticiler gibi Renault da Türkiye'deki nitelikli ve ucuz işgücünden faydalanıyor. Yüksek teknolojiye sahip Bursa fabrikası, düşük ücretler ve esnek çalışma koşulları sayesinde dünyanın en verimli fabrikalarından birisi.

2016 yılında, Renault’un Bursa farikasındaki 4 bin işçi sendikaya üye olma haklarının ihlali ve haksız işten çıkarılmalara karşı eylem düzenledi.

Renault, Türkiye'ye yerleşmek için Türk Silahlı Kuvvetleri’ne ait özel emeklilik fonu OYAK ile yarım yüzyıl önce bir anlaşma imzaladı. Bu hâlen süren bir evlilik. Avantajlı bir statüye ve vergi muafiyetine sahip olan Ordu Yardımlaşma Kurumu’nun Türkiye'de altmışa yakın şirketi bulunuyor ve yaklaşık 30 bin kişiyi istihdam ediyor.

Renault, ortak yatırımın % 51'ine sahip.

OYAK Fonu, tam kalkınmada olan Türk savunma sanayisini de finanse ediyor. Renault'a ek olarak, 2008’de AXA’nın AXA-OYAK Sigorta’daki OYAK’ın % 50 hissesini almasından önce, OYAK uzun bir süredir Fransız-Türk ilişkilerinin bir diğer siyasi ayağı olan sigorta şirketi AXA ile bağlantılıydı.

Ayrıca, AXA'nın eski CEO'su olan Henri de Castries (2000-2016) Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üye olmasının aktif bir destekçisi ve Boğaziçi Enstitüsü'nün (Bosphorus Institute) kurucusu. MEDEF (TÜSİAD’ın Fransa’daki muadil örgütü) ve TÜSİAD tarafından ikili ilişkilerin desteklenmesi ve özellikle de Ermeni soykırımını inkâr edenlerin cezalandırılmasına yönelik Fransız yasalarına karşı lobi yapmak için kurulan bu lobicilik grubu Fransız-Türk çıkarlarının ana ekibi.

Paris’teki CEPII’nin (Center for economic prospect and international information) ekonomistlerinden Deniz Ünal “Fransa ve Türkiye arasındaki ticari ilişkilere, uzun zamandır, en azından Sarkozy’nin Cumhurbaşkanlığından bu yana, siyasi anlaşmazlıklar damga vuruyor.

Yakın bir zamana kadar Fransa, Türkiye'yi asla bir öncelik olarak görmedi.

Dışişleri Bakanı Laurent Fabius gerçek bir ekonomi diplomasisi uygulamasıyla bunu değiştirmeye çalıştı, ancak Fransa uzun süredir Türk büyümesini sürükleyen kamu altyapı ihalelerinin dışında tutuldu” diyor.

Bu yeni hedef, Türkiye’ye yönelik Fransız politikasında ufak bir değişikliğe yol açtı. Ekonomi, ikili ilişkilerde bir öncelik haline geldi.

 

fransa

 

Türkiye'deki mevcut Fransız şirketlerinin öncüsü olan Renault gibi, çoğunlukla büyük CAC 40 şirketleri (Paris Borsa’sında işlem gören en büyük 40 şirket), Türk pazarında kendilerini kabul ettirdi.

Bunlar, 80 milyonlu nüfusu ile Türk iç pazarının stratejik bir hedef ya da Türkiye'yi bölgesel üretim üssü olarak gören gruplar.

1980'lerin sonlarında ve 1990'ların başlarında, Türk ekonomisinin açılmasıyla birlikte, birkaç büyük grup Türk pazarına girdi: Rhône-Poulenc, Saint-Gobain, Sanofi-Aventis, L'Oreal, Groupama, Total, Lafarge, Sodexho, Danone veya Carrefour. Bir süpermarket devi, küçük rakip grupları satın aldıktan sonra şu anda açık olarak ülkede kuruldu.
Demiryolu ve hava taşımacılığı sektörü de unutulmamalı. Havacılık, özellikle Türk havayolu şirketlerinin Airbus siparişleri toplam ihracatın % 20'sinden fazlasını oluşturuyor. Kamu sektörü de dahil olmak üzere Fransa, son yıllarda ciddi ölçüde yatırım yapıyor.

Fransız Devleti’nin % 50,6’lık pay ile çoğunluk hissedarı olduğu ADP (Aéroports de Paris), 2012 yılında TAV havaalanlarının hisselerinin % 38'ini satın aldı ve 2016'da payını % 46'ya yükseltti. TAV, Atatürk ve Esenboğa havaalanları da dahil olmak üzere 6 ülkede 16 havaalanı işletiyor ve hızla büyüyen bir ekonomik aktör. İstanbul Atatürk Havaalanı’nın devamlılığı, İstanbul’un kuzeybatısında inşa edilen üçüncü havaalanı ile sorgulanıyor olsa bile. TAV'ın bir sonraki özelleştirmesi, Fransız hükümeti tarafından Mart ayı başında açıklandı.

Fransız şirketleri demiryolu taşımacılığının gelişimini desteklemek için de çok aktifler. Büyük kamu altyapı ihaleleri, metro, tramvay ağları, Marmaray, Boğaz'ın altındaki bir tünel ve bunlardan başka İstanbul-Ankara yüksek hızlı tren hattı, yıllardır Fransız yatırımcıların hedefi.

En son örnek, 5 Nisan Perşembe günü Alstom’un yeni Haliç hattındaki tramvaylar için bir güç kaynağı sisteminin kurulması maksadıyla İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile bir sözleşme imzaladığını duyurmasıydı. Fransız grubunun Türkiye ile eski bir ilişkisi var. Alstom demiryolu projelerinde mevcut ve enerji sektörüne de yatırım yapıyor: Elektrik trafosu fabrikası, Atatürk hidroelektrik barajı için türbin, rüzgar santrali…

Fransız ekonomisinin bir diğer amiral gemisi olan nükleer enerji, Sinop'taki Karadeniz nükleer güç santrali projesinin tamamlanmasını bekliyor. Söz konusu ihale, Areva ve GDF Suez'in iyi temsil edildiği bir “Fransız-Japan” konsorsiyumuna verildi ve “Proje çok gecikti” diyor Deniz Ünal.

Kimya ve eczacılık, tekstil, tarım diğer önemli sektörler.

Ancak dikkat çeken şey, küçük ve orta ölçekli şirketlerin çok aktif olduğu Almanya'nın aksine, Türk pazarına yatırım yapan Fransız şirketlerinin, esasen ekonominin ağır topları olan ve bazen devlet tarafından desteklenen uluslararasına yönelik grupların olması.

Kamu ihaleleri için rekabet eden bu şirketler politik anlaşmazlıklara ve dolayısıyla Fransız-Türk siyasi ilişkilerine de kolayca maruz kalmakta.

Türkiye Ekonomi Bankası’nın (TEB) sahibi BNP Paribas Bankası için Türkiye analisti olan Sylvain Bellefontaine “Erdoğan sıklıkla yabancı yatırımcıları Türkiye'ye karşı komplo kurmakla suçluyor. Altyapılarla ilgili her pazar yüksek bir kârlılığa sahip olmakla birlikte yüksek bir politik riske de sahip. Türkiye, kuruluşunun yüzüncü yılı perspektifinde stratejik bir pazar, ancak bunların fonlanması şeffaf değil ve yolsuzluk şüpheleri var” diyor.