Kutay Ersöz
Ağu 24 2018

Kulüplerin Euro ile sınavı

Euro ve doların son dönemdeki yükselişi birçok sektör gibi futbolu da etkiledi. Hatta belki de etkilenme sırasının zirvesinde futbol yer alıyor. Aslında kur artışı olmasaydı bile Türk futbolunda zaten deniz tükenmişti. Fakat yeni durum, bazı gerçekleri daha net ortaya çıkaracak. Belki de, daha önceden yapılması gerekenler şimdi mecburen de olsa uygulanabilir. Bir nevi UEFA kıstasları gibi…
Futbol kulüpleri, yurt dışıyla iş yapan diğer firmalardan farklı olarak ülke içindeki çalışanlarına Euro üzerinden maaş verir. Çalışanlarının (futbolcuların) büyük bir kısmı yabancılardan oluşur. Yani doğal olarak ‘işçiler’ maaşlarını Euro üzerinden almaktan vazgeçmez.
Bu durumu kulüpler istedi! Yabancı sınırı genişleyince maaş kalemleri de yükseldi. Artık geri dönüş de zor. En azından yerli oyuncular için Türk Lirası’na dönüş olabilir ama onların da büyük bir kısmının yurtdışı kökenli. Yani Türkiye’de çalışıyorlar ama aileleri ve yatırımları Avrupa’da. Öte yandan kulüp içi dengelerin korunması da önemli bir konu. 23 kişilik bir kadroda sadece 4-5 oyuncuya Türk lirası üzerinden maaş vermek idare edilebilecek bir durum değil. Gerçi bu sezon en zoru, Euro üzerinden ödenen maaşları aksatmamak olacak.
Galatasaray dönüşümü denemeye çalıştı. Başkan Mustafa Cengiz, yerli oyuncularla Türk Lirası üzerinden anlaşacaklarını söylemişti. Muğdat Çelik transferinde dediğini gerçekleştirdi ama Emre Akbaba yine Euro üzerinden imzaladı. Yani henüz değişimler oturmamış gibi!
Basit bir hesap yaparsak; yabancı futbolcu sayısı yükseldikçe Euro ile ödenen maaşın sayısı da artacaktır. Bunu fark eden kulüpler, geçen sezon dipten gelen “Yabancı oyuncu sayısı indirilsin” söylemini daha gür bir sesle tekrarlamaya başladı. Ankaragücü Başkanı Mehmet Yiğiner kur krizinin gündemin ilk sırasında olduğu 14 Ağustos günü, kulüp olarak üretimden yana olduklarını ve yabancı sayısına kısıtlama getirilmesini dile getirdi. Kesinlikle olması gereken de budur.

Fakat bu açıklamanın ardından geçen 10 günde Ankaragücü üç tane yabancı oyuncu (Thibault Moulin, Thomas Heurtaux ve Alessio Cerci) transfer etti. Tam bu noktada “Ligde rekabet edebilmek için yabancı oyuncu transfer etmek şart” söylemi gelebilir. Fakat tersi örnekler mevcut.

Birinci Lig’de de yabancı oyuncu kontenjanı oldukça geniş ama orada tamamen yerli ve bir kısmı kendi üretimi oyucularla mücadele eden bir Altınordu gerçeği var. İzmir ekibi, “Ligde mücadele edebilmem için yabancı şart” deseydi şu an Barış, Berke, Çağlar, Cengiz dörtlüsünden 20 milyon Euro’ya yakın gelir elde edemezdi. Galiba yabancı sayısının bir zorunluluk olmadığının altını defalarca çizmek gerekiyor!
Sözler, sloganlar güzel ama önemli olan icraattır. Konyaspor’un Nike formasına Türk Lirası simgesini eklemesi de kulüpleri kurtaracak çözümlerden biri değil. Belki milli bir bilinç aşıladıklarını düşünüyorlardır. Fakat esas olan ciddi hamlelerdir. Konyaspor da oyuncularına Euro ile maaş veren kulüplerden biri. Hatta Mayıs ayındaki TFF duyurusunda, menajerlere en çok Euro ödemesi yapan (703 bin Euro) dördüncü kulüptü. Yani Türk Lirası kolda kalıyor ama cebe inmiyor.
Kulüplerin birçok gelir kalemi Türk Lirası üzerindeyken harcamalarının tamamını Euro üzerinden yapması zaten oluşan açığın en büyük nedenlerinden. Üstelik döviz gelirlerinden biri olan yayın gelirleri de sabitleştirilen kur nedeniyle büyük bir artış göstermedi. Diğer yandan birinci amaçları sportif başarı olan kulüplerimizin bazı kalemleri küçümsediklerine de geçmişte çok şahit olduk.

Sanki Avrupa’nın en güçlü futbol ekollerinden biriymişiz gibi, “Avrupa Ligi’nde gelirler çok düşük, oynamasak daha iyi” diyenler bile oldu. Yeni oluşan ortamda Avrupa Ligi gelirleri de kulüplere nefes aldıracaktır. Hiç olmamasından iyidir! Maç kazanmanın, sportif mücadeleye girmenin maddi kazanımlarla beraber başka katkıları da olacaktır. Zaten ‘spor’ kulüplerinin birinci amacı burası olmalı.
Oyuncu satışı ise kısa dönemin kurtarıcısı olabilir. Yüksek maaş alan ve halen piyasada alıcısı olan oyuncuları elden çıkarmak en geçerli yollardan biri. Bir hafta içinde Gomis, Giuilano, Josef gibi oyuncuların gönderilmesi kaçınılmazdı. Fakat ligdeki her oyuncu onlar kadar kaliteli değil.

Süper Lig’in yabancı cennetine döndüğünü ve oyuncuların dışarıda fazla alıcısı olmadığını görebiliyoruz. Bu da geçmişte işlenen günahların bedeli olarak masada duruyor! Udinese, William Ekong gibi genç, Dünya Kupası oynamış ve ligin iyi stoperlerinden biri için 3.30 Milyon Euro ödedi. Yani eldeki oyuncularımızı Arap yarımadası ve Çin dışında çok yüksek fiyatla gönderemeyiz.
Aslında bu işin şifresi belli. Ülkenin her alanında olduğu gibi futbolda da tek bir çıkar yol var; üretim! Futbolcu üretmek, pazara bol sayıda ürün sunmak, dışarıdan almamak, yerli oyuncuları bir rekabete sokmak bütün krizlerin önünü keser. Bunun için biraz zaman gerekiyor. Bir tarım ürünü tarlada bir senede, bir sanayi ürünü fabrikada çok kısa sürede üretiliyor.

Fakat futbolcu için en az yedi sene beklemek gerekiyor. İnsan yetiştirmek ciddi bir iştir. Bu ciddiyete ayak uydurabilecek sistemlerin sayısı ise çok az. Üstelik iklim de pek uygun değil. Bazı ürünler yağmur, bazıları güneş ister. Futbolcu ise huzurlu ortamda yetişir. Türkiye’nin futbol ikliminde ise huzur çok az bulunuyor.