Yeni Messi’yi bulma savaşı

Bu yaz Avrupa’nın transfer rekoru –şimdilik- Joao Felix’in elinde. Portekizli oyuncu Benfica’dan Atletico Madrid’e 126 milyon euro’luk bonservis bedeliyle transfer olarak 2019’un rekorunu kırdı. Bu rakam ayrıca, gelmiş geçmiş en yüksek transfer ücretlerinde üçüncü sıraya yerleşti.

Felix daha 19 yaşında. 2018’in ilk aylarında Benfica’nın ikinci takımıyla alt ligde oynuyordu. Geçen sezonun başında ise A takım kadrosuna dâhil edildi. Fakat 2018’de sadece altı lig maçında toplam 157 dakika oynayabildi. 2019 yılında ise adeta bir süper yıldıza döndü. Rui Vitoria’dan koltuğu devralan Bruno Large, altyapılardan tanıdığı genç oyuncuya ilk 11’de şans verdi, ardından da Felix sezonu 15 gol ve 7 asistle tamamladı.

Genç yıldız adayını, Şubat ayındaki Galatasaray maçlarında da yakından izlemiştik. Kadroya gireli henüz bir ay olmuştu. Tüysüz suratı ve cılız vücuduyla genç olduğunu her haliyle belli ediyordu. Fakat yeteneği, saha içindeki olgun kararları ve oyun liderliği onun başka bir sınıfa ait olacağını gösteriyordu.

Yine de üst seviyede sadece altı ay oynamış bir futbolcunun yüksek bir bedelle Atletico Madrid’e transfer olması alışılmış bir durum değil. Bu tablo futbolda büyüyen pastanın ve artan gelirlerin yansıması olarak anlatılıyor. Muhakkak transfer bedelleri eskisinden daha yüksek olacaktı. Dünya, hayat ve toplum her zaman bu şekilde ilerlemiştir. Fakat ilginç olan artıştan ziyade, yüksek bedellerin artık genç oyuncular için ödenmesi. Liste sadece Felix’le sınırlı değil. Dünya transfer rekorları artık 25 yaş altındaki oyuncuların elinde.

Öncelikle birkaç istatistik. Piyasa son dönemde çıldırdı; bu doğru. Tarihin en yüksek bonservis bedellerinin ilk 13 sırasında 2016 öncesinden sadece iki transfer var. Onlardan biri de her daim büyük bir yıldız olan Cristiano Ronaldo’ya ait. Diğer isim ise Gareth Bale. Galli yıldız, belki de bugünlerin ilk habercisiydi. Tottenham’dan Real Madrid’e transfer olduğunda 24 yaşındaydı. Ondan sonra da ortalık karıştı!

Listenin birinci sırasında yer alan Neymar Paris’in yolunu tuttuğunda 25 yaşındaydı. Mbappe 20’sinde rekor kırdı. Ousmane Dembele de Barcelona’ya transfer olduğunda 20 yaşındaydı. Paul Pogba 23 yaşında tüm Avrupa’yı peşinden koşturup İngiltere’ye gitti. Romelu Lukaku Manchester United’a 24 yaşında 85 milyon Euro bedelle transfer oldu. 2014’te James Rodriguez listeye girdiğinde 23 yaşındaydı. Bu yazın büyük transferlerinden Lucas Hernandez 23,  Frenkie de Jong ise 22 yaşında…

Oysa bir zamanlar transfer rekorları kıran oyuncular çok daha yaşlıydı. Zinedine Zidane 29, Zlatan Ibrahimovic 28, Kaka 27, Luis Figo 28, şimdilerde listede esamisi bile okunmayan Christian Vieri 27 yaşındaydı. Değişen durumu neyle açıklayabiliriz? Futbol artık gençlerle oynanan bir oyun mu? Öyle olsaydı kulüplerin yaş ortalaması düşerdi ama gözle görülür bir düşme yok. Birçok üst düzey takım 25-27 yaş ortalaması ile geçen sezonu geçirdi. Hatta futbolcunun ‘raf ömrü’ de uzadı. Zaten bir yandan da Eden Hazard ya da geçen yaz olduğu gibi Ronaldo gibi isimler transfer olmaya devam ediyor. Fakat rekorlar gençlere kalıyor. Üstelik ne verecekleri belli olmayan gençlere…

Hazard, Ronaldo, Higuain gibi isimler yıllarca gözümüzün önünde top koşturdu. Onların yeni takımlarına neler vereceklerini az çok tahmin edebiliyoruz. Beklenenin altında kalmaları bir ihtimal ama büyük bir hayal kırıklığına dönüşmeleri kolay değil. Onları takıma dâhil etmek, kupa kazanmak için daha kısa bir yol anlamına geliyor. Oysa gençlerde aynı kesinlik yok. Birkaç sene önce dünyayı kasıp kavuran Pogba, bugünlerde United’da istenmeyen adama dönüştü. Neymar artık bir bilmece. Dembele, Barcelona denilince akla gelen ilk oyuncular arasında bile değil.

Öyleyse neden bu isimler transfer rekorlarını alt üst ediyor? Muhakkak ana etken potansiyelleri. Çok yetenekliler, gelişime açıklar. Kendi yaşıtlarının en iyileri olarak her geçen gün biraz daha sivriliyorlar. Fakat daha fazlası var. Oyun değişiyor. Değiştirenler ise iki kişi; Lionel Messi ve Cristiano Ronaldo…

Arjantinli ve Portekizli 10 yıllık bir süreye damga vurdular. O 10 yılda, tartışmasız bir şekilde dünyanın en iyileri onlardı. Üçüncüyle (her kimse) aralarında tartışmasız bir fark vardı. O dönemde gol rekorlarını kırdılar. Hem ulusal liglerde hem Şampiyonlar Ligi’nde tarihi baştan yazdılar. 30 gol attıkları sezonlar ‘durgun’ sayıldı. Real ve Barcelona belki her sene kupaları alamadılar ama bu iki yıldıza sahip oldukları için en kötü sezonlarına bile 1-0 önde başladılar.

Bugünlerde Messi 32, Ronaldo 34 yaşında. Yine çok iyiler ama artık onlar için yolun sonu yaklaşıyor. Dünya yeni yıldızını arıyor. Kulüplerin de ödediği bedeller de bunun yansıması. Dünyanın aktif olarak en iyi üçüncü oyuncusunu (Hazard, Agüero, Griezmann veya başkası) transfer etmek yerine; beş sene sonra dünyanın en iyi oyuncusu olabilecek isme yatırım yapıyorlar. Kısacası herkes sonraki Messi’yi ve Ronaldo’yu arıyor. Böylece 10 yıllık bir döneme damga vurmayı planlıyorlar.

Zira yeni Messi ve yeni Ronaldo, dünyaya çok şey vaat ediyor. Senede 50 gol atacak, bir o kadar asist yapacak, kritik zamanlarda sahneye çıkıp takımına maç kazandıracak ve bunu istikralı bir şekilde 10 sezon boyunca yapacak. Zaten son dönemde onların rakamlarına yaklaşan Salah, Kane, Suarez gibi isimleri de gördük. Oyuncular ister istemez o çıtaya yakın olmalılar. Genç olmayan kuşak bile üst seviyede kalabilmek için kendilerini geliştirmek zorunda kaldılar.

O zaman şöyle bir soru akla gelebilir. Madem bu işleri yapacak oyuncular çıkacak, o zaman neden Messi ve Ronaldo tarihin en iyileri? Cevap basit. Çünkü onlar sadece çok iyi oyuncular değildi. Aynı zamanda oyunu ve oyuncu profilini de baştan aşağı değiştirdiler. Tıpkı Pele, Michael Jordan ve Roger Federer gibi… Onlardan daha iyisi gelebilir ama böylesine güçlü bir devrimi onlar gerçekleştirdi. Tarihi onlar yazdı ama yüksek bedelli transfer rekorlarını yeni kuşak kıracak.

© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.