Fenerbahçe, Koç Holding, Türkiye ekonomisi

Futbol ve toplum arasında çok ilginç benzerlikler yakalanabilir.

Bu satırların yazarı iyi bir futbolseverdir, çok da koyu bir fenerbahçelidir (fenerbahçeliyi  küçük harfle yazdım diye imla programı hemen altını çiziyor ama ben hala bir sıfatın, özel isimden de türese, neden büyük harfle yazılması gerektiğini anlamıyorum).

Fenerbahçe, daha geriye gitmiyorum, yirmi sene çok kötü yönetildi, Aziz Yıldırım çok eleştirildi ama eleştiri konuları daha ziyade siyasi oldu (şike?) da kimse kendisine “yirmi sene bu Fenerbahçe’yi yönettin ama futbol şubesine bir Avrupa kupası getiremedin” demedi.

Getiremezdi çünkü her sene sezon açılışlarında “Hedefimiz lig şampiyonluğu” diyerek çıtayı, Avrupa kupa motivasyonunu düşürdü.

Avrupa kupası için bu hedefe uyacak teknik direktör ve futbolcu kalitesi gerekiyor, bunun için de para lazım, futbolda az para ile başarı hayalleri ham hayallerdir, Aziz Yıldırım en iyi örnektir.

Unutmayalım, Fenerbahçe’nin (FC) başına Werner Lorant gibi Almanya’da kimsenin adını bile bilmediği bir teknik direktörü getiren Yıldırım’dır ve o sene küme düşmekten kıl payı kurtulduk; üniversitede bir söyleşi de Yıldırım’ın yardımcısına (Özaydınlı) Werner Lorant’ın kariyerini sormuştum, ve aldığım cevap şu idi: “Lorant Fenerbahçe’de kariyer yapacak”. Durum net değil mi?   

Ali Koç’un Fenerbahçe’nin başına gelmesini koyu bir fenerbahçeli olarak büyük bir memnuniyetle karşıladım ancak bu sevincim de çok kısa sürebildi.

Ali Koç da ısrarla Avrupa çıtasına dokunmuyor, muhtemelen de bir işadamı olarak Avrupa kupasının yatırım maliyetini biliyor ve bu yatırımı yapmak istemediği için de çıtayı yukarıya çekmiyor.

Fenerbahçe gibi bir camianın başına geçen bir kişinin teknik direktör tercihleri gerçekten çok kötü idi; evet, bu teknik direktörlerle, mesela Ersun Yanal ile Türkiye liginde şampiyon olunur ama müzede zaten o kupadan çok var, bir Avrupa kupası yok ama Yanal ile Avrupa kupası gelmez; başka bir ifadeyle Koç da Lorant tercihinin ötesine geçemedi maalesef.

Sadece teknik direktör değil sorun, Fenerbahçe’nin futbolcu transfer listesi ile de, bu listeyi oluşturan zihniyet ile de Avrupa kupası bir hayal kalacaktır; Avrupa kupası birinci sınıf bir hedeftir, birinci sınıf bir hedefe de birinci sınıf yönetici, teknik direktör ve futbolcu ile ulaşılır.

Sadece izleyici ve taraftar olarak ilişkim olan futbolden şimdi de biraz ekonomiye dönelim.

Sayın Ali Koç Fenerbahçe’nin başına gelemese idi, muhtemelen şimdi Koç Holding’in en tepesindeki isim idi.

Türkiye ekonomisini senelerdir izleyen biri olarak Koç Holding’in iktisadi-siyasi serencamı ilginçtir; bu serencam en azından bir açıdan Gümrük Birliği Kararı öncesi ve sonrası olarak ikiye ayrılabilir.

Koç Holding Türkiye’de 1995’e kadar korumacılığın, içe kapalı bir komuta ekonomisinin özel sektör komutanı gibidir ama kimse bunu tarihsel bir zorunluluk olarak görmesin, sonuç olarak bir tercihtir.

Koç Holding 1995 Gümrük Birliği kararına çok direnmiştir, Allah’tan başarılı olamamıştır ama 1995’i izleyen senelerde Koç da rekabetin, dışa açık piyasa ekonomisinin nimetlerini farketmiş, otomotiv ve beyaz eşya ihracatında Avrupa’da önemli başarılar elde etmiştir; o dönemlerin Koç Holding’de otomotivin başındaki kişinin “ en büyük hatamız gümrük birliğine karşı çıkmak olmuştur” ifadesini kulaklarımla duymuşumdur.

Sayın Ali Koç’un maalesef başarısız Fenerbahçe serencamını izledikçe ilk aklıma gelen konu Sayın Koç’un içinde yetiştiği iktisadi zihniyet ortamıdır.

Koç Holding kapıları kapanmayan arabalar, yürüyen çamaşır makinaları ile büyük paralar kazanmıştır gümrük birliği öncesi ama futbolün doğası buna izin vermemektedir çünkü kurallarını Ankara değil, FIFA, UEFA koymaktadır ve Fenerbahçe Avrupa’ya maça çıktığında arkasında o acayip, devasa devlet teşviklerini bulamamaktadır.

Sayın Ali Koç Fenerbahçe’nin başında ikinci sezonunu bitirmek üzeridir; bu süreçte belki artık son şansı olan üçüncü sezon için Covid19 belası kendisine büyük bir fırsat da sunmuştur ama takımın başında 2020-2021 sezonunda hala kimin olacağı belli değildir ve bu durum Türkiye’nin dev bir holdinginin en tepe ismi için inanılması güç bir profesyonellik eksikliği olarak yansımaktadır ekranlara.

Görüşüldüğü söylenen teknik direktör adaylarına Wikipedia’da araştırıyorum ve karşıma çıkan manzara tam bir ufuksuzluk görüntüsü döküyor önüme.

Aziz Yıldırım’ın Zico (Brezilya) ile neden çalışamadığını, gönderdiğini bilemiyorum  ama seyirci olarak Fenerbahçe’nin son otuz yılda en iyi futbol dönemi olduğunu biliyorum; Zico döneminde Fenerbahçe çok yakın geçmişinde iki UEFA kupası olan Sevilla’yı elemiştir.

Peki bu Zico neden gönderilmiştir, Zico ya da eş düzeyde biri, bir akran (peer) neden Fenerbahçe’ye gelmemektedir?

Uluslararası başarıya ve yabancıya da karşı olmak mı acaba?

Kapalı toplum rant arayışı mı acaba? (rent seeking) 

Zico 1953 doğumludur, teknik direktörlük için geç bir yaş denebilir ama bence bir kez daha Beyaz Pele ile çalışmayı denemek gerekebilir; bir koyu Fenerbahçeli olarak naçiz önerimdir.

Gelelim yazımın sonuna yani Türkiye meselesine.

İktisat zihniyeti bu kadar içe kapalı, hedef olarak ancak Türkiye şampiyonluğunu koyan (yerli ve milli), AB üyeliğini unutan, unutturan liderler, yöneticiler, iktisatçılar, iş adamları ile 2008’den günümüze dolar bazında yükselmeyen bir kişi başına gelir düzeyini neden garipsiyoruz?

Fenerbahçe efsanevi bir takımdır ama Avrupa kupası yoktur müzesinde.

Koç Holding Türkiye’nin devidir ama üşenmezseniz Koç Holding’in borsa piyasa değerini Avrupa, ABD şirketleri, holdingleri ile bir karşılaştırın isterseniz.

Türkiye için başka bir şey demeye gerek yok muhtemelen.

Fenerbahçe, Ali Koç, Koç Holding, Türkiye; biraz bileşik kaplar gibiler, değil mi?

Her şey de futbol değil.

Obradoviç’in gitmesine neden izin verildi sizce?

Zico gibi mi?

Hedef ve örnek Emre ve Volkan ise gerçekten Zico da, Obradoviç de çok fazla burası için.


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir 

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar