Futbola Turkcell modeli: Şampiyon Saray’dan atanacak!

Turkcell’deki yönetim operasyonu hatırlayan var mı? Uluslar arası ortakları olan Türkiye’nin en büyük GSM şirketinin sadece birkaç ay içinde, Cumhuriyet Gazetesi’nin deyimiyle nasıl ‘Akcell’ haline getirildiğini hani...

Muhtemelen aklınızdadır... Turkcell’deki Türk, Rus ve Finlandiyalı ortakların aralarındaki anlaşmazlığın çözümsüz hale gelmesinin ardından 2013 yılında SPK’nın bir gecede yönetim kuruluna eski AKP’li bakanları ve yöneticileri atadığı...

Ardından Ziraat Bankası’nın 2014 yılında yerli ortak Karamehmet’e 1.6 milyar dolarlık kredi açarak şirketin yönetimde kontrolün tamamen devlete geçtiği. Kredi geri ödemesi 2017 sonunda başlamasına ve Karamehmet’in taksitleri ödeyememesine rağmen Ziraat Bankası’nın buna ses çıkarmadığı…

Bu kredi ilişkisinin ardından Turkcell’in özel bir şirket görünmesine karşın yönetim olarak artık tıpkı bir devlet dairesi gibi AKP iktidarına direkt bağlandığı… Yönetim kurulundaki çoğunluğu doğrudan AKP’yle bağlantılı isimlerden oluştuğu...

Keza medyada yer alan haberlere göre bu bağımlılığın sadece yönetim kurulu değil tüm çalışanlara yayıldığı…

Gelinen noktada AKP yönetimi açısından bakıldığında Turkcell toplam 1.6 milyar dolarlık Ziraat Bankası kredisiyle partizanlaştırılmış başarılı bir gizli kamulaştırma örneği.

Devlet bankasının kaynaklarıyla finanse edilen bu operasyon sayesinde bir dönem 20 milyar doların üzerinde piyasa değerine ulaşan ve on milyonlarca  abonesi olan bir teknoloji şirketlerinin tüm imkanları iktidardaki siyasi partinin amacına uygun olarak yeniden yapılandırılmış durumda.

Şüphesiz bu durum devleti partiyle eş gören bir iktidar için bu bir sorun taşımayabilir. Ancak hem Ziraat Bankası hem de Turkcell sadece AKP değil diğer siyasi görüşlerden olanlar için tartışma yaratacak bir konu.

Peki aynı opersyon başka alanlarda da uygulanabilir mi? Örneğin futbolda…

Cuma günü Türkiye’deki futbol kulüplerine ait borçların Türkiye Bankalar Birliği önderliğinde yeniden yapılandırılacağı açıklanırken konu kamuoyu gündemine bir bomba gibi düştü.

Çünkü, yıllardır zarar eden ve vergi de dahil verilen tüm avantajlara karşın milyarlarca lira borcu bulunan futbol kulüplerinin ana alacaklısı konumundaki banka, kuruluş amacı çiftçilere kredi vermek olan Ziraat Bankası’ydı.

Özellikle sosyal medyada konu AKP’nin bir seçim yatırımı ve Mart ayındaki yerel seçimler öncesi milyonlarca futbol taraftarına şirin gözükme çabası olarak değerlendirildi. Bu yapılandırmayla ülkenin değerli kaynaklarının AKP tarafından seçim kazanmak uğruna heba edileceği ve kulüplerin borçlarının affedileceği dillendirildi vs.

Ancak Pazartesi akşamı Ahaber-Aspor ortak yayınına katılıp konuyla ilgili ayrıntıyı aktaran TBB Başkanı ve Ziraat Bankası Genel Müdürü Hüseyin Aydın ile Türkiye Futbol Federasyonu Yıldırım Demirören’in (ki kendisi Beşiktaş’ın bugünkü borçlu yapısına gelmesinde en büyük pay sahibi yöneticilerden biri olarak gösteriliyor) açıklamasını dinleyenler fikirlerini değiştirmiş olabilir.

Çünkü her iki yöneticinin anlattıkları da yapılan operasyonun futbol kulüplerine maddi bir hayat öpücüğü olmaktan öte, tıpkı Turkcell örneğinde olduğu gibi AKP tarafından kayyum atanması yoluyla futbolun da partizanlaştırılmasını içeriyor.

Zaten hem Aydın hem de Demirören konunun Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘isteği ve olur’uyla, damat Berat Albayrak’ın öncülüğünde gerçekleştiğini canlı yayında defalarca tekrarladı.

Futbolun nasıl AKP egemenliğine alınacağına gelince: Borç yapılandırılmaları karşılığında TFF bünyesinde bir lisans denetim birimi oluşturulacak. Bu birime Bankalar Birliği’nden uzmanlar da atanacak.

Bu kurul hangi kulübün hangi futbolcuyu transfer edeceğinden, hangi teknik direktörle çalışacağına kadar hemen her konuda belirleyici olacak. Uymayanlara küme düşme ve Avrupa kupalarından men’e kadar çeşitli cezalar verebilecek. Ve elbette parasız bırakılıp batırılacak.

Demirören’in verdiği bilgilere göre bu yeni kurul sayesinde bugüne kadar TFF değil UEFA’nın denetiminde olan dört büyük kulüp de TFF’nin denetimine boyun eğer duruma gelecek. Bu kulüpler hak etseler dahi TFF istemediği taktirde Avrupa kupalarında Türkiye’yi temsil edemeyecek.

Diğer taraftan yeni sistemin özellikle Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş ve Trabzonspor için zorluklar çıkartacağı, daha az borçlu olan Başakşehir, Sivasspor.

Kasımpaşa ve bir ölçüde de Göztepe için ödül olacağı bizzat Demirören ve Hüseyin Aydın tarafından söylenen sözler. Bu da uzun süredir yönetimi AKP’ye yakın takımların TFF ve iktidar tarafından kollandığına yönelik spekülasyon ve şikayetleri yeniden canlandıracak açıklamalar olarak gözüküyor.

Bir başka konu ise operasyonun maliyeti. TBB Başkanı Hüseyin Aydın Süper Lig’deki 18 takımın toplam borcunun 9.5 milyar düzeyinde olduğunu belirtirken bunun 5.75 milyar TL’lik bölümünün bankalara olduğunu kaydetti.

Aydın yapılandırmanın en büyük alacaklı olarak Ziraat Bankası önderliğinde gerçekleştirileceğini söyledi. Borç yapılandırmadan yararlanacak tüm kulüplerin Cuma gününe kadar kendilerine nakit akış tablolarını getirmelerinin zorunluğu olduğunu kaydeden Aydın, bir borç silmenin ise söz konusu olmadığını da ifade etti.

Ziraat Bankası kaynaklarının seçim yatırımı için futbol kulüplerine peşkeş çekildiğine ilişkin eleştirileri de yanıtlayan Aydın banka olarak tarıma 80, KOBİ’lere 50 milyar TL kredi verdiklerini futbola verilen kredilerin çok küçük bir pay olduğunu vurguladı. Aydın borç yapılandırmanın sadece futbol kulüplerine değil tüm şirketlere yapıldığını söyleyerek kendisini savundu.

Aslında bu cümle futbolda yapılan operasyonun da bir itirafı gibi. Çünkü Aydın’ın da dediği gibi her isteyen şirket bankaların borç yapılandırmalarından yararlanabiliyor. Örneğin bir tavuk firması da bankalara olan kredilerini yapılandırabiliyor. Üstelik besleyeceği tavuğa, vereceği yemin rengine bankayı karıştırmadan bunu yapabiliyor.

Bu nedenle futboldaki kredi yeniden yapılandırması bir borç yapılandırma operasyonundan çok Türkiye’nin en sevilen sporunu aynı Turkcell’de olduğu gibi zapt-u rapt altına alıp AKP’lileştirme operasyonuna benziyor.

Hüseyin Aydın ve Yıldırım Demirören’in açıklamaları futbolda şampiyonu rekabetin değil AKP ve onun kurduğu rejimin belirleyeceği döneme girdiğimizi işaret ediyor.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.