20 dakikada 22. şampiyonluk

TT Arena’daki final maçı için Galatasaray’ın planı az çok tahmin edilebilirdi. Son iki sezona yayılan iç saha coşkusu zaten cepteydi. 90 dakikanın içinde, her an kullanılmaya hazırdı.

Fakat böylesine maçlarda daha somut bir anlayışın maça yayılması gerekir. Beklemek mi, saldırmak mı? Topu gezdirmek mi, topu rakibe vermek mi? Galatasaray için en iyisi topa sahip olmak ve mümkünse onu kaleden uzak tutmaktı.

Asıl merak edilen Başakşehir’in sahaya nasıl çıkacağıydı. Abdullah Avcı’nın öğrencilerinin oynadıkları oyunu artık ezberlemiştik. Üstelik deplasmanda bir final maçında bizi şaşırtmaları çok zordu. Geçişler sayesinde rakibe baskın yapacaklardı. Fakat o baskınları bitirebilecek bir ilk 11 sahaya çıkacak mıydı?

Avcı, neredeyse tüm ikinci yarı boyunca birbirine benzeyen kadrolarla sahaya çıktı. Birçok puanı kaybettikten sonra geçen hafta yeni bir arayışa girdi. Seyrantepe’de hangisini tercih edeceği merak konusuydu.

Sezonun ilk yarısında dört gol atan Riad Bajic, sezonun ikinci yarısında ikinci kez ilk 11’deydi. Robinho ise yedek kulübesinde oturdu. İlk 45 dakika sonunda tercihler de oyun da Başakşehir adına uyumluydu.

Galatasaray ise istediğini, topu kalesinden uzak tutmayı başaramadı. Nisan ayına kadar sadece beş kez ilk 11’e girebilen Elia, sezonun ilk asistini yaptı, Bajic de takımını 1-0 öne geçirdi. Dakikalar henüz 17’ydi.

Gol değil belki ama golden hemen sonrası maçın gidişatını değiştirdi. Galatasaray’ın aradığı motivasyon, karmaşa sayesinde ortaya çıktı. Karmaşayı yaratan Başakşehirli futbolculardı.

Bajic’in gol sevinci ve Emre’nin tribünlere doğru vurduğu top maçın seyrini değiştirdi. Konuk takım, öyle bir ortamda daha sakin kalabilseydi belki de kendisi için daha hayırlı olacak sessiz sedasız bir 70 dakika geçirecekti.

Gerçi ilk yarının kalan süresinde de Galatasaray oyuna, duran toplar dışında pek giremedi. Belki de Süper Lig tarihinin ilk yarılarda en çok oyundan çıkan futbolcusu olan Emre’nin, bir kez daha sahadan erken ayrılması Başakşehir’i zora düşüren bir diğer etkendi.

Yerine giren Mossoro, topla ilişki konusunda Emre’yi belki aratmadı ama savunmanın önüne çekilen İrfan – Gökhan İnler ikilisi sönük kaldı.

Galatasaray, cebinde saklı duran iç saha coşkusunu gecikmeden ortaya çıkarmalıydı. İkinci yarıda vakit kaybetmeden, en azından 60. dakikaya kadar bir gol bulmalıydı. Hatta 1-1 bile sezonu kurtarmaya yetebilirdi. Oysa çok daha iyisi oldu. Sezonun en değerli oyuncusu Feghouli, muhteşem bir gole daha imza attı.

İlk yarı, Başakşehir’in oyun üstünlüğü sayesinde 1-0 bitti ama ikinci yarı 1-1 başladı. Bunun tek bir sebebi vardı; kalite! Oyuncu kalitesi, 1 dakika içinde skoru dengelemeyi başardı.

Fakat daha fazlası için kaliteden fazlasına ihtiyaç vardı. İç saha baskısı ve coşkusu bu anlarda devreye girdi. Galatasaray 1-1’den sonra çok kısa aralıklarla iki kez daha topu Başakşehir kalesinin içine gönderdi. Fakat her ikisi de gol olarak değer kazanmadı. Belki skor değişmedi ama Galatasaray, rakibini ne kadar zorladığını gösterdi.

Zaten iki pozisyon da çok ufak nüanslarla sonucu değiştirmemişti. Diagne’nin eli ona büyük bir avantaj sağlamamıştı, Onyekuru da bir adım geriden çıksa, yine topa vurabilirdi.

Başakşehir için faydalı musibetlerdi ama Abdullah Avcı tepki göstermekte geç kaldı. Galatasaray, rakibinin üzerine gitmeye başlamışken oyunu yavaşlatacak, soğutacak bir hamle yapılabilirdi. Özellikle orta sahada en çok tekleyen Gökhan İnler’in yerine, rakibin baskısına cevap verebilecek sertliği olan Attamah kullanılabilirdi. Fakat süre yetmedi.

Çekirge iki kez zıpladı, üçüncüsünde top filelerle buluştu. Sayılmayan bir golde ayağı kayan ve pozisyona sebep olan Gökhan İnler, bu sefer üzerine gelen topu kaleden uzaklaştıramadı ve Onyekuru’ya adeta “al da at” dedi.

Topu topu 20 dakika sürdü. Galatasaray’ın sezonun şampiyonluk maçını kazanması ve şampiyon olması için 20 dakika yetti. Abdullah Avcı’nın maç sonunda takımını ve oyununu öven açıklamaları doğru olabilir.

Sezonun genelinde daha iyi ve doğru oynayan takım Başakşehir’di. Tıpkı bu maçta olduğu gibi. 45 dakikalık iyi oyun ile 20 dakikalık iyi oyun karşı karşıya geldi. 2-1 kazanan, işi kısa sürede bitiren oldu. Yukarıdaki satırlarda dediğimiz gibi; farkı yaratan kaliteydi!

Elbette Başakşehir kalite yoksunu bir takım değil. Fakat rakibine göre kısıtlı olan kalitesini de hiç kullanamadı. Galatasaray yeri geldiğinde, elindeki tüm kozları aynı anda sahaya sürebildi. Kaliteli oyuncularından sonuna kadar yararlandı. Bu koz final haftalarında, işleyen bir oyundan daha faydalıydı.

Şampiyonluk maçında da benzer manzaralar gördük. Başakşehir’in dünya futbola arenasındaki en popüler dörtlüsü Robinho, Adebayor, Arda, Demba Ba ilk 11’de değildi.

Fatih Terim ise, sezon genelinde faydalanmasa bile, şampiyonluk kazanmayı bilen oyuncularını (Selçuk İnan – Semih Kaya) kritik dakikalarda sahaya sürdü. Uluslararası seviyedeki tüm oyuncuları sahadaydı, yedek kulübesinde kalanlar ise Muğdat, Ahmet Çalık, Sinan Gümüş ve diğerleriydi.

Bahsetmeye gerek bile yok. Galatasaray sezonun son haftalarını oynamayı çok iyi biliyor. Hem kulübün kapısından girmiş çıkmış tüm kaliteli oyuncularıyla, hem de bütün camiasıyla. Şampiyonluk sayısı da zaten her şeyi anlatıyor: 22! Lig tarihinin üçte birinden fazla, Başakşehir’in Süper Lig’de geçirdiği sezon sayısının iki katı kadar…

Belki bu istatistik ve gelenek her şey değildir ama çok şey olduğu da bir gerçek. Bu gerçek, 2018-19 sezonunda daha net bir şekilde ortaya çıktı.

© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.