Kutay Ersöz
Eyl 09 2019

2019 yazının transfer raporu

Süper Lig’de bir transfer dönemi daha sona erdi. Bütün yazı dolduran, hatta Süper Lig’in ilk haftalarındaki maçları bile gölgede bırakan heyecanın ve gündemin sonuna geldik. Transferi seviyoruz. Hatta birçoğumuz, şampiyonluktan bile daha çok seviyor. Transfer olan futbolcuları merak ediyoruz. Transferler gerçekleşmese bile gündeme giren futbolcular hakkında konuşmaya, onları günlerce beklemeye bayılıyoruz. Hatta bir futbolcu için en az iki kulüp devreye giriyorsa o kapışmayı bir derbi maçtan daha büyük ilgiyle izliyoruz.

O zaman bu zevk yüzünden başımıza ne dertler aldığımızı irdeleyelim. Ne de olsa her heyecanın bir bedeli vardır.

İyi haber; bonservis harcamalarımız son yıllarda düşüşe geçti ama muhakkak bunun bir de kötü sebebi var: Kulüplerimizin kasasında para yok! Gerçi eskiden de çok fazla para yoktu ama o dönemlerde olmayan paraları harcamakta beis görmüyorlardı. Ne de olsa sorgulayan, araştıran yoktu. Şimdi ise hem UEFA hem Türkiye Futbol Federasyonu hem de Türkiye Bankalar Birliği kulüplerin tüm harcamalarını dikkatle araştırıyorlar. Genel kurulların ve taraftarların yapamadığını başka kurumlar hallediyor. O sayede son 10 yılın en düşük bonservis harcaması bu yaz gerçekleşti.

2011-12 sezonunda Süper Lig kulüpleri toplam 128 milyon euro bonservis bedeli ödemişti. Aynı rakama 2017- 18 sezonunda bir daha ulaşıldı. Sadece 2014-15 sezonu dışında hiçbir zaman 90 milyon euro’nun altına inmedi. Bu sezon ise 18 takım toplam 67 milyon euro bonservis bedeli ödedi. Hiç fena değil! Üstelik gelir elde edilen transfer de mevcut. Yusuf Yazıcı, Eljif Elmas ve Trezeguet gibi transferler sayesinde lig kâra geçti. Geçen sezonun 45 milyon euro’su kadar kazançlı olmasa da 15 milyon euro gibi bir kâr elde edildi. Tabi rakamların doğruluğu hakkında şüphelerimiz var. Finansal Fair-Play’den kaçış yöntemleri nedeniyle bonservisler imza parasına, maaşlar kiralama bedellerine aktarıldı. Tüm bunlara rağmen kulüplerimizin tamamı yazı artıda kapatamadı. Altı kulüp transfer döneminde zarar gösterdi. İki kulüp ise sıfırda kaldı… Yine de eskiye göre iyi…

Gerçi oluşan (düşen) rakamlar transfer seven ülkeyi memnun edecek doğrultuda değil. İspanya’nın, İngiltere’nin ve diğer büyük liglerin ödediği transfer rakamlarını düşününce bazı futbolseverler hayal kırklığına uğruyor. Özellikle “İtibarın tasarrufu olmaz” düsturuyla yetişen gençler, kulüplerinin bu sessiz hallerine bozuluyorlar. Fakat durum sanılanın aksine umut verici. Tabi ki bu umut verici durumun sebebi kulüplerimizin akıllı planlamaları değil. Sanılanın aksine yabancı sayısının artması ise hiç değil. Yaptırımlar, kısıtlamalar, ekonomik krizler artık kulüplerimizin ayaklarını yorganlarına göre uzatmayı zorunlu kılıyor.

Son 10 sezonda Süper Lig’de yer alan kulüplerin transfer geçmişlerine baktığımız zaman tablo hala karanlık. Son 10 sezonda, Süper Lig’de mücadele etmiş 35 takımdan 16 tanesi bonservis bedellerinden kâr edebilmeyi başarmış. Fakat bu takımların büyük bir kısmı küme düştü. Bursaspor, Eskişehirspor, Karabükspor, Manisaspor, Samsunspor, Elazığspor, Bucaspor gibi kulüpler şu anda var olma savaşı veriyorlar. Bu sefer de insanın aklına “Bu paralara ne oldu?” sorusu düşüyor.

Transfer, sadece bonservisle alakalı bir durum değil. Asıl önemli kalemlerden biri, hatta belki de en önemlisi, oyunculara verilen yıllık ücretler. Kulüplerimiz en çok harcamayı bu noktada yapıyor. Üstelik birçok kulüp bu harcamalarını kamuoyuyla paylaşmadıkları için somut bilgilere ulaşmamız zorlaşıyor. Kağıt üzerinde harcanan paranın ne kadarının oyuncuya, ne kadarının menajere veya başka şahıslara gittiği de ayrı bir muamma. Yani Şuursuz ve kayıtsız bir harcama kültürü yıllardır ülke futboluna hükmediyor. 

Bu sezon da, bu düsturdan hareket ederek kadrolarını baştan aşağı değiştiren kulüpler oldu. Mesela sezonun ilk haftasında 18 takım 112 yeni transferini oynattı. Yani her takımın 14 oyuncuyu sahaya sürdüğünü düşünürsek bunların yarısı yeni transferlerdi. İlk haftada Gazişehir 11, Kayserispor 10, Ç.Rizespor dokuz yeni transferi sahaya sürdü. Yani üç ayda bambaşka kadrolara dönüşen takımlarımız mevcut. Bu da belli bir harcama yüküne dönüşüyor.

Harcama yükünü azaltmak için kasaları doldurmak gerekiyor. Bu da ancak oyuncu satışlarıyla olur. Tabi 11 milyon euro’ya alınan Diagne’nin, Belçika’ya gönderilme şekli doğru örnek değil. Altyapıdan yetiştirilen Yusuf Yazıcı ve Ozan Kabak veya ucuza transfer edilip iyi paraya gönderilen Eljif Elmas ve Trezeguet 2019’un doğru modelleriydi.

Sonuç olarak transfer dönemi sona erdi. Bu yazdan çıkardığımız, çıkarmamız gereken en büyük ders üretimin değeriydi. Zira Avrupa’nın gözü artık Süper Lig’in üzerinde. Bu ilginin nedeni, yüksek kalitemiz veya yabancılarla rekabet eden yerli oyuncularımız değil. Maddi krizdeki kulüplerimiz sayesinde radara girdik! Kulüplerimizin ayakta kalmak için sıcak paraya, Avrupa kulüplerinin de yüksek kâr elde edebilmek için ucuz yatırıma ihtiyacı var. Transfer hastalığı bizde sona ermeyecek. O zaman transfer heyecanımızın yok olmaması için daha çok üretim ve daha çok satış şart…


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.