Atan alır derbisi: Galatasaray-Fenerbahçe

Galatasaray – Fenerbahçe derbisi dünyanın sayılı ezeli rekabetlerinden biri. En azından bu görüşü savunan çok sayıda futbolsever var. Tabi bu görüşün karşısında duranlar da mevcut. Onlara göre oyun kalitesi Avrupa’nın gerisinde olan ve dünya tarafından çok da izlenmeyen bir derbinin dünya derbisi olarak adlandırılması mümkün değil.

Fakat derbilerde oyun kalitesinden ziyade heyecan ve adrenalin önceliklidir. Rangers – Celtic, Partizan – Kızılyıldız, Boca – River gibi derbilerde de oyun kalitesi çok yüksek değildir ama heyecan seviyesi tavan yapar. Galatasaray – Fenerbahçe maçları da bir zamanlar böyleydi. Son yıllarda ise ne o heyecanı ne de yüksek bir oyun kalitesi görüyoruz.

Bahisçi diliyle konuşursak; iki takım arasındaki son 15 maçın 13 tanesi 2.5 gol altı ile sonuçlandı. Hatta o iki maçın birinde (Galatasaray’ın Sneijder’in golleriyle 2-1 kazandığı karşılaşma) atılan üç gol de 88. dakikadan sonra sonra geldi. Bu süreçte dört tane de golsüz maç var. Tabi ki düşük skorlu maçlar oyun kalitesinin düşüklüğünü kanıtlamaz. Fakat iki takım arasındaki karşılaşmalarda bu tip sonuçlar sık sık tekrarlanıyorsa bir sorun var demektir.

Bahsettiğimiz 15 maç, altı senelik bir sürece tekabül ediyor. Tesadüf değil. Türkiye futbolunda gerginliğin arttığı, saha içine olan ilginin azaldığı, teknik direktörlerin koltuğunu korumasının zorlaştığı bir dönemdeyiz. Galatasaray – Fenerbahçe maçları her iki camia için zaten önemliyken, artık daha da önemli hale geldi. Eskiden kötü giden sezonu kurtaran galibiyetler, artık kötü giden haftaları ve günleri korumaya başladı. Yenilgiler ise daha da yıkıcı oluyor. O nedenle derbilerde kaybetmemek esas isteğe dönüştü. Kısır maçlar, sorunsuz beraberlikler evla görüldü.

Yakın geçmiş, hafta sonundan beklentilerimizi şekillendiriyor. Ligde henüz beş hafta oynandı ama daha şimdiden Fenerbahçe beş, Galatasaray yedi puan kaybetti. Bir zamanlar bu iki takım bu kadar puanı sezonun tüm ilk yarısında kaybediyordu. Ve altıncı hafta maçında birbirlerine rakip olacakları için bu hesap defterlerinden birinde (veya her ikisi de) yine artış olacak.

Muhakkak iki takım da kazanmak isteyecektir ama çok fazla eksileri var. Fenerbahçe’den başlayalım. Beş hafta geçti ama halen savunma hattında orijinal oyuncular yer alamıyor. Zanka dışında ideal dörtlünün üçü kendi bölgesinde oynamıyor. Geçen hafta yeni transferlerden stoper Adil Rami sahadaydı ama taraftarlara korku dolu anlar yaşattı. Orta saha oyuncusu olmasına rağmen ve savunma performansı beğenilmeyen Jailson bile Rami’ye kıyasla daha güvenilir kaldı. Büyük ihtimalle Ersun Yanal yine Brezilyalı oyuncuyu geriye çekecektir. Sağ bekte bir orta saha (Ozan Tufan), sol bekte ise bir sağ açık (Dirar) oynayacak. Sol açıkta ise iki sakat (Moses ve Rodrigues) var; o nedenle forma bir ön liberoya; Tolga Ciğerci’ye gidecek.

Fenerbahçe adına umut verici en önemli gelişme Vedat Muriç’in formu. Emre de sezona iyi başladı ama 39 yaş, onun tempo sorunu yaşamasına neden oluyor. Luiz Gustavo’nun da kısa sürede uyum sağlaması önemli bir artı. Fakat genel olarak özellikle kendi yarı sahasında dağınık duran, açık veren, oyun kuramayan ve gol yemeye müsait bir takım mevcut. Galatasaray deplasmanında bu yapının işi zor olacak. Kadıköy’deki maçlarda gördüğümüz tempolu oyunun bu maçta öteleneceğini, ‘önce emniyet’ anlayışının öne çıkacağını tahmin edebiliriz.

Galatasaray, en azından kağıt üzerinde, Fenerbahçe’ye göre daha az sorunlu. Belhanda’nın maskeyle de olsa oynayabilme ihtimali sayesinde sakat ve cezalı oyuncu kalmıyor. O yüzden Fatih Terim ideal 11 kurma konusunda daha avantajlı. Fakat sezon başından beri herhangi bir Sarı-Kırmızılı 11 bekleneni pek veremedi. Bekler Mariano ve Nagatamo formsuz, orta sahanın yenileri Seri ve Lemina henüz uyum sorununu atlatamadı, Falcao’yu doğru dürüst izleme şansımız bile olmadı. Babel bir var bir yok. Marcao ve Luyindama basit hata yapma veya kart görme konusunda fazla hevesli. Feghouli ve Belhanda hâlâ Afrika Kupası yorgunu. Kısacası Muslera dışında ne vereceğinden emin olduğumuz ikinci bir oyuncu yok. O nedenle maç sonunda Galatasaray için iki farklı cümleyi de kullanabiliriz. “Taraftarı önünde bu maçı domine ederek kazandı” da “Temposuz, durağan futboluyla dinamik Fenerbahçe karşısında hüsrana uğradı” cümlesi de eşit uzaklıkta...

Cezalı Fatih Terim’in takımına tam anlamıyla hâkimiyet kuramayacağını da düşününce bu maçı en azından hüsrana uğramadan atlatmak Galatasaray açısından kârlı görülebilir. Ne de olsa puan durumunda geride kalan Beşiktaş ve Trabzonspor da bu hafta birbirleriyle oynayacak. Yani Fenerbahçe’nin başını alıp gitmesini engellemek ve Arena’da Sarı-Lacivert bir gece yaşamamak, Galatasaray için yeterli olabilir.

Tüm bunları düşününce yine kısır, günü kurtarma maksatlı, beraberlik kokan bir maç bizi bekliyor. Veya atanın alacağı bir maça dönüşebilir. Zaten bahsettiğimiz 15 maçlık süreçte tam beş kez 1-0’lık skor çıktı.

Fakat bir yandan da bu maçın bir derbi olduğunu unutmamak gerek. Geçen sezonun ilk yarısında 2-2 biten karşılaşma bize referans olabilir. Galatasaray’ın bariz üstünlük kurmadan 2-0’ı yakaladığı maçta, Fenerbahçe hiçbir varlık gösteremeden önce 2-2’yi yakaladı sonra galibiyeti kaçırdı. Yani her an her şey olabilir!

Hâlâ tam anlamıyla hazır olmayan, eksikleri belirgin iki takımın mücadelesinde bireysel hataların olması kaçınılmaz. Bu bireysel hataları değerlendiren takım galibiyeti koparır. 50 bin kişilik taraftar grubunun kuracağı baskı Fenerbahçeli oyuncuların hata yapma ihtimalini arttırır. En azından temposu düşük ve teknik direktörü tribünde olan bir oyuncu grubundan daha fazla zorluk çıkaracaklardır.

Fenerbahçe için ilk düşünce beraberlik olabilir. Olursa bir galibiyet de tadından yenmez. Sarı-Lacivertliler Başakşehir ve Trabzonspor gibi zor maçlarda ve Ankaragücü gibi tıkandığı 90 dakikalarda puan ve puanlar almasını bildi. Galatasaray ise öncelikle kazanmayı ama en çok kaybetmemeyi isteyecektir. Maçta öne de geçebilir. Fakat Konyaspor ve Yeni Malatyaspor maçlarında gördüğümüz gibi; öne geçmek galibiyet için Galatasaray’a yetmeyebilir. 

Son tahlilde bir tahmin yapmak gerekirse; sanki ilk 60 dakikası kilitli son 30 dakikası fırtınalı bir maç bizi bekliyor…

© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.