Atış serbest: Öldürme yeter

Geçtiğimiz hafta PFDK kararları ülkedeki spor gündeminin birinci konusuydu. Fakat asıl konuşulması gereken gölgede kaldı. Türkiye’nin konuştuğu, Galatasaray-Fenerbahçe maçı hakkında verilen cezalardı. Oysa önemli olan Batman Petrolspor-Kasımpaşa maçında yaşananlar ve çıkan karardı.

Ekim ayının son günlerinde Türkiye Kupası beşinci tur maçları oynandı. O maçlardan biri Batman’daydı. Batman Petrolspor, yeni açılan stadyumundaki ikinci maçında Süper Lig ekiplerinden Kasımpaşa’yı konuk etti. Kâğıt üzerinde İstanbul temsilcisinin çok rahat kazanması bekleniyordu ama öyle olmadı.

Bir hafta içi gününün öğlen saatlerinde, tüm Türkiye açık kanal üzerinden heyecan dolu bir maç izleme fırsatı buldu. Kasımpaşa 2-0 öne geçti, Batman Petrolspor ikinci yarının ortalarında 2-2’yi yakaladı. Karşılaşmanın son anlarında Kasımpaşa bir gol daha bularak 3-2 öne geçti. Lacivert-Beyazlılar o golle tur atlamaya çok yaklaştı.

Golün ardından ev sahibi takımın tribünleri sessizliğe büründü. Stadyumda üzüntü hâkimdi, ara sıra da ufak uğultular yükseliyordu. Artık 90 dakika bitmek üzereyken bir pozisyon yaşandı. Batman Petrolspor yarı sahasına atılan topa Kasımpaşa’nın hücum oyuncusu Fode Koita hareketlendi. Aslında oyuncunun dördüncü golü atmaya pek niyeti yoktu. Daha çok zaman geçirmeyi planlamış gibiydi.

Büyük ihtimalle topu kontrol edip arkadaşlarına bakacaktı. Ardından da ya takım halinde topu dolaştıracaklardı ya da kendisi köşe gönderine gidip topu saklayacaktı. Fakat Fransız oyuncu daha topa sahip olmadan yüzüne gelen bir su şişesiyle yere yığıldı.

Türkiye’de daha önce çok kez yaşanan bir manzara ile yeniden karşı karşıyaydık. Tribünlerden atılan bir madde, sahadaki oyunun tadını kaçırmıştı. Fakat bizi daha fazlası bekliyordu. İlk anda yüzünü tutarak yere düşen Koita, yerle bir olduktan hemen sonra hareketsiz kaldı.  

İki takımın da sağlık görevlileri, oyuncuları, teknik direktörleri Koita’ya anında müdahale etti. Koita bir baygınlık geçirmişti. Hatta belki daha da kötüsü yaşanıyordu. Tüm Türkiye’nin gözü önünde Fransız bir oyuncu, yüzüne atılan bir su şişesi yüzünden yerde hareketsiz kalmıştı. Dili boğazına kaçmış olabilirdi.

Öyle anlarda sağlık görevlileri doğru müdahaleyle hemen önlem alırlar. Bu olayda da hızlı davrandılar. Fakat Koita müdahalelere rağmen hâlâ hareketsizdi. Ardından ambulans çağrıldı. Durum ciddiydi. Ne olduğunu anlamak mümkün değildi ama gözümüzün önünde bir futbolcu, bir tane su şişesi yüzünden adeta yaşam savaşı veriyordu.

Koita hastaneye gitti. Neyse ki korkulacak bir durum yaşanmadı ve oyuncu çok kısa sürede taburcu oldu. Biz o esnada saha içinde yaşananları izlemeye devam ettik. Hakem Özgür Yankaya maçı tatil etme kararı aldı. Yapması gerekeni yapmıştı ama kararı Batman ekibini pek tatmin etmedi.

Kulüp yetkililerinin hakem heyetine şikâyetlerini ekran başından bile sezebiliyorduk. Ne de olsa ‘idareciler’ için böyle bir olay normaldi.

Onlara göre münferit, bireysel, kulübü bağlamaması gereken bir olay yaşanmıştı. Koita ölümden dönmüş olabilirdi ama gösteri devam etmeliydi. Çünkü ortada bir maç vardı ve o maç her şeyden daha önemliydi. Belki kalan sürede Kasımpaşa’yı yenmek mümkün değildi ama maçın tatil edilmesi Batman Petrolspor’a yüklü bir ceza getirebilirdi.

Bu da sonrasında kazanılması gereken maçlar öncesinde bir dezavantaj demekti. O yüzden maçın tatil edilmesi engellenmeliydi. Neyse ki hakem Yankaya, ısrarlara rağmen kararından dönmedi.

Daha sonra olay Twitter’a yansıdı. Batmanlı bazı taraftarlar Doğu kulübü oldukları için böyle bir uygulamaya maruz kaldıklarını, atılan tek bir su şişesi yüzünden alınan kararın haksız ve ayrımcı olduğunu belirtti. Yüzde 100 haksızlardı.

Kurallar bunun tam aksini, Doğu-Batı ayrımı yapılmadan maçın tatil edilmesi gerektiğini söylüyordu. Fakat geniş çapta düşünülünce taraftarların tepkisinde anlaşılacak bir taraf da vardı. Çünkü yıllarca Türkiye’de futbol izleyenler için bu tür olaylar normaldi. Bu ülkede tribünlerde kavga çıkabilir, sahaya yabancı madde yağabilir, birileri yaralanabilir, oyunun akışına müdahale edilebilirdi. Bunlar olağan durumlardı.

Özellikle deplasman takımları için, bu tip olaylar işin fıtratında vardı. Koita, bu olağan durumu daha sert yaşayan bir talihsizdi. Kaza kurbanıydı. Şanssızlık işte! Onun için üzüldük, daha kötü bir şey olmadığı için sevindik ama artık oyuna devam edilmeliydi.

Bu tartışmalar sosyal medyada çok kısa sürdü ve hemen diğer maçlara geçildi. Normal şartlarda olayın ülke çapında birinci spor haberi olması gerekirdi ama Türkiye için haber değeri taşımıyordu.

Sonuçta kimse ölmemişti! O günden sonra federasyonun kararını beklemeye koyulduk. Bir hafta sonra cezayı açıkladılar: Batman Petrolspor’a bir maç seyircisiz oynama cezası!

Uzun vadede bu işlerin ceza ile sonuçlanmayacağını biliyoruz. Her şey eğitim, felsefe ve anlayışla düzelir. Fakat bu da çok meşakkatli ve uzun bir yoldur. Sağlıklı bir kültürün oluşması için Koita gibi birkaç futbolcunun daha yaralanmasına gerek yok.

O nedenle devreye kurallar ve cezalar, yani adalet girer. Cezalar, bir anlayışı simgeler. Hangi suç daha büyük bir ceza gerektiriyor? Yönetimi, idareyi elinde bulunduran için en önemli olan, korunması gereken nedir?

Önceliklerimiz nelerdir? Ceza niye veriliyor; oyunun daha sağlıklı bir şekilde ilerlemesi için mi, yoksa günü kurtarıp sorunları halının altına süpürmek için mi?

Maçların seyircisiz oynanmasına karşıyız. Bir tek kişinin hareketinin bütün bir stadyumu ve insanları etkilemesinden rahatsızız. Fakat bir futbolcuyu ölüme yaklaştıran eylemin cezası sadece bir maç mıdır?

Oyunun değerini anlamadan saldırı kültürünü yaşatmanın karşılığı, en kısa sürede kapıları yeniden açmak mıdır? Batman’ın yerel gazeteleri bile cezayı “Batman’a hafif fatura” başlığıyla duyurduktan sonra tartışılacak ne kalmış olabilir ki?

Oysa tartışılacak çok fazla konumuz varmış. Batman’ın cezasının açıklandığı gün gündem, Galatasaray-Fenerbahçe derbisindeki olaylardı. Taraflar kendilerine verilecek cezaları düşük tutmak için kamuoyu oluşturuyordu.

Aslında herkes aynıydı. Batı’daki kulüplerin uğraşlarını, yeri geldiğinde Batman’ın siyasileri ve yöneticileri de yapıyor. En üst ligde de en alt ligde de, ülkenin her yerinde de zihniyet aynı, fark yok. Hepimizin öncelikleri aynı. Önemli olan oyunun sağlıklı şartlar altında sahnelenmesi değil, herkesin yanına kâr kalacak şekilde devam etmesi…

Artık klişeleşmiş bir laftır. Çıkan büyük tribün olaylarından sonra muhakkak birkaç kişi “Yapıcı reformlar için birinin ölmesi mi lazım?” der. Biraz ironi barındırır ama vurucu bir tarafı da vardır. Ve ne yazık ki galiba birinin ölmesi gerekiyormuş.

Zira birilerinin bayılması, hastanelik olması veya ölümden dönmesi bile bir şeyleri idrak etmemiz için yetmiyor. Bunu Batman’daki olayda değil, Batman sonrası oluşan gündemde bir kez daha gördük!