Kutay Ersöz
Haz 11 2019

Avcı’nın en zor sınavı

2008 yılı… Şampiyonluk adaylarından Galatasaray, sezonun bitmesine altı hafta kala Karl-Heinz Feldkamp’ın istifasıyla sarsılmıştır. Acilen yeni bir teknik direktör gerekmektedir.

O sezon İstanbul BB Spor ile iyi işler çıkaran, birkaç sene öncesinde Galatasaray’ın altyapısında görev yapan Abdullah Avcı’nın kapısı çalınır. Altı hafta kalmışken ondan daha iyisini bulmak zordur ama ertesi sezon için akıllarda başka isimler dolaşır.

Avcı’ya sunulan teklifte de bu istekler söylenir. Avcı altı hafta takımı yönetecek, daha sonrasında gelecek yabancı teknik adamın yardımcısı olacaktır. Genç teknik direktör, her insana her zaman gelmeyecek teklifi ve Süper Lig şampiyonluğu fırsatını geri çevirir. Galatasaray Cevat Güler ile şampiyon olur ve ertesi sezon Alman teknik adam Michael Skibbe gelir.

Bugünlerde Abdullah Avcı’yı ‘kupasız teknik direktör’ diyerek küçümsemeye çalışanlar 2008’e dönebilir. Kupa sahibi bir teknik direktör olmak aslında bazen çok kolaydır. Vereceğiniz basit cevaplar size çok fazlasını kazandırabilir. Avcı o gün ‘Hayır’ dedi. Şampiyonluk kazanamadı belki ama alt ligden çıkardığı takımıyla kendini geliştirme fırsatı yakaladı.

Artık zamanı gelmişti. Bu yaz 56 yaşına girecek Abdullah Avcı, Süper Lig’de bir ‘büyük takım’ alma hakkını çoktan kazanmalıydı. Kariyerinin ilk Süper Lig şampiyonluğunu 64 yaşında elde edebilen selefi Şenol Güneş gibi, Avcı da uzun süre zirveden uzak kaldı. Hiçbir insan hedefleri için o kadar beklememeli.

Avcı 2019’da görevi kaptı. Fakat ne çağ, kendisine teklif geldiği 10 sene öncesindeki gibi, ne de Beşiktaş Şenol Güneş’in devraldığı zamandaki gibi… Avcı’yı bekleyen en büyük tehlike de bu hızlı dönüşüm…

Şenol Güneş, belki de istemeden mütevazı, sabırlı ve sadık Beşiktaş’ın kimliğini değiştirdi. Tabi Yıldırım Demirören ve Fikret Orman gibi figürlerin payını unutmamak lazım. Fakat Güneş, bu ikiliden farklı olarak kulübe şampiyonluklar kazandırdı. Futbol takımının seviyesi onun sayesinde yükseldi.

Bütün bunlar beklentileri her geçen sene daha da yukarıya taşıdı. Güneş’in devraldığı Beşiktaş ile bıraktığı Beşiktaş arasında çok fark var. Stadyum stadyum gezen cefakâr Beşiktaşlı ile Vodafone Park’ta başarı bekleyen Beşiktaşlı aynı değil.

Abdullah Avcı ise uzun yıllardır taraftarsız, baskısız bir kulüpte görev yaptı. Bunu, onun başarılarının değerini düşürmek için belirtmiyoruz. Zira aynı özelliklerin zaman zaman engele dönüştüğünü de gördük; misal son sezonun son haftalarında olduğu gibi…

Bu özellikler Avcı’nın terazisinde artı veya eksi yaratmıyor ama bir alışkanlık kattığı kesin. Avcı, kendi alanından çıkacak ve adeta kaynayan bir kazana düşecek. Ne yapacağını merak etmemek elde değil.

Abdullah Avcı Beşiktaş’ta başarılı olur mu? Esas soru belli ama sorunun cevabını bilmek için kâhin olmak gerekir. Fakat başarı için gerekenler az çok belli. Kaliteli bir takım bunlardan biri. Beşiktaş’ta kaliteli bir takımın bazı parçaları mevcut. Eksikleri tamamlamaya maddi yapı çok fazla izin vermeyebilir. İşte bu noktada Avcı’nın teknik direktör meziyetleri devreye girebilir.

Başakşehir dönemi, birçok ‘bitmiş’ oyuncuyu kazandırmasıyla dolu. Ayrıca çok ucuza takıma kazandırıp uzun yıllar faydalandığı yabancı oyuncular da mevcut. Bir ‘feda’ sezonu tavsiyesi değil ama artık kulüplerimiz eldeki imkânlarına göre planlama yapmak zorunda. Avcı planlama için doğru isimlerden biri.

Fakat planlama, sabır işidir. Avcı’ya bu fırsatı yönetim ve taraftar verecek mi? Zira Beşiktaş taraftarının Şenol Güneş ile büyüyen ve Şenol Güneş’e bile zarar veren beklentileri Avcı’ya gösterilecek sabrın önündeki en büyük engel.

Maddi imkânlar sadece transferle alakalı değil. Beşiktaşlı oyuncuların birkaç aydır maaşlarını düzensiz aldıkları biliniyor. Avcı’nın da maaşların zamanında ödenmesini istediği yazıldı. Yönetimin bu şarta ne kadar uyacağı bilinmez. Fakat uymadığı zamanlarda Avcı’nın göstereceği reaksiyon daha büyük muamma.

Kariyeri boyunca; maaş sorunu yaşamayan bir kulüpte ve maaş diye bir kavramın olmadığı kurumlarda (milli takım ve altyapı) çalışan Avcı, böyle bir problem esnasında neler yapabilir? Türkiye’de teknik direktörlüğün saha içinden ziyade saha dışını yönetmek olduğunu her geçen sene daha iyi anlarken, Abdullah Avcı’nın bu pratikten en çok uzak isimlerden olduğunu unutmamak gerek.

Güneş’in ayrılığı kesinleştikten sonra yazdığımız bir yazıda, adı geçen adaylar arasında Beşiktaş için en uygun ismin Abdullah Avcı olduğunu belirtmiştik. O günlerden sonra çok zaman geçti. Avcı, parlayan bir teknik direktörden şampiyonluk kaybeden bir teknik adama dönüştü.

Yine de kaybettiği şampiyonluğun hırsıyla Ümraniye’ye gelecek. Ve Beşiktaş gibi krizlere açık bir kulüpte, doğru futbol ve doğru oyunla ayakta kalmayı başarabilir. Diğer adayların ise bu konuda pek bir şansı yoktu!

Abdullah Avcı, ‘camiasız’ bir isim. İstanbul’un büyük kulüplerinde top oynamamasına, arkasında camia desteği olmamasına rağmen teknik direktörlük kariyerinde iyi bir noktaya gelebildi. Çocukluk yıllarında Şeref Stadı’nda girdiği ve iki gol attığı seçmede Adnan Dinçer onu seçseydi belki Beşiktaş’ın efsanelerinden biri olacaktı. Tıpkı 2008’deki gibi bir fırsatı, daha küçük yaşta tepmişti.

Siyah-Beyaz kapıdan girmesi biraz uzun sürdü ama belki de onun için daha iyi oldu. Başarıya giden yolun ne kadar uzun ve meşakkatli olduğunu iyi biliyor. Bunu Beşiktaş camiasına yeniden hatırlatacak birine de ihtiyaç vardı. O nedenle tüm çelişkilere rağmen Abdullah Avcı Beşiktaş’a en uygun isim, Beşiktaş da Avcı’ya en uygun yer.

En azından sezona öyle başlayacaklar. Bakalım bu uyum ne kadar sürecek? Fakat kötü bir sonuçta başarılı teknik direktöre üst seviyenin kapıları bir daha zor açılacaktır. Bu baskı, özgeçmişte eksik kalan kupaların anahtarına dönüşebilir.

*Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar