Avrupa'nın en büyüğü Real Madrid! Yine...

Real Madrid ile Liverpool finalinin adı konduğunda ortaya birbirine zıt iki anlam çıktı. Finalin ismi hem heyecan vericiydi hem de biraz sönüktü.

Heyecan vericiydi; zira Avrupa futbolunun en popüler kulüplerinden ikisi bir araya gelecekti. Real Madrid zaten yaklaşık 60 yıldır, çok büyük dalgalanmalar yaşamadan Avrupa’nın zirvesinde.

Popülerliği hiç azalmayan, en iyi futbolculara sahip olan ve her zaman yukarıyı hedefleyen bir zirve takımından bahsediyoruz. Karşısındaki Liverpool ise artık bir başaltı takımına dönüşse de 1970 ve 80’lerin mirasıyla her daim sevilen bir kulüp oldu.

Onları finalde görmek birçok futbolseveri mutlu etti. Avrupa’da başarılı takım çoktur ama böylesine özel kulüplerin aynı anda finalde olması duygusal, romantik ve heyecan verici duygular doğurdu.

Fakat ne olursa olsun bu bir final maçıydı.

Real Madrid sezonun başından beri finalin en büyük adaylarındandı. Liverpool ise oynadığı futbolla zaman zaman izleyenleri mest etse de zaafları olan, günü gününe tutmayan, sezon başından bakınca ‘Avrupa’nın en büyüğü’ sıfatını kazanmaya oldukça uzak duran bir takımdı.

 

Real Madrid

 

Sezon boyunca oynanan maçlar, bu iki takımı bir araya getirdi. Haliyle Real Madrid maçın kesin favorisiydi. Bu da dengeli bir final yerine sonucu az çok belli bir 90 dakika demekti.

Yine de Liverpool’un kazanmak için bir şansı vardı. Premier Lig ekibi, sezonun yıldızı Muhammed Salah’ın sürüklediği baskın ataklarla rakip savunmayı çaresiz ve kontrolsüz bırakabilirdi. Plan ilk dakikalarda fena da işlemedi. Fakat 30. dakikada Salah’ın sakatlanması Liverpool’un çözümsüz kalmasına neden oldu.

 

Real Madrid

 

Tam bu noktada sakatlık pozisyonu hakkında birkaç kelime söylemek gerekebilir. Futbol ne yazık ki sert bir oyun. Sakatlık da bu işin can acıtıcı bir sonucu. Fakat Sergio Ramos’un rakibini sakatlamayı düşündüğünü iddia etmek biraz acımasızlık.

Ramos sert bir oyuncu. Rakibini yıldırmayı seviyor. Hatta bu işleri hakemlerin gözünden kaçırarak, olabildiğince az ceza alarak yapıyor. Onun sporcu ahlakı genel hatlarıyla sorgulanabilir. Fakat yaşanan pozisyon özelinde onun rakibini sakatlamayı amaçladığını söylemek zor. Hatta bazı yorumcuların dile getirdiği ‘gaddar’ sıfatı da oldukça ağır kalır.

Salah’ın sakatlanmasından sonraki bölümünde oyun başka bir gerçekliğe girdi. En önemli değişiklik, Mısırlı hücumcunun sahada olmamasından dolayı Real Madrid beklerinin oyuna katılmaya başlamasıydı. Sağ bek Dani Carvajal’ın sakatlanması bile işleyişi değiştirmedi ama zaten asıl olarak şu anda dünyanın en formda sol beki olan Marcelo daha fazla sorumluk aldı.

Real Madrid bu sayede dengeyi kursa da maç uzun bir süre ortadaydı. Liverpool kalecisi Loris Karius’un inanılmaz hatasıyla Real Madrid öne geçse bile İngiliz ekibi sadece dört dakika sonrasında beraberliği yakaladı. Fakat Liverpool Salah yokken gücünün yarısını kaybediyor.

Yedek başladığı Porto maçı 0-0 sona erdi. 5-0 devam eden Roma maçında oyundan çıktıktan sonra İtalyanlar tura ortak oldu. Ligde bile Salah’ın oyundan çıkmasından sonra kaybedilen puanlar mevcut. Üstelik bu sefer karşılarındaki takım Real Madrid’di. İngiliz ekibi, rakip 11’e karşı ne kadar önlem alsa da oyuna sonradan dahil olan Gareth Bale’e karşı koyamazdı.

İşte tam bu noktada Real Madrid’in üç senedir Şampiyonlar Ligi’ni neden ve nasıl kazandığını görebiliyoruz. Eflatun-Beyazlı takımın kenardan gelen ismi, futbol tarihinin en pahalı futbolcularından biri.

 

Real Madrid

 

Hatta zaman geçirmek ve oyunu rahatlatmak için uzatma dakikalarında sahaya sürülen Marco Asensio da geleceğin en büyük yıldız adaylarından. Liverpool ise maç boyunca biri zorunlu olmak üzere iki değişiklik yapabildi. Üstelik kulübeden çıkmayanlar da belli bir seviyede kalan oyunculardı.

Futbolda, özellikle böylesine yüksek seviyelerde, farkı yetenek ve kalite oluşturuyor. Kaliteyi iyi bir sisteme dönüştüremediğinizde kazanamazsınız; bu doğru. Fakat modern futbolun yüksek bütçeli ve büyük hedefli takımlarının sistem oluşturmada yetersiz kaldıklarını artık görmüyoruz. Transfer şampiyonlarının fiyasko sezonlar yaşaması geçmişte kaldı.

Her futbol organizasyonun kafasında belli bir düşünce var. Elit takımların gücü birbirine yakın, farkı belirleyen ise kalitenin bolluğu ve kaliteyi oluşturan ayakların form durumu oluyor. Bu konuda da Real Madrid birçok takımdan önde.

Haliyle Zinedine Zidane gibi genç bir teknik adam, kariyerinin başında olmasına rağmen bir rekora imza atabildi. Futbolun teorisyenleri sayılacak teknik adamlar bile (mesela Pep Guardiola) şampiyonluk sayısında onun gerisinde.

Yine de bu sezon işlerin Real Madrid’in istediği gibi gittiğini ve dış etkenlerin (kaleci hataları, hakem kararları, rakiplerin sakatlıkları) yardım ettiğini kabul etmek lazım. Yapılan bazı hataların cezası hafif oldu. Mesela yaz transfer dönemini rehavet içinde geçirmenin bedelini La Liga’da ödediler ama bu Avrupa’ya yansımadı.

Zidane bu sezon büyük taktiksel dokunuşlara imza atmadı. Futbolcular da geçen sezonun aksine en iyi performanslarını ortaya koymadı. Fakat konu Şampiyonlar Ligi olunca ağırlık koymasını bildiler. Böylece bir sezonu daha kutlama yaparak sonlandıracaklar.

 

Real Madrid

 

Liverpool ise finalin kaybedeni olmasına rağmen sezonun ve gönüllerin kazananıydı. Geldikleri nokta beklenmiyordu. Bunu rağmen hemen her maçta keyif veren bir oyun sahnelediler. Salah da sezonun en sevilen futbolcularından biri oldu. Bundan sonrası için sadece Jurgen Klopp’un final şanssızlığını yenmesine ihtiyaçları var.

Sonuç olarak Avrupa’da bir futbol sezonu daha sona erdi ve kazanan yine Real Madrid oldu. Hiçbir takımın iki sene üst üste kazanamadığı turnuvayı üst üste üçüncü kez kazandılar. Önümüzdeki sene onları tekrar finalde görebiliriz.

“Artık sıkmaya başladı” denilse de şimdiden hazır olmakta fayda var.

Çünkü kalite onların tekelinde!