Kutay Ersöz
Şub 02 2018

Aykut Kocaman: ‘Yenik’ ünlüye saldırının cazibesi

Aykut Kocaman’ın ilk Fenerbahçe dönemi tek bir kavramla özetlenmek istense, bu tartışmasız ‘koşu mesafesi’ olurdu.

Kocaman, o dönemde katıldığı basın toplantılarında ve televizyon programlarında devamlı aynı konunun altını çiziyordu.

Genelde bulduğu karşılık ise, “Bu adam ne demek istiyor?” sorusundan çok, “Bu adam ne saçmalıyor?” umursamazlığıydı.

Kocaman’ın iki Fenerbahçe dönemi arasında dört sene var. O dört sene içinde gazete sayfaları ve televizyon kanalları çok değişti.

Kocaman’ın adeta itibarsızlaşmasına neden olan koşu mesafesi artık ülkedeki en önemli istatistik konumunda.

Başka bir ligden Türkiye’ye transfer edilen oyuncunun attığı gol sayısından çok ortalama koşu mesafesi merak ediliyor. Yayıncı kuruluş maç sonlarında oyuncuların koşu mesafelerini veriyor ve tartışmaların bir kısmı oradan devam ediyor.

Fakat Fenerbahçe’nin başına bir kez daha geçen Aykut Kocaman, yine eleştiriliyor, yine beğenilmiyor, yine küçümseniyor.

Üstelik Kocaman o dört senede boş durmadı. Konyaspor gibi kıt imkânlara sahip bir takımı iki kez Avrupa’ya taşıdı, müzesine kupalar getirdi.

Kocaman kusursuz bir teknik adam değil. Eleştirilecek ve tartışılaşacak yönleri de var. Fakat karşı karşıya kaldığı dil eleştirinin ötesinden bir soruna işaret ediyor. Üstelik bu sadece Aykut Kocaman’a özgü bir durum değil ama şu anda en canlı örnek o.

Kocaman, Türkiye’de değişen toplumun belirlediği yeni kurbanlardan. İnsanlar artık gözlerine kestirdikleri en popüler ‘güçsüz’ ve/veya ‘yenik’ kişiye saldırmak için zaman kaybetmiyor.

Kocaman’ın ikinci Fenerbahçe dönemi de çok da iyi başlamayınca, bütün okların hedefi tekrar kendisi oldu. Zaten ilk döneminden kalan hatıralar da akıllardaydı. UEFA Avrupa Ligi’nde yarı finali ise kimse ciddiye almıyor.

Türkiye’de artık sabırsız, memnuniyetsiz ve bilgiye ulaşmak istemeden birçok fikre sahip olan insanlar çoğunlukta. Tuttukları takımın hemen şampiyon olmasını istiyorlar. Ama gerçekten hemen!

Eskiden iki sezon sonrasını beklemek zordu. Artık 34 hafta bile şampiyonluk için uzun bir süre! Hemen o hafta, lig sona ermeden, takım sahaya çıkmadan şampiyonluk isteniyor.

Ligin ne zaman sonlanacağı önemli değil. Herkes tuttuğu takımın sezon başında ‘Bu sene şampiyon belli’ denilerek işaret edilmesini istiyor. Aşağısı kurtarmıyor.

Hatta sezon başındaki şampiyonluk bile kesmeyebilir. Zaten kulüp tarihleri şanlı şampiyonluklarla dolu. Olması gereken şey olmuşsa, ortada bir başarı yoktur! Eğer 34 maçta 34 galibiyet yoksa şampiyonluk keyif vermiyor.

Sezon içinde yaşanan az sayıdaki yenilgiyi telafi etmek içinse yaz döneminde transfer şampiyonu olarak durum kurtulabilir.

Aykut Kocaman

Peki başarının yolu nereden geçiyor? Bilmemek değil öğrenmemek ayıp. Tribünün veya sosyal medyanın sesine kulak verin, zaferlerin şifreleri oralarda yazıyor.

Yıllarca futbol oynamış, ardından teknik direktörlüğe adım atmış, gününüzün büyük bir bölümünü kapsamlı istatistiklerle ve 25 tane genç ve zengin insanın sorunlarıyla geçiriyor olabilirsiniz. Fakat bu sizin futbolu iyi bildiğiniz anlamına gelmez.

Biraz açık ve gelişime hevesli olmak istiyorsanız yüzünüzü topluma ve bu oyunu sizden daha iyi bilenlere dönmelisiniz!

Aykut Kocaman, yeni oluşan, giderek daha da güçlenen kitlenin en sevdiği kurban. Çünkü o ülkenin en popüler takımlarından birinin teknik direktörü. Oynattığı futbol sevimsiz geliyor, zira takımı her maç 4-5 gol atamıyor.

Eline aldığı takım geçen sezonun üçüncüsü, transfer bütçesi ise son yılların en sönüğü; fakat bunlar önemli değil. Takımının maç kazanması, puan toplaması ve şampiyonluk yarışında olması da konu dışı...

Kocaman’ın sert söylemleri de çok az. Sivrileştiği zamanlarda ise mimiksiz yüzü cümleleri etkisini azaltıyor. Hatta bazen en sert demeçlerini bazı gazetelere veriyor, yani görünür olmuyor.

Vardar’a elendikten sonra basın toplantısını kısa kesiyor. Göze hoş gelmeyen, agresif gözükmeyen futbolu gibi, cümleleri de keskin ve saplayıcı değil. Yani her iki alanda da, saha içinde saha dışında da bekleneni veremiyor.

Onun işi çok zor. Tıpkı Hamza Hamzaoğlu, Ersun Yanal, Slaven Bilic, Samet Aybaba ve diğerleri gibi. Onlar yanlış zamana denk geldi. Tribünler her zaman doyumsuzdu ama en azından iki haftada bir yüzleşeme yaşanıyordu. Sosyal medya ve ‘sosyal toplum’ ise 7/24 yaşıyor.

Twitter ahalisi, beğenmedikleri cümleler yazan Papa’ya ‘’İncil’i oku!’’ diyebilenlerden oluşuyor. Yani aslında oluşan durum dünyada da aynı. Fakat Türkiye’de çok daha yoğun.

Üstelik şampiyonluğa oynayan futbol takımlarının teknik direktörüyseniz durum daha zor.

Belki de ligin liderliğinde Başakşehir’in olması da bir tesadüf değildir. Abdullah Avcı meslektaşlarının aksine, daha az sorgulanıyor daha rahat çalışıyor. Ama o da bu yollardan geçti.

Şimdilerde ligin en gözde teknik direktörü ama bundan birkaç sene önce milli takımı çalıştırdığında tüm tercihleri acımasızca eleştiriliyordu. Eleştirilere karşı getirdiği açıklamalar ise kimsenin ilgilendiği bir konu değildi.

Fenerbahçe’nin sezon sonunda elde edeceği her sonucun en büyük faktörü sevabıyla günahıyla Aykut Kocaman olacak. Fakat Kocaman, çıkacak her sonuca rağmen asıl gerçeğe hazır olmalı.

O, sekiz sene Fenerbahçe’de top oynamasına, üç kere ligin gol kralı olmasına, milli takıma yükselmesine, senelerdir yaptığı teknik direktörlük mesleğinde kupalar kazanmasına rağmen futbolu bilmiyor, öğrenmek de istemiyor.

Bunu ben değil, sayıları milyonları bulan Fenerbahçe taraftarı ve futbolsever söylüyor. O kadar kişi yanılıyor olamaz!

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar