Kutay Ersöz
Mar 30 2018

Beşiktaş ve Başakşehir: Rotasyon ve prestij

Gündem milli maç haftası nedeniyle temposunu kaybetmişken, geçtiğimiz haftalarda satır aralarında sıkışan konuyu yeniden masaya yatırmak uygun olabilir.

Geçen sezon şampiyonluk yarışında beraber çekişen, bu sezon da yeni rakipleriyle beraber yine kıyasıya bir yarışın içinde olan iki kulüp; Beşiktaş ve Başakşehir son dönemde birbirleriyle sıkça zıtlaşıyorlar.

Hatta daha çok Beşiktaş camiası Başakşehir’i pek sevmiyor. Lige çıktıkları yıllardan itibaren Kara Kartal’a çelme takan takıma Dolmabahçe semalarında sempati beslendiğini söylemek mümkün değil. Bu çatışma, son aylarda yeni bir konu maddesi kazandı.

Her şey Ekim ayının ortasında başladı. Başakşehir, dokuzunca haftada Beşiktaş’a konuk olacaktı ama o maçın öncesinde Avrupa Ligi’nde Hoffenheim ile karşılaştı. Turuncu-Mavili takım gruptaki ilk iki maçını kazanamamıştı ve üst tura yükselme şansını zora sokmuştu.

Her puanın önemli olduğu aşamalara girilmişti. Fakat Almanya deplasmanında sahaya çıkan kadro şaşırtıcıydı. Geri dörtlüde sıkıntı yoktu ama kalede Volkan Babacan’ın yerine oynayan Mert Günok, sezonun ilk resmi maçına çıkıyordu.

Edin Visca, Elia, Mahmut Tekdemir yedekte, Emre Belözoğlu, Mossoro, Adebayor kadroda yoktu. Emre Belözoğlu sakat olduğu için kadroya alınmamıştı. Teknik direktör Abdullah Avcı maç sonu açıklamasında da Adebayor’un sakat, Visca’nın hasta, Mahmut’un da spazmı olduğunu söyledi.

Kısacası; öyle veya böyle, Başakşehir mutlak üç puan alması gereken karşılaşmaya yedek ağırlıklı bir kadroyla çıktı, maçı da 3-1 kaybetti.

 

beşiktaş

 

Adını andığımız altı oyuncu Pazartesi akşamı sahaya ilk 11’de çıkınca Başakşehir Kulübü ve Abdullah Avcı’nın isimleri Beşiktaş cephesinin hedef tahtasına yazıldı. Avcı’nın oyuncuları aslında ‘kesin oynayamaz’ durumda değil, daha çok ‘riske edilmezse iyi olur’ kıvamındaydı.

Aslında bir takımın kritik bir karşılaşma öncesi rotasyon yapması gayet normaldir. Burada önemli olan Başakşehir’in hangi maçı daha kritik bulduğuydu.

Beşiktaş maçının önem katsayısının daha çok olarak belirlenmesi en çok Siyah-Beyazlıları rahatsız etti. Fakat bunun da bir kuralı yoktu. Ne de olsa takımlar kadro kurmakta özgürdü. Yapılacak eleştirilerin bir temele oturtulması gerekiyordu. Tam bu noktada “ülke puanı” devreye girdi.

Futbolun milliyetçiliği kullanmasına hiçbir zaman şaşırmadık. Başakşehir’in siyasi konumu da, eleştirilerin daha sert söylenmesine neden oldu. Fakat bir taraftan Türkiye’deki ulusalcılık, milliyetçilik gibi kavramlar baştan şekillenirken, diğer taraftan da uluslararası futbola bakış değişiyordu.

Bu nedenle ortaya ‘karışık’ bir durum çıktı. Yani, ezeli rakiplerinin Avrupa’da başarısız olmasını isteyen taraftarlar, ligde çekiştikleri takımların kupa maçlarında sahaya rotasyonla çıkmasını ‘ülkeye ihanet’ olarak yorumladı.

Taraftarların istekleri bitmez. Kendi takımlarından her maçı kazanmalarını ister. Bu talepleri yadırganmaz, hatta kanıksanır. Taraftar, talebinin gerçekleşmesinin ne kadar zor olduğu ile ilgilenmez. O nedenle de sınırları aşmaktan sakınmaz.

 

beşiktaş

 

Artık rakiplerinin maçlarına bile karışabilecek durumdalar.
Futbol zor bir oyun. Bir futbol sezonu ise zor maçlardan oluşan yıpratıcı bir organizasyon.

Başakşehir, iki sezondur en büyük hatasını kadrosunu gençleştiremeyerek yaptı. Oynadığı sistemli futbol keyif verse de yaşlı oyuncu kadrosu bazı noktalarda tıkanıyor. Teknik direktörün sezon içinde bu eksikleri düşünmesi ve ona göre tavır alması oldukça normal.

Abdullah Avcı’nın takımı, sezonun içinde bir kez rotasyona girmek zorundaydı. Avcı, bunu çok defa yaptı. Hatta başarılı da oldu. Başarılı olunca da galiba rehavete girdi. Mesela geçen sezon yedi oyuncusunu kenara alarak Galatasaray’ı Türkiye Kupası’ndan elemişti.

Aynı şeyi düşünerek, yorgun oyuncuların yerine dinamik yedekleri koyarak Hoffenheim’i da yenebileceğini planladı. Zaten yapılan rotasyon körü körüne yapılmışa benzemiyordu. Hem Almanya’daki 90 dakikanın ardından hem de haftalar sonrasında o maçı ve rakibi nasıl analiz ettiğini anlatmıştı.

Fakat karşılarındaki takım bir Bundesliga ekibiydi. Avrupa kupalarının vasat takımları bile bizim en iyi takımlarımızın çok üzerinde bir seviyeye çıkabiliyor. Büyük ihtimalle Başakşehir tam hazır bir 11’le sahaya çıksaydı bile Hoffenheim’i yenemeyecekti.

Avcı benzer bir 11’i İstanbul’daki maçta da çıkardı ve rakibinden bir puan aldı. Başakşehir, Adebayor, Emre, Clichy, Mahmut, Elia, Mossoro gibi oyuncular ilk 11’de değilken Ludogorets’i deplasmanda yendi.

As oyunculardan kurulu ilk 11 ise İstanbul’da aynı takımı yenemedi. Zaten Başakşehir turu o maçta kaçırdı. Grubu ikinci sırada bitiren Ludogorets, Başakşehir’den bir puan fazla topladı ve aslında o bir puanı da grubun ilk maçında İstanbul’dan aldı.

 

beşiktaş

 

Başakşehir, kadrosunu güncelleyerek Avrupa sınavlarına çıkarken Beşiktaş aynı dönemde Şampiyonlar Ligi’nde fırtına gibi esiyordu. Siyah-Beyazlılar, yenilmeden grubunu lider bitirdi ve tarihe geçti. Sadece bu sezon değil geçen sezon da çok önemli puanları ülkeye kazandırdı.

Aynı zamanda kasasını da doldurdu. Avrupa’da herkesin hafızasında bir Beşiktaş çağrışımı belirdi. Camianın, Başakşehir’e tepki göstermesi için tutarlı nedenleri vardı. Siyah-Beyazlılar, Avrupa’da tam gaz ilerlerken ligi boşlamış ve geride kalmıştı. Fakat, onlar Avrupa’daki ulvi görevi yerine getirirken rakibi Başakşehir Avrupa’yı kenara atmıştı. Onlara göre ortada haksız bir rekabet vardı.

Bu görüşe katılmak kolay değil. Bir kere Avrupa Ligi ile Şampiyonlar Ligi kıyaslanacak organizasyonlar değil. Şunu çok iyi biliyoruz ki; Beşiktaş’ın Avrupa’daki birinci amacı ülke puanı değil kendi geleceği. Zaten böyle olması da lazım, bu Beşiktaş’ın ve herhangi bir kulübün en doğal hakkı.

Ülke puanı, alınacak sonuçlardan sonra gelecek bir değerlendirme ölçütüdür. Sevilla’ya tecrübe eksiliği nedeniyle elenen, grup maçlarında aynı nedenden dolayı tıkanan Başakşehir ve Avcı, ancak Avrupa’da devamlı yer edinebilirse gerekli tecrübeye ulaşabilir. Bu yer edinme de sadece yerel ligdeki başarıyla sağlanabilir.

Beşiktaş, yıllarını Avrupa’da geçirmiş bir kulüp. Onlar Şampiyonlar Ligi gibi bir platformda kendi tarihinin en yüksek başarını elde etme fırsatını yakalamışken başka bir tarafa bakmamalıydı, bakmadı da zaten. Kayıplar oldu ama kazanımların yanında hiç önemli değildi.

Fakat Beşiktaş cephesi Bayern Münih eşleşmesi esnasında, aylardır eleştirdiği Başakşehir ile aynı duruma düştü. Şenol Güneş beş gollü yenilginin ardından İstanbul’daki maça rotasyonla çıktı. Tesadüf bu ya; hafta sonunda kritik bir Başakşehir sınavı vardı. Güneş’in teknik anlamdaki bu tercihini anlaşılabilir.

Bayern Münih’i eleyemeyeceklerini ilk maçın sonundan itibaren sık sık dile getirmişti zaten. Başakşehir maçı kesinlikle sezonun geri kalanı için daha önemliydi. Bu durumu milliyetçilik sosuyla besleyip kuru bir “ülke puanı ” eleştirisiyle dile getirmek yanlış olur. Fakat yine de Bayern Münih maçındaki rotasyonu, daha doğrusu heyecansızlığı ufak bir eleştiriyi hak ediyor.

Şampiyonlar Ligi ikinci turu ile Avrupa Ligi’ndeki bir grup maçını ayırmamız lazım. Beşiktaş, Avrupa’nın en prestijli 16 kulübü arasına girdi. Bu büyük bir başarıydı. Devamı için gücü yetmedi ve Bayern Münih bir dev karşısında ilk maçı farklı kaybetti.

Erken dakikalarda 10 kişi kalınca Bayern’in golleri geldi. Yine de Beşiktaş 10 kişiyken bir-iki gol kaçırdı. Siyah-Beyazlı taraftarlar maçtan sonra “Love atsaydı, Vida atılmasaydı farklı olurdu” demeye başladı. Haklılık payları vardı, zira özellikle ilk yarım saat içinde takımları o güveni veriyordu.

 

beşiktaş

 

Şampiyonlar Ligi kıtanın en önemli organizasyonu. Hatta grup aşamasından sonrasını Dünya Kupası ile kıyaslayanlar bile oluyor. İşte Beşiktaş böyle bir organizasyonun parçasıydı. Siyah-Beyazlılar, oynadıkları futbolla sezonun dikkat çeken takımı oldu. Stadındaki muhteşem atmosfer de kremasıydı.

Avrupalı futbolseverlerin yapılacaklar listesinde “Televizyondan da olsa bir Beşiktaş maçı izlenmeli” cümlesi yer aldı. Beşiktaş - Bayern Münih maçı bu iş bulunmaz bir fırsattı. Maç Beşiktaş’ın stadındaydı, rakibi Bayern Münih de popüler bir takımdı.

Aynı zamanda, Türkiye’nin saat dilimi nedeniyle aynı anda başka bir maç yoktu. Beşiktaş-Bayern maçından üç saat sonra Barcelona – Chelsea maçı başlayacaktı. Avrupalı futbolseverler, o maça kadar Beşiktaş’a göz atmak isteyeceklerdi.

Fakat karşılarında buldukları takım, büyük ihtimalle duydukları gibi değildi. Beşiktaş’ı ilk kez izleyen Avrupalılar, kadrodaki rotasyonu fark etmemiştir. Bekledikleri Beşiktaş sahada değildi.

2013 yılında Galatasaray, çeyrek finalde Real Madrid ile eşleşti. Galatasaray ilk maçı deplasmanda 3-0 kaybetti. Sarı Kırmızılı taraftarların, o maçtan sonraki “Burak’a yapılan penaltı verilseydi” tarzı çıkışları pek inanılır değildi.

Fakat Sarı-Kırmızılı takım, rövanş maçını 3-2 kazandı. Yine de elendi ama alınan galibiyet ve maçın atmosferi Galatasaray’ı Avrupa’nın birinci sayfasına taşıdı. Bu galibiyet Sarı-Kırmızılı takıma prestij, taraftara umut, teknik heyet ve takıma da “Biz buraların parçasıyız” hissini vermişti.

Kürselleşen futbolda bu tip mesajların önemi çok büyük. Beşiktaş ve Şenol Güneş, Bayern Münih rövanşında bu mesajı ıskaladı. Bayern Münih’i yenmeleri beklenmiyordu.  Fakat ‘oraların’ parçası olduğunu hissettirmesi gerekiyordu. Söz gelimi aynı turun öne çıkan takımlarından biri, Manchester City’i deplasmanda deviren ama elenen Basel’di.

“Ülke puanı” tartışmaları kısır bir hamaset doğurmaktan başka bir işe yaramıyor. Ülke puanının önemi inkâr edilemez. Fakat daha önemli olan Avrupa kupalarında daima yer almak, o sahalara çıkmak, Avrupalı olmaktır. Bunlar sağlanırsa zaten ülke puanı artacaktır. Hatta öyle bir zaman gelir ki rotasyon yaptığınızda bile rakiplerinize üstünlük kurarsınız. Zaten asıl amaç da bu olmalı!

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar