Bilgisiz spor medyası veya patinaj

“Mircea Lucescu yabancı sınırı konusu hakkında flaş açıklamalarda bulundu!”

Geçtiğimiz hafta bu tip haber başlıklarını sıkça görmüş olabilirsiniz. Fakat internette aynı kelimelerle arama yaptığınızda karşınıza 2017’nin Eylül ayından da haberler çıkabilir. Ne zaman ligler milli maç arasına girse, aynı konu gündeme geliyor ve aynı yerde patinaj çekemeye devam ediyoruz. Tıpkı bu hafta olduğu gibi…

Türkiye’nin kısa vadedeki hedefi 2020 elemelerini geçmek olacak ama henüz grup kuraları çekilmedi. Önce, bu sene ilk kez düzenlenen Uluslar Ligi’nde Rusya ve İsveç ile iki maç oynadık. Asıl eleme grubunun kurası ise 2 Aralık’ta çekilecek.

Bu temel bilgileri tekrar emek zorundayız, zira spor yorumcularının bir kısmı bile formata hâkim değil. Rusya yenilgisinin hemen ardından ‘‘2020 şansımız azaldı” diyerek Mircea Lucescu’yu istifayı çağıranlar dahi oldu.

Gündemi onlar belirliyor ama yanlış konuşuyorlar. Okumuyorlar, izlemiyorlar, analiz edemiyorlar. Ve sonrasında konu bir şekilde yabancı sayısına bağlanınca yine hatalı ve eksik konuşuyorlar.

Yabancı sayısının yüksek olması birçok kişiyi fikir ortağı yapmış durumda. Yayıncı kuruluş ve taraftarlar memnun. Taraftarlar memnun olduğu için, onların duymak istediklerini söyleyerek ‘dobralık’ payesine ulaşan ve Twitter’daki takipçi sayısını arttıran yorumcular da memnun.

Onlar sayının düşmesini istemiyor ama diğer tarafta da ülke ekonomisinin geçirdiği zorluğu fırsat bilenler var. Bu grubun çoğunluğunu kulüp yöneticileri oluşturuyor. Siyasetin gözüne girmek için kuraldan hoşnut olmadıklarını milliyetçilik soslu cümlelerle dile getiriyorlar.

Bir de zamanında kuralı getiren eski TFF Futbol Direktörü, yeni TFF alacaklısı Fatih Terim faktörü var. Onu sevenler kuralın arkasında duruyor. Terim’i itibarsızlaştırmak isteyenler ise yabancı serbestliğine karşı olduklarını söylüyor.

Münazarayı bu iki grup yürütüyor ama sağlıklı bir tartışma için taraflar geniş bir birikime sahip olmalı. Kurulan cümleler verilerle desteklenmeli, fikirlerin takibi yapılmalı. Oysa böyle bir atmosferle karşılaşmak mümkün değil.

Mesela UEFA Uluslar Ligi’nin formatından bihaber olanlar bize Avrupa liglerinde yabancı sayısının serbest olduğunu söylüyor. Oysa her ülkenin bir yabancı kuralı var. Fakat onların ‘yabancı’ kavramı, AB dışı vatandaşları kapsıyor. Üstelik onların da belirli kotaları var.

Mesela İtalya, Güney Amerika’daki İtalyan göçmenlerini de yabancı statüsünde saymıyor ve o nedenle hemen her sene bir pasaport krizi çıkıyor. La Liga’ya giden oyuncularımızın kendilerini AB vatandaşı saydırmaya uğraşması da bundan. Rüştü Reçber’in Barcelona’da Ronaldinho, Eto’o ve Marquez’in arkasında kalması hala akıllarda.

Veya A Milli Takım’ı örnek gösteriyorlar. Kadrodaki oyuncuların çoğunun yurtdışında oynamasını, yabancı sayısının artmasına bağlıyorlar. Oysa yurtdışında oynayanların çoğu ya gurbetçi ya da Altınordu altyapısı kökenli.

Yabancı serbestliğini savunurken, kadrosunda senelerdir yabancı oyuncu bulundurmayan bir kulübü referans göstermek oldukça tutarsız. Bu arada geçen süreçte A Milli Takım’ın performansının arttığını söylemek mümkün değil. Bazı yorumcular milli takımın ne kadar ilgi çekici hale geldiğini savunurken, Türkiye –Rusya maçının yayıncısı son anda belli oldu.

Yerli oyuncudan yana tavır alanlar da benzer bir döngüde. Bazı kulüp yöneticileri, “Yabancı oyuncu sayısı düşsün, yerli oyuncu artsın ve üretime önem verilsin” önerisinde bulundu ama bunu yapması gerekenin kulüpler olduğunu es geçti.

Zaten asıl sıkıntı da burada yatıyor. Her paydaşın belli görev ve sorumlulukları var ama bunları yerine getirmeden hayatlarını sürdürebiliyorlar. Ondan sonra da belli kalıp cümlelerin etrafından bazı fikirlerin savunucusu olabiliyorlar. Oysa artık birilerinin (belki de hepimizin) eyleme geçmesi gerekiyor.

Belki de bu hafta konuyla ilgili en doğru cümleyi Fatih Terim kullandı ve “Ben bu konudan sıkıldım” dedi. Belki de futbol direktörü olarak koyduğu kuralın arkasında durmak istiyor. Kendince haklı olabilir. Kuralın yanlışları var, kağıt üzerinde düşünülen hamlelerin de bir kısmı da iptal oldu. Yani kural kuşa döndü!

Yine de her şeye rağmen, en azından bir süre daha bu kural devam etmeli. Nasıl sonuç vereceğini görmek için 5-7 sene beklemek gerek. Şu an henüz yolun yarısındayız. Aynı zamanda kuralın değişmeyeceğini taahhüt edilmeli ki bu boş münazara ve tekrarlanan patinaj sona ersin.

Yolun sonuna vardığımızda tüm hesaplar dökülür, rapor ortaya çıkar.

Yeter ki derdimiz bu olsun…