Dağ fare doğurdu! Yine…

Derbiler, sadece sahadaki iki takımı ve camialarını bağlamaz. Bir ülkenin en fiyakalı derbisi, oranın futbol seviyesini belirler. Partizan-Kızılyıldız, Boca-River, Celtic- Rangers gibi Fenerbahçe-Galatasaray da aynı konumdadır.

Ülkenin en iyi futbolcuları, en kıymetli teknik adamları bu iki camiada buluşur. Maçların kalitesi ligden lige, ülkeden ülkeye değişir ama ne olursa olsun o ülkedeki futbol anlayışının zirvesini, derbiler yansıtır.

Fakat Türkiye’nin en önemli derbisi senelerdir bekleneni veremiyor. Son 15 karşılaşmayı birbirinden ayıran herhangi bir özellik yok. Oyunu bir kenara bırakalım, derbi tarihine yakışacak bir heyecan bile yakalayamıyoruz.  Yaklaşık altı senedir, üst düzeye yaklaşan bir Fenerbahçe-Galatasaray maçına denk gelemedik.

Son 15 derbinin sekizi beraberlikle sonuçlandı. İki takım da birbirine diş geçiremediği için kırana kıran maçlar oynandığı düşünülebilir. Fakat tam olarak öyle değil. Beraberlik artık camialar için ‘yetmez ama evet’ skoru. Rüya senaryo ise, “Yakalarsak bir tane atalım ve kurtulalım” düşüncesinden ibaret.

Bahisçi diliyle konuşalım; son 15 maçta iki buçuk gol üstü olan sadece iki derbi var. Bunlardan birinde (Sneijder’in son dakika golleriyle hatırlanan maç) üç gol de 88’den sonra gelmişti. İki takım da, iki camia da, iki kültür de her geçen sene biraz daha eriyor. 100 yılda yarattıkları mirası, çok kısa süre içinde tüketecekler. Bir maç, üç maç, beş maç değil… 15 maç ve altı sene...

Pazar günü öğlen saatlerinde oynanan Yeni Malatyaspor-Alanyaspor maçı, derbinin çok daha üzerinde bir heyecana sahipti. Gözleri ayıramadık. Bir gün öncesinde, ilk üç sıradaki iki takımı karşı karşıya getiren Beşiktaş-Başakşehir mücadelesinde taraflar 90 dakika boyunca top oynamayı düşündü.

Kaliteli bir karşılaşmaydı. Fenerbahçe-Galatasaray maçında ise esas plan, maçı kazasız belasız atlatmaktı. Karşılaşmanın ilk yarısında top 19 dakika oyunda kaldı. İlk yarının en fazla isabetli pas yapan oyuncusu kaleci Muslera oldu. Altı pas yapan Uruguaylıyı takip eden ise 45 dakikaya iki pas sığdıran Diagne oldu. Sık sık yapılan fauller, sürekli kesilen ataklar, hücumda şişirmeye dayanan planlar, savunmada havaya atılarak savuşturulan toplar…

Galatasaray, maçtan önce şampiyonluk ipini kendi elinde tutuyordu. Önündeki yedi maçı da kazanırsa şampiyon olacak, diğer maçları düşünmesine gerek kalmayacaktı. İkinciydi ama kontrol sahibiydi. Fakat o yedi maç içinde Fenerbahçe, Beşiktaş ve Başakşehir karşılaşmaları vardı. İlk fire de 20 yıldır kazanamadığı Kadıköy’de geldi. Haliyye ipler de bir kez daha Başakşehir’e geçti.

Esasında Kadıköy’de bir puan Galatasaray için kötü değil. Üstelik iki stoperini aynı anda kaybettiği haftada bunu başarmak önemli bir artı sayılabilir. Fakat Galatasaray’ın bazı sorunları çok belirgin. Kadıköy baskısını yaşamadığı maçlarda bile o sorunları yaşıyor.

Galatasaray’ın baskın bir oyun planı yok. Gol atma işini, adeta şansa bırakmış konumda. Kaliteli ayaklara sahip olmanın avantajıyla zaman zaman ortaya akıcı bir oyun koyabiliyor ama o da çoğunlukla Seyrantepe’de oluyor!

Sarı-Kırmızılılar, deplasman etkisizliğini Kadıköy’de de gösterdi. 10 kişi kalmış rakibine karşı bile istediğini yapamadı. İkinci yarıda topla oynama istatistiğini yüzde 70’lere çıkarsa da, o topu bir türlü ceza sahası içine sokamadı. Burada ceza sahası içindeki oyuncuların yetersizliği öne çıkabilir.

Sezonun ilk yarısında günah keçisi ilan edilen Eren Derdiyok ligde yedi gol atmıştı. 11 Milyon Euro’ya alınan Diagne ise altı gol atabildi. Üstelik bunlardan dördü penaltıdan geldi. Kostas Mitroglou’nun da tek golünü ekleyince iki devre arası transferi Eren’e ancak yetişiyor.

Muhakkak Eren, Sarı-Kırmızılı takımın birinci santrforu olacak kalibrede değildi. Yine de sezonun ilk yarısındaki kötü neticelerin sebebi değildi. Sanki müthiş bir Galatasaray vardı ama santrforsuzluk işi bozuyordu.

Galatasaray’ın derbideki en iyi oyuncusu solda oynayan sağ beki Martin Linnes’ti. Sorumluluk aldı, savunmadaki işlerini yaptı, hücuma da katkı verdi. Fakat en istekli oyuncunuz sol ayağı kısıtlı bir sol bek ise işiniz oldukça zor demektir. Oyuncu değişiklikleri de (özellikle Belhanda’nın çıkması) işi iyice zora soktu. Kadıköy’de 1 puan kötü değil ama sezonun kalan üç deplasmanı için iyimser olmak güç.

Fenerbahçe ise tarihin en kötü sezonunda oynadığı dört derbi maçında da yenilmeyerek yine bir teselli buldu. Fakat bu sezonun özetini çıkarmak için bu maça bakılabilir. Yetersiz bir kadro, birbirinden kopuk bir takım ve organizasyonsuzluk…

Sezonun ilk kısmındaki gidişata Ersun Yanal’ın da çare olamadığı aşikâr. Teknik direktörlerden bağımsız bir yetersizlik var. Fakat Yanal’ın verdiği sözler de akıllarda. Devre arasında yapılan transferler, ardından gelen “İkinci yarının lideri olacağız” açıklamaları ve oynanan futbol.

Hepsi birbirine ters. Takımın yaratıcı bir ismi yok. Sahanın lideri yok. Gol atabilecek bir oyuncu yok. Savunma oyuncularının gelen toplara cansiparane vuruşları takımın mücadele katsayısını yüksek gösteriyor ama bu anlayış da artık modern futbolda karın doyurmuyor. Samandıra’ya dönen takımı meşalelerle karşılayan taraftarlar ise, camiadaki kafa karışıklığının en net göstergesi gibi duruyor.

Sarı-Lacivertliler, iki ezeli rakibine dört maçta da yenilseydi (dört maçta da yenik duruma düştü) şu an 29 puanda olacak; Bursaspor’un bir, Göztepe’nin iki puan üzerinde yer alacaktı. Kısacası Fenerbahçe’nin imdadına bu sezon ezeli rakipleri yetişti. Özellikle 3-0’dan 3-3’e dönen Beşiktaş derbisi takımı yeniden hayata döndürdü.

O karşılaşmayı bu sezonun İstanbul derbilerinde ayrı bir yere koyabiliriz. Diğer üç maç ise beklentiyi aşamadı. Fenerbahçe-Galatasaray maçları ise son sezonlarda olduğu gibi yine tatmin etmedi. Asırlık iki çınarın dalları, en yüksek dağların zirvesine kadar uzanıyor ama bize sundukları futbol bir fare deliği kadar dar ve karanlık.

Hakem heyetine değinmeden olmaz. Hakem tartışmak hedefimiz değil. Orta hakem Ali Palabıyık’ın yanlış ve doğru birçok kararı oldu. Hepsi de oyun içinde anlamlandırılabilir. Palabıyık’ın Fenerbahçe’nin golünden önceki faulü kaçırması bile onun açısından anlaşılabilir.

Fakat çok tartışılan VAR’ın aynı pozisyonda devreye girmemesi, bu sezon hayatımıza giren yeni sistemin güvenirliğini zedelemeye devam edecek. Bundan önceki sezonlarda yaşansa aklımızda yer etmeyecek pozisyonlar, artık gündemimizin ilk sırasına oturuyor. Hevesle beklenen VAR sistemi de aslında kendi çapında bir fare doğurdu.

Yazının başında “Bir ülkenin en fiyakalı derbisi, oranın futbol seviyesini belirler” demiştik. Fenerbahçe-Galatasaray maçları; hem oyunuyla hem yönetimiyle yüzümüze ayna tutuyor! Gördüğümüz manzara hiç şık değil…

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.