Kutay Ersöz
Haz 05 2018

Değişim zamanı

Geçtiğimiz iki hafta sonunda Türkiye’nin iki büyük spor kulübü, hatta en önemli iki sivil toplum örgütü başkanlarını seçti. Arka arkaya yapılan genel kurulların ortak bir sonucu vardı. Statükolar ya devrildi ya da şekil değiştirdi. Zira aynı, durağan ve hantal bir şekilde devam etmenin olumlu bir sonuç vermeyeceği anlaşılmıştı.

İlk önce Galatasaray’dan başlayalım. Aslında Sarı-Kırmızılı kulübün başkanı değişmedi. Kışın yapılan kongreyi sürpriz bir şekilde kazanan Mustafa Cengiz; bir kez daha, üstelik bu sefer büyük bir farkla seçildi.

Dursun Özbek ise büyük ihtimalle bundan sonra sadece tarih sayfalarının arasına sıkışacak. Seçimi kaybettikten bir gün sonra otelindeki dev Galatasaray bayrağını indirmesi de bunun bir sembolüydü. Yine de öznemiz Özbek değil; Mustafa Cengiz olmalı. Biraz ondan bahsedelim.

 

cengiz

 

Her ne kadar ilk seçimi kazansa da ismi pek bilinmeyen Mustafa Cengiz, kısa süre içinde göze çarpacak icraatlar da bulunamadı. Kazanılan şampiyonluğun tüm hissesini futbolcular ve Fatih Terim almışken, üç ay önce ismini ilk kez duyurmuş ve kendisini çok fazla tanıtamamış biri olarak ikinci seçimi kazanması kolay değildi.

Fakat rakipleri zayıftı. Dursun Özbek’in sevmeyeni seveninden çok.

Ozan Korkut ve ekibi ise Galatasaray’ın vizyoner yüzü olduklarını belirtseler de kendilerini tanıtacak süreyi bulamadılar. Üyeler de riske girmek istemedi.

Belki birçok genel kurul üyesi Ozan Korkut’a oy vermek isterdi ama Dursun Özbek karşıtlığı öyle bir hal almıştı ki Mustafa Cengiz tepki oyları sayesinde koltuğunu sağlamlaştırdı.

Büyük ihtimalle Mustafa Cengiz’e gönülden oy verenlerin sayısı ‘Mecburen Mustafa Cengiz’ diyenlerden azdır.

Galatasaray’da Lise kültürü kulübün üzerinde bir hâkimiyet kurar. Bu durum sayısı milyonları aşan taraftarları çoğu zaman kızdırır.

Bazen öyle adaylar sırf liseli olduğu için destek alır ki; tribünün kanı onlara bir türlü ısınmaz. Fakat bu sefer öyle olmadı. Lise ilk defa kendisinden olmayan birini, kendisinden olan birine tercih etti.

Bu arada ‘kendisinden olmayan’ tanımını biraz daha genişletmek gerek. Mesela liseli olmayan eski başkanlardan Faruk Süren (Alman Lisesi) veya Alp Yalman (Robert Koleji) lisenin kendisine yakın gördüğü isimlerdendir. Oysa Mustafa Cengiz öyle biri değildir.

Gaziantep’te doğan, üniversite yıllarına kadar Gaziantep’te okuyan, daha sonra iş hayatını devlette geçiren ve 2018’e kadar tanınmayan birinden bahsediyoruz. Daha önceki başkanların çoğu başkanlıktan önce yönetimlerde kendini göstermişken Mustafa Cengiz hiç gözükmemişti.

Fakat o şimdilerde Galatasaray Başkanı. Üstelik 4803 üyeden 2525’inin oyu ile…

Yani Galatasaray kongresini oluşturan her paydaşın az veya çok desteğini alarak.

Seçimi kazanan Mustafa Cengiz gibi gözükse de Galatasaray Lisesi; kendi içinden çıkanı cezalandırarak ve tribünün sesini dinleyerek önemli bir adım attı.

Önce baskın seçim yapma özgüvenine sahip kurnazlığı devirdi, ardından onun bir daha hareket edebilme cesaretini engelledi. Statüko ilk defa kendi ezberinin dışında hareket etti ve herkesi memnun etti. Şimdilik…

 

fb

 

Fenerbahçe’de durum daha farklı. Orada üye sayısı artık çok fazla. Bunun mimarı da Aziz Yıldırım’dı. “1 Milyon Üye” projesiyle Fenerbahçe’yi ayağa kaldıracağını iddia eden Yıldırım, belki de o hamleyle kendi sonunu hazırladı.

Tecrübeli başkan, 20 yıldır Fenerbahçe’nin başındaydı. Tek adamlık yöntemi içeride hiçbir zaman tartışılmadı, taraftarların büyük başkanıydı. Ona biat etmek normaldi (Pazar günkü seçimden sonra Divan Başkanı Vefa Küçük’ün “Seçilen başkanın emrinde olacağız” demeci önemlidir).

Yıldırım, karşısında en fazla muhalifin olduğu dönemde 3 Temmuz ile karşılaştı ve liderliğinin süresini uzattı. Fakat 3 Temmuz’un etkileri geçtikten sonra destek yine azaldı. Yıldırım son dönemlerde artık eskisi kadar sevilen bir figür değildi. Yine de 2015 seçimlerinde oy kullanan 6648 üyenin çoğu ondan yanaydı.

Yıldırım, 20 yılda yarattığı hanedanlıkta bir statüko kurmuştu. Seçimle yıkılamayacak, devrilmeyecek bir statüdeydi. O, ancak kendi isterse giderdi.

Fakat “1 Milyon Üye projesiyle” Sarı-Lacivertli kulübün üye profili değişti. Aziz Yıldırım’ın yönetim stili de iflas edecek noktadaydı. Yeni bir adayın seçimi kazanması mümkündü; sadece güçlü bir ismi olması yeterli olacaktı. O isim, Yıldırım’ın zamanında “Benden sonraki başkan” diyerek işaret ettiği Ali Koç oldu.

Koç Ailesi zaten yıllardır bu göreve hazırlanıyordu. Ali Koç da Fenerbahçe’nin yaşadığı durumdan çok iyi faydalandı. Özellikle Aziz Yıldırım’dan sıkılan, 1970’lerin ve 80’lerin şaşaalı günlerini göremeyen, artık kazanmak isteyen genç üyelerin desteğiyle iktidara yürüdü. Sonuç olarak Aziz Yıldırım saltanatı yıkıldı.

Fakat Yıldırım’ın Dursun Özbek’ten bir farkı var. Özbek Galatasaray’ın ruhuna son üç yılda girdi ve hemen çıktı. Onun geri dönmesi artık çok zor. Oysa 20 yılda Fenerbahçe’nin birçok değişimine imza atan Aziz Yıldırım’ın bu savaşı kolay kolay bırakacağını düşünmek hayalcilik olur.

 

ali koç

 

İki büyük kulüpte statükolar değişti veya yıkıldı. Şimdi asıl sınav zamanı geliyor. Gelen gideni aratır mı? Yeniler sadece isim değişikliğinden mi ibaret yoksa tarz da değişecek mi? İki büyük kulübün yönetim şekilleri eski hantallığında devam mı edecek yoksa dünyaya ayak uydurabilecekler mi? Sonuçlarını kısa zamanda görmek mümkün değil. Zaten hemen değişim beklemek de haksızlık olur.

Fakat üç yıl sonra spor kamuoyu bu konuyu bir kez daha tartışacaktır.