Kutay Ersöz
Mar 23 2018

Farklılık yaratan bir kulüp: Altınordu

Her şey bir maçla başladı. Şaşırtıcı değil. Ne de olsa futbol, saha içinde sonuçlanan bir oyundu. Alınacak kararların ve akla gelecek fikirlerin de sahadan beslenmesi gerekirdi.

Seneler önce Türkiye’nin en üst ligine yükselmek için play-off mücadelesi veren iki takım, Şekerspor ve Bucaspor, Antalya Atatürk Stadı’nda karşı karşıya geldi.

O gün Şekerspor rakibini sahadan sildi. Stadyumun skor tabelasında 4-1’lik bir sonuç yazıyordu. Ankara ekibi, devamında lige de yükselmeyi başardı ama sevinci sadece bir sezon sürdü. Şekerspor kısa süreli bir kazanandı. Unutuldu ve kayboldu.

Yenilen tarafta ise değişim kıvılcımları çakmaya başlamıştı. Bucaspor’un genç başkanı, dört gollü yenilginin hemen ardından uzun süreli başarıların peşinden gitmenin yollarını düşündü.

Bahsettiğimiz günün tarihi 30 Mayıs 1997. “Türkiye’de futbol o gün değişti” demek fazla iddialı olur, zira son 20 senede pek de bir şey değişmedi. Düzeltelim; aslında çok şey değişti. Akla gelmeyecek başarılar elde edildi, çok fazla paralar kazanıldı, çok daha fazlası harcandı, kurallar değişti, birçok isim geldi geçti ama futbolumuzda bir fikir devrimi yaşanmadı.

Altınordu Futbol Kulübü Yönetim Kurulu Başkanı Seyit Mehmet Özkan
Altınordu Futbol Kulübü Yönetim Kurulu Başkanı Seyit Mehmet Özkan

Her geçen sene, tüketim biraz daha öne çıktı ve bunun genel adına ‘marka değeri’ dendi. Fakat Bucaspor’un 1997’deki başkanı Seyit Mehmet Özkan, önce Sarı-Lacivertli takımda ardından Altınordu’da yetiştirmekten kaçan insanlara, üretimin değerini gösterdi.

Şekerspor –Bucaspor maçının oynandığı gün, Cengiz Ünder’in doğumuna 32 gün daha vardı. Çağlar Söyüncü ise maçtan bir hafta önce yaşamının ilk yılını doldurmuştu. Büyük ihtimalle henüz bir futbol topuna tekme atmamıştı. Şimdilerde Bundesliga’da oynuyor. Cengiz ise bir Serie A oyuncusu.

İkisinin de şimdilerde Avrupa’da olmasının birinci sebebi; işte o bahsettiğimiz gün... Yoksa hepimiz biliyoruz ki, bu çocuklar büyük ihtimalle tüm yeteneklerine rağmen bu topraklarda sıkışıp kalacaklardı.

 

Altınordu

 

Başkan Seyit Mehmet Özkan, kendi hatıralarını anlatırken 30 Mayıs 1997’e vurgu yapmayı seviyor. O gün, para harcayarak başarılı olamayacağını anladığını ifade ediyor her defasında…

Özkan, o günün ardından araştırmalarına başladı. Kendi çocuğuna yatırım yaparak nasıl başarılı olabileceğini düşündü. Türkiye içinden Serpil Hamdi Tüzün onu en çok etkileyen isimdi. Yanına da yurtdışından Ajax ve Athletic Bilbao modellerini ekledi.

Bütün bu çalışmalar 10 yıl sürdü. 2007 yılında Bucaspor’un futbol akademisi kuruldu. Yani bir sistem oluşturmak 10 sene, meyvelerini toplamak ise 20 sene sürdü. Bir futbolcunun doğumundan ilk transferine kadar geçen süre kadar...

 

Altınordu

 

Bucaspor’un akademisi tarafından beslenen A takımı zamanla Süper Lig’e kadar yükseldi. Salih Uçan’ı da Fenerbahçe’ye göndererek ilk kez manşetlere çıktı. Fakat kasaya giren yüklü miktar para, kulüp de tartışmalara neden oldu. Özkan, akademisini alıp İzmir’in bir diğer kulübü Altınordu’ya gitti.

İzmir ekibi diplerden geldi ve şimdilerde Süper Lig planları yapmakta. Fakat asıl başarı, akademinin sunduğu ürünlerde yatıyor. Cengiz, Çağlar gibi gençler Avrupa sahalarına çıktı bile. Berke Özer, Erce Kardeşler, Barış Alıcı gibi isimler de sırada…

Seyit Mehmet Özkan, birçok kulüp başkanı gibi bir iş adamı. Demir sanayisi ile uğraşırken futbola giriyor. Yani kâğıt üzerinde muadillerinden bir farkı yok. ODTÜ İşletme mezunu Özkan’ı diğerlerinden ayıran üretime ve yetiştirmeye duyduğu sevgide yatıyor. Bu işe neden girdiğini çok net cümlelerle anlatamıyor.

Şampiyonlukları önemsemediğini, gençleri topluma kazandırmak istediğini söylüyor. Dışarıdan dinleyen biri ona “deli” diyebilir. Zira başlangıçta 10 milyon Euro, sonrasında da her sene 2-3 milyon Euro kendi cebinden çıktı.

Birçok insan, onun yaptığını anlamsız bile bulabilir. O da kendini yel değirmenlerine karşı savaşan Don Kişot’a benzetiyor. “Ben normal insan değilim” diyor. Yatırımı ve gelişimi sevdiğini söylüyor, insanlar onu ve projesini övmek için sıraya giriyor. Çelişki de burada başlıyor.

Çünkü normal bir ülkede Özkan gibi idealistlere gerek kalmaz. Altınordu projesini övmek, Altınordu’nun nadir bir elmas gibi gözükmesi aslında bir sıkıntının tezahürü. Avrupa’da birçok kulüp, Altınordu gibi davranarak yıllardır yaşamlarını sürdürebiliyor. Işıltılı devler bile üretime sırtlarını dönmüş değil.

Mesela dünyanın en çok gelir elde eden kulüplerinden Real Madrid’in altyapısı, aynı zamanda La Liga’ya en fazla oyuncu yetiştiren kulüp. Türkiye’de ise herkes üretimden kaçıyor ve üretim yapan Altınordu bir yükü tek başına sırtladığı için (yani tüm paydaşların sorumluluğunu azalttığı için) herkes tarafından övülüyor.

Misal Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım, birkaç ay önce “Bir tek Altınordu ile bu işler yürümez” diyerek tüm kulüplerin bir plana göre hareket etmesini tavsiye etmişti. Yıldırım haklıydı ama keşke özgeçmişinde bir kulübün 20 yıldır başkanı olduğu yazmasaydı.

Eğer sorulursa; 20 sene boyunca Fenerbahçe’nin nasıl bir üretim planına girdiğini, hangi gençleri ülke futboluna kazandırdığını anlatmakta zorlanacaktır. Yine de haksızlık etmeyelim; Yıldırım bu konuda tek sorumlu değil.

Türkiye, son yıllarda üretmeyi unuttu. Anadolu’da bir zamanlar çokça üretilen tarım ürünleri artık tarlalarda yok. Hayvancılık bir geçim kaynağıyken, şimdilerde et ithal ediliyor. Özelleştirme tartışmalarını da katarsak ortaya ‘Hazıra konmak, hazıra koşmak’ gibi bir durum çıkıyor. Üretmek tercih edilen bir eylem değil.

Üstelik bu konuda devlet politikalarını eleştirmek de haksızlık olur. Toplum, yeni modaya çok çabuk ayak uydurdu. Cebinde parası olmamasına rağmen kredi kartı ile alışveriş yapmaktan kaçınmayan insanlar, aynı zamanda bir futbol takımı tutuyorlar.

 

Altınordu

 

İstedikleri ürünlere anında ulaşan bireyler, takımlarının da en kısa sürede başarılı olmasını, bunun için gerekli olanın da hemen satın alınmasını talep ediyorlar. Kalitenin satın alınmasını istenirken, üretim için de sabır gösterilmiyor.

Futbol bir sektöre döndü ve müşteri memnuniyeti artık en çok dikkate alınan konulardan biri. Oysa futbol özünde bir spordur ve futbol kulüplerinin de içinde oldukları topluma karşı bazı sorumlulukları vardır. Toplum bunu onlardan talep etmese bile…

Zira o kadar vergi affının, arazi yardımının ve bir sürü devlet desteğinin bir nedeni var. Kulüplerin tüzüklerinde bile yazan; ülke sporuna oyuncu yetiştirme zorunlulukları unutulmamalı.

Kulüpleri transfere, özellikle de yabancı oyuncu transferine iten anlayış artık tıkanmak üzere. Onlarca kulüp borç batağında. İşte Altınordu’nun değeri bu noktada çıkıyor. Çünkü sağlıklı üretim Türkiye’deki futbolun çıkış noktası olabilir.

Ekonominin en temel noktası arz talep ilişkisidir. Ne kadar çok üretim olursa, fiyatlar düşer, harcamalar kısılır ve refah seviyesine ulaşmak kolaylaşır. Fakat üretim olmazsa, o zaman pazardaki fiyatın değeri artar, harcamalar yükselir ve sistem bir noktadan sonra iflas eder.

Yine de Altınordu’yu sadece futbol ekonomisine katkı olarak görmek haksızlık olur. Bünyesinde yüzlerce çocuk yer alıyor. Onlara “İyi birey, iyi vatandaş, iyi futbolcu” sloganı altında bazı değerler öğretiliyor. İzmir ve civarındaki illerde yaşayan birçok futbolcu, sporun içine giriyor. Sportif bir nesil oluşturmak için Altınordu tek başına yeter mi? Yetmez. Fakat yine de “iyilik bulaşıcıdır” düsturuna güvenmemiz gerek.

Cengiz’den, Çağlar’dan kazanılan parayı gören bazı kulüpler belki gözlerini açarlar ve bu toprakların gençlere yatırım yapmanın değerini fark eder. Varsın onlar kâr amacı gütsün. Hiç önemli değil, yeter ki üretsinler!

Her şehirde, her yaş grubundan yüzlerce çocuğun altyapılarda olduğunu düşünün. Binlerce gencin futbol oynaması demektir bu. Aynı zamanda birbirleriyle iletişime girmeleridir, bedenlerinin hareket etmesidir, bazı değerleri öğrenmeleridir. Belli olmaz, belki aralarından birkaç tanesi profesyonel de olur. Hatta yurtdışına giden bile çıkabilir.

Aylar önce Seyit Mehmet Özkan ile yaptığım röportajda kendisi şunu demişti: “Bu iş adanmışlık gerektiriyor. Hayatında sevdiğin şeyleri yapmayacaksın, en sevdiğin arkadaşlarını görmeyeceksin, konsere gitmeyeceksin. İnsana acı veren özverilerde bulunacaksın. Çünkü çocukların peşinden gitmen gerekir!”

Okurken bile zorlayan cümleler. Böyle bir ömür geçirmek bir insan için kolay değil. Yapılan iş de kolay değil. Fakat zaten spor kulüpleri de sosyal hayatımızda bu yüzden var: Yapılacak sportif işleri organize etmek ve çocukların peşinden gitmek için!

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar