Fatih Terim ve Galatasaray: Karakter mi, yaratıcılık mı?

Galatasaray son dört sezondur deplasmanlarda sıkıntı yaşıyor. Bu döneme bir şampiyonluk sıkıştırmış olsa da dışarıdaki maçlarında istediği hükmedici oyunu bir türlü sahaya koyamadı.

Aslında ilk iki sezonun kadro kalitesi durumu normalleştirmişti. Takım iç sahada da iyi değildi. Fakat geçen sezon ligi zirvede bitiren ve yeni sezona ‘şampiyon’ olarak başlayan kadronun deplasmanlarda zorlanması ilginç duruyor.

Sarı-Kırmızılılar, son iki deplasmanda yedi gol yedi ve puan alamadı. Kazanılan tek deplasman da sezonun ilk haftasında ligin yenisi Ankaragücü karşısındaydı. Sahada sıkıcı ve pozisyon bulmakta zorlanan bir Galatasaray vardı.

Dört seneye yayılan problem de tam burada yatıyor. Ne tribün/saha baskısı ne rakiplerin güçlü futbolu…

Ligin altıncısı da olsa şampiyon da bitirse deplasmanda işler sarpa sarıyor. Teknik direktörler değişiyor, kadrolar değişiyor ama problem düzelmiyor.

Fatih Terim Akhisaspor yenilgisinden sonra genç Ozan Kabak’ı överken takımında eksik olanın karakter olduğunu vurguladı. Belki Akhisarspor maçının özelinde böyle bir sorun tespit edilmiş olabilir. Fakat dört seneye yayılan bir sıkıntı sadece soyut kavramlarla açıklanamaz.

Galatasaray son iki sezonda TT Arena’da rakiplerini boğup goller yağdırırken, deplasmanlarda kısır kalıyor. İç sahada golcü ama savunmasında açık veren bir takım görünümünde. Böyle bir takımın deplasmanlarda yenilmesi şaşırtıcı olmaz. Fakat yenilirken attığından fazlasını yemesi beklenir.

Oysa Galatasaray hiç atamıyor! Bir hafta önce kendi sahasında dört gol atan takım ertesi hafta pozisyon bulmakta zorlanıyor.

Geçen sezonun başrolü Gomis’e aitti. Golcü oyuncu kendisine top geldiğinde, yani iç sahada, inanılmaz bir yüzdeyle oynadı. Attığı 29 golün 18’i TT Arena’daydı.

Geri kalan 11 golün dördünü son sıradaki Karabükspor’a tek maçta, geri kalanlardan ikisini penaltıdan attı. Yani iç sahada kendisine gelen hemen her topu kaleye soktu ama deplasmanda öyle olmadı.

Bunun basit bir nedeni var. İç sahada topun üçüncü bölgeye gelmesi daha kolaydır. Şampiyonluğa oynayan takımların güçlü bir iç saha oyunu olur. Bu güç sayesinde rakipler korkudan savunmayı daha geriden kurar. Bu da iç sahadaki takımın işine yarar. Böyle maçlarda önde baskı yapmak elzem değildir.

Az adamla hücuma çıkan rakiplerden orta sahada topu kazanabilirsiniz. Taraftar baskısı da eklenince oyuna çok rahat hükmedersiniz.

Şampiyonluğa oynayan takımlar (ve Galatasaray) deplasmana gittiklerinde ise karşılarında çok daha cesur, öne gitmek isteyen takımlar bulur. ‘Büyük takım’ için oyunu rakip sahaya yıkmak zorlaşır.

Böyle durumlara hareketli bir santrforun varlığı önemlidir. Gomis onlardan biri değildi. Sahanın en ucundan başlaması gereken savunma, orta sahaya kadar kayınca rakipler çok rahat ileri çıktı. Topu kazanmak zorlaştı, kazanan topu ileriye atıp oyunu yıkmak da imkansızlaştı.

Bu sezon Gomis yok ama daha kötü bir senaryo var; kimse yok! Eren Derdiyok, gol noktalarında iş yapsa da top saklama ve dağıtma konusunda oldukça yetersiz. Eren’e atılan toplar, çok kısa sürede rakibe geçiyor.

Gomis en azından bu noktada daha korunaklı limandı. Fakat ikisi de deplasmanlar için yetersiz. Öyleyse geriye tek bir seçenek kalıyor; yaratıcı orta saha oyuncularını kullanmak. Galatasaray orta sahasındaki oyuncuların Akhisarspor maçındaki pas yüzdeleri oldukça düşüktü.

Emre Akbaba oyun lideriydi ama pas yüzdesi yüzde 66’da kaldı. Takımın toplam çalım sayısı sadece ikiydi. Orta saha etkisi kaldı, arka taraf da destek olamadı. Muslera’nın gönderdiği 12 uzun topun sadece üçü başarılıydı.

Tam bu noktada akla Belhanda geliyor. Faslı oyuncunun etkisi iki sezondur sorgulanıyor, yıldızı taraftarla barışmıyor ama Galatasaray o sahadayken daha akıcı oynuyor. Deplasmanlarda bile…

Galatasaray geçen sezon Belhanda’nın oynadığı 13 deplasmanın beşini kaybetti. Bunlardan ikisi ‘büyük maç’ kategorisindeki Beşiktaş ve Başakşehir karşılaşmalarıydı.

Diğer üç maçın ikisinde Belhanda ya sonradan girdi (Sivasspor), ya da skor 0-0’ken çıktı (Gençlerbirliği). Yani Belhanda ile Anadolu’da tam anlamıyla sadece Yeni Malatyaspor yenilgisi yaşandı. Bu sezon ise üç deplasmanda toplam 40 dakika sahada kaldı!

Yani mesele sadece ‘karakter’ değil. Karakter, heyecan, coşku gibi kavramlar yapılan işin ardından gelir. Eğer sahada iyi top oynarsanız heyecan coşkuya döner. Karakter koymak da özgüvenle alakalıdır.

Eğer çok iyi paslaşan bir takımsanız 0-0 giden maçta ‘karakter koymak’ daha da kolaylaşır. Eğer işler ters gidiyorsa o zaman tembellik, uyuşukluk ve ‘benden gitsin’ düşüncesi ortaya çıkar.

Muhakkak Fatih Terim ve ekibi bunun farkındadır. Terim, oyuncularına vermek istediği mesajı onların anlayacağı dille anlatmak istemiş olabilir. Fakat sorun giderek büyüyor.

Üstelik bu sezon deplasmandan çıkartılacak her puan şampiyonluğun anahtarı olacak. Bu açıdan da Galatasaray’ın işi diğer rakiplerine göre (özellikle Beşiktaş ve Başakşehir) daha zorlaşıyor.

Onlar da dışarıda her zaman çok iyi futbol sergilemiyor ama en azından gereken anlarda puan çıkartmaya yetecek yaratıcılığı sergiliyorlar. Üstelik Galatasaray’ın bu sezon altı deplasman maçını (beş kaldı) Şampiyonlar Ligi dönüşü oynayacağını eklemek lazım.

Hem de ikisi Beşiktaş ve Başakşehir’e karşı…

Galatasaray için ligin kaderi bu maçlarda şekillenebilir.