Kutay Ersöz
Şub 19 2018

Genç insan ve iyi birey: Cengiz Ünder

Cengiz Ünder, İtalya’da AS Roma gibi güçlü bir takımda forma giymesine rağmen Türkiye’nin en popüler sporcularından biri değil. Çok normal...

Henüz 20 yaşında, İstanbul’un köklü kulüplerinde oynamadı, milli formayı çok az giydi.

Üstelik Türkiye’den Serie A’yı takip etmek biraz meşakkatli bir iş. Cengiz göz önünde değil, hiçbir zaman da olmadı. Onun hakkında yazılan yazıların sayısı çok az. Fakat atılan tweetler’in sayısı çok fazla.

Gündeme çok kısa süreliğine giriyor, kendine hayran bıraktırıyor, sonra köşesine çekiliyor. Cengiz, çok bilinen sporculardan biri değil ama çok sevilenlerden. Sessiz, sakin, olaysız ve ara sıra gol atıyor. Üstelik bu ara çok atıyor!

Altınordu’nun dillere pelesenk olan altyapı atılımının mottosu “İyi birey, iyi vatandaş, iyi futbolcu”dur. İyi vatandaş olmak kolaydır; ne de olsa vatandaşlık kuralları bellidir. O sınırları geçmedikçe ‘iyi’ etiketi kolayca kazanılır.

İyi futbolculuk için de yetenek ve çalışkanlık birleşince sorunun büyük bir kısmı çözülür. Fakat iyi birey olmak zordur. Eğitim, aile, çevre ve geri kalan her şey önemlidir ve aynı zamanda bunların hepsi yetersizdir. Önemli olan kişinin kendisiyle verdiği çatışmalardan çıkaracağı galibiyetlerdir.

Cengiz Ünder kariyerinin ilk transferini Başakşehir’e yaptı. Abdullah Avcı yeni talebesini sezonun hemen başından beri devamlı oynattı. Cengiz, yetenekli bir futbolcu olduğu için forma şansı bulması doğaldı.

Üstelik Süper Lig gibi yetenekli oyuncu sayısının kısıtlı olduğu bir mecrada işi çok daha kolay oldu. Genç yaşta Altınordu ile iki sezonda 57, Başakşehir ile tek sezonda 43 resmi maç oynamak önemliydi!

Yetenekli bir oyuncu olarak, 18-21 yaş arasında devamlı futbol oynamak büyük nimet. Cengiz bu şansı elde etti. İyi futbolcu olma yolunda her engeli başarıyla aştı ama sırada bir aşama daha vardı: İyi birey olma mücadelesi!

 

cengiz

 

Cengiz Roma’ya transfer olduğunda aklımızda iki tane soru vardı. Onun Süper Lig’i sallayan yetenekleri, Serie A gibi zirve bir organizasyona yetecek mi? İkinci önemli soru da şuydu: Üç sezondur oynadığı takımların as oyuncusu olan Cengiz, Roma’da uzun süre yedek kaldığında, oynamadığında, gözden uzak kaldığında, memleketini özlediğinde ne tepki gösterecekti?

İkincisi en önemli soruydu. Zira yeteneğin gelişimi için sabır kolaydır ama huysuzluk, özellikle de rekabetin çok yüksek olduğu yerlerde çok uzun süre tahammül edilecek bir davranış değildir.

Serie A’nın son üç haftasında dört gol atan Cengiz’i, diğer birçok Türk futbolcusundan ve Türk gencinden ayıran fark da tam bu noktada ortaya çıktı. İyi birey olmak için girilmesi gereken sınavları, bilmediği bir ülkede, zor bir çatının altında, rekabetçi yerlerde vermeye çalışıyor.

Sınav meselesini biraz daha açalım. Cengiz Ünder, İtalya kariyerine kolay başlamadı. Oysa şans da bulmuştu. Ligin hemen başında oynanan Inter karşılaşmasında takımı 2-1 yenik duruma düşünce hocası Eusebio di Francesco onu kurtarıcı olarak oyuna sürmüştü.

Eylül ayında iki kez 11’de sahaya çıktı. Fakat Ekim ayından Ocak ayının sonuna kadar geçen süre, Cengiz’i sevenler ve uzaktan takip edenler için korkutucuydu.  Dört ayda sadece dokuz maç! Üstelik bir kısmı da, karşılaşmaların son dört, beş dakikası…

Altınordu projesinin ‘baba’sı Seyit Mehmet Özkan’ın tedrisatından geçip Roma’ya giden bir diğer futbolcu Salih Uçan’ı hatırlamamak işten değildi. O da yetenekli bir oyuncu olarak parlamış, üstelik Cengiz’den farklı olarak UEFA Avrupa Ligi’nde yarı final oynayarak, Fenerbahçe ile şampiyonluk yaşayarak İtalya’ya gitmişti.

Fakat Roma’da başarılı olamamıştı. Salih İtalya’nın başkentinde iki sene kaldı ama o önemli eşiği atlayamadı. Şimdilerde ise İsviçre gibi, seviyenin çok daha düşük olduğu bir ligde kendini bulmaya çabalıyor.

Cengiz de forma giymediği dönemlerin devamında benzer bir düşüş yaşayabilirdi. Ne de olsa bizden biriydi, ne de olsa bizim gibiydi. Üstelik suratına bakınca ‘yırtık’ bir çocuğa da benzemiyordu. Sessiz, sakin, içine kapanık biri gibiydi. Başakşehir’in yıldızı olduğu günlerde bile, çok utangaç bir suratı vardı.

 

cengiz ünder

 

Fakat bunların hepsi top ayağına gelene kadardı! Topu ayağına alınca, yaşına ve kıdemine bakmadan özgüveniyle iş yapan bir futbolcuydu. Bu özelliği iyiydi, hoştu ve Başakşehir’de de sıkıntı yaratmadı ama Roma’da uzun süre kenarda durmasına neden oldu.

Roma’nın teknik direktörü Di Francesco, onu basın önünde eleştirdi. Topu ayağından çıkarması gerektiğini söyledi, doğru kararlar vermesi yönünde uyardı. Basın önünde açık eleştiriler yapmak, Türkiye’de yetişen bir futbolcuyu psikolojik açıdan düşürmek için bire birdir.

Cengiz düşmedi. Hocası da o sözleri söylemesine rağmen ona güvenmeye devam etti. Roma Kulübü, 15 milyon Euro ödediği oyuncudan hemen vazgeçecek kadar amatör değildi.

Cengiz, iyi bir birey olduğunu işte bu zor günlerinde gösterdi. Pes etmedi, çalıştı ve kendini geliştirdi. Son dönemde bulduğu şansları değerlendirmesinin altında yatan özelliği buydu…

İnsan, 20’li yaşlarında bambaşka hayatlar, bambaşka heyecanlar yaşamak ister. Özünde insani istekler olsa da, bir futbolcu için çok zordur. Aklınızdaki hayat tarzını uyguladığınızda ya ‘şımardı’ damgasını yersiniz, ya da sahada kaybolursunuz.

Dikkatli olmak gerekir ama o dikkati gösterecek zihinsel güce ve sabra sahip olmak için henüz çok erkendir. 27 yaşındaki ‘tecrübeli’ bir oyuncu bile, hayat sahnesinde ‘genç’ken, 20 yaşındaki birinden nasıl bir olgunluk bekleyebiliriz ki?

İşte Cengiz’i diğer yetenekli oyunculardan ayıran en önemli özelliği buydu. O hem sahada şans buldu hem de gelişimine devam etti. Roma’ya gittikten haftalar sonra verdiği bir röportajda, "Roma'ya ilk taşındığımda bir an kültür şoku yaşadım. Hayal ettiğimden çok daha farklıydı. Ailemi geride bırakarak tek başıma yurt dışındaydım. Kimseyi tanımıyordum. Dilini konuşamadığım bir ülkedeydim. Bu durum çok sinir bozucuydu. Zordu benim için. İlk defa kendimi yalnız hissetmiştim” demişti.

Sadece 20 yaş için değil, 40 yaşındaki biri için bile bunları yaşamak zordur. Hatta sadece yaşamak da değil, okuyan için bile ne zor cümleler… O günlerden çıkıp, Serie A’da üç haftayı boş geçmeden geçirmek müthiş bir yetenekten daha fazlasına işaret ediyor.

Di Francesco, Cengiz’i transfer ettiğinde ilk olarak onun yeteneklerinden bahsetmemiş, “Bir an önce İtalyanca öğrenmesi gerek” demişti. Aradan yedi ay geçti. Cengiz’in takım arkadaşı Diego Perotti, ondan övgüyle bahsettiği demecinin bir yerinde “Henüz İtalyanca bilmiyor” cümlesini kullandı. Yani, Cengiz’in iyi birey olma sınavı bitmedi, hâlâ devam ediyor. Zaten bu sınav da hayat sürdükçe devam edecektir…

Türkiye’de kısılıp kalmadan İtalya’da yalnızlığı seçen Cengiz sınavı başarıyla verecek gibi. Kendi cümlesi bu konuda bize referans olabilir:

“Ben 10 yaşından beri insanlara kendimi kanıtlıyor ve onları yanıltıyorum. Bu durumu da çok seviyorum.”                                                                                                                                       

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar