Kutay Ersöz
Haz 26 2018

Hakkı yenen savunma futbolu

Dört yıl boyunca merakla beklediğimiz Dünya Kupası’nda ilk tur maçlarının sonuna yaklaşıldı. Favorilerin, nispeten daha zayıf takımlarla karşılaştığı bir etaptı.

Futbolseverlerin büyük çoğunluğu izledikleri maçları sevmediler. Futbol kalitesinin düşük olduğunu iddia ettiler. Futbol izleyicisinin görüşleri esastır. Ne de olsa maçlar onlar için pazarlanıyor. Fakat izlediğimiz oyuna haksızlık etmemeliyiz.

Dünya Kupası, eskiden futbolun zirve noktasıydı. Çünkü sezon içinde maç izlemek kolay bir iş değildi. Hatta iyi takımların uluslararası seviyede karşılaştığı maçları yakalamak oldukça zordu.

Canlı yayınlar kısıtlı, maç sayısı azdı. Fakat sonra Şampiyonlar Ligi ortaya çıktı. Avrupa kulüpleri güçlü kadrolar kurarak hem kasalarını doldurdular hem de izleyenlere hemen her hafta futbol resitali sundular.

Haliyle dört yılda beklenen Dünya Kupası’nın pek de bir özelliği, daha doğrusu dört yıl boyunca hevesle ve merakla beklemenin bir değeri kalmadı. Dünyanın en iyi futbolcularını her hafta birbirleriyle karşılaşırken görüyorduk zaten. Hatta beş büyük ligin kalitesi, izleyici sayısı ve mali gücü artınca Şampiyonlar Ligi havasında maçları hafta sonlarında bile yakalar olduk.

 

Futbol

 

Yani standart bir futbolsever her hafta Dünya Kupası ayarında; hem çok kaliteli hem de çok uluslu maçlar izleyebiliyor. Fikstür yoğun. Diğer yandan dünyadaki en iyi, en devrimci ve en hırslı teknik adamlar kulüp takımlarını çalıştırıyor.

Maurizo Sarri, Carlo Ancelotti, Pep Guardiola, Jose Mourinho gibi isimler, milli takımlarda görev yaparak sene boyunca tüm mesailerini sadece 10 maça vermek istemiyorlar. Zaten kafalarında yatan futbol sistemlerini ayda beş gün bir araya gelecekleri futbolculara empoze etmeleri de oldukça zor. Çoğu, milli takımları daha çok emekliliklerine yakın dönemlerde tercih edeceklerini söylüyor.

Böylece Dünya Kupası, kısa zaman içinde kazanmak zorunda olan ve bunun için idealist düşüncelerini kenara bırakıp oyuna pragmatik açıdan yaklaşan teknik adamlara kalıyor.

Bahsettiğimiz teknik adamlar, sezon boyunca yaklaşık 50 yorucu maç yaparak yanlarına gelen oyuncularla başarı kazanmak zorundalar. Futbolda da başarı için iki temel yol var. Ya çok iyi hücum etmeli ya da çok iyi savunma yapmalı!

Topu yarı sahaya taşımak, oyunu oraya yığmak ve rakip yarı sahada topla beraber organize olmak belki de futbolun en zor işi olabilir. Üstelik bunun için gerekli olan oyun planını kısa sürede bir oyuncu grubuna yüklemek imkânsıza yakın gibi bir durum.

Başarılı milli takımlarının büyük kısmının kadrosunun iskeletinin bir veya iki kulüp takımından oluşması boşuna değil. Birbirini tanıyan ve birbirine alışan oyuncular, rakiplerinin önünde oluyor. Bu yapıya sahip olamayanlar da kısa kamp süreçlerinde iyi bir takım savunması oluşturup yetenekli oyuncuların ayağına bakmayı tercih ediyor. Çok daha kolay ve iş görür bir seçenek.

Gerçi futbol seyircisi için bunların hepsi geçersiz kalıyor. Onlar yaz günlerinde soğuk içeceklerini ve yiyeceklerini alıp güzel maç izlemek ister. İstedikleri oyunu karşılarında bulamayınca üzülürler, hatta sinirlenirler. Çelişki de burada başlar.

Arjantin, Hırvatistan maçında tam da futbol seyircisinin istediği gibi oynadı. Savunmayı pek düşünmedi. Öndeki dört adam yarı sahada kaldı, arka taraf boş kaldı. Hırvatistan orta sahayı ele geçirince oyuna ağırlığını koydu. Maçın skoru 3-0 Hırvatistan lehine sonuçlandı.

Aynı zamanda keyifli ve bol pozisyonlu bir karşılaşmaydı. Fakat 90 dakikanın ardından kupadaki en büyük eleştiriler Arjantin’in üzerine aktı. Yani futbol izleyicisinin istediği oyun ortaya çıkınca, taraflardan biri hezimetle ayrıldı. Hiçbir teknik adam ve oyuncu bu durumu yaşamak istemez.

 

Futbol

 

Tabi ki savunma futbolunu meşrulaştırmaya da gerek yok. Bu durum eldeki imkânlarla değerlendirilebilir. Mesela zayıf İran’ın güçlü rakipleri karşısında savunma futbolu oynaması çok değerli.

Onların disiplinli bir şekilde sahada yer durması alkışlanmalı. Onlar, İspanya ve Portekiz gibi takımlara başka türlü direnemezdi. Burada asıl mesele Fransa, Almanya, Portekiz gibi kaliteli oyunculara sahip takımların neden sahaya akıcı bir oyun ortaya koyamadığıdır.

Dünya Kupaları’nın ilk turları genelde kısır geçer. Umarız bu turnuvanın devamında daha çekişmeli ve akıcı bir futbol izleriz. Fakat savunma futbolunu da karşımızda bulursak da tatminsizlik hissetmeye gerek yok.

2014 Dünya Kupası’nın en kaliteli maçlarından biri Hollanda ile Arjantin arasında oynanan yarı final maçıydı. 120 dakika 0-0 sona ermişti. Belki de unutulmaz 7-1’lik Brezilya – Almanya maçından daha sağlamdı.

Hem zaten 2026’da takım sayısı 48’e çıkınca savunma yapan takımlarla daha çok karşılaşacağız. O kadarı da biraz fazla! O nedenle elimizdeki turnuvanın değerini bilelim.

 

Futbol