Hareket vakti: Fikret Orman’ın vedası

Beşiktaş’ta uzun bir süredir sorunlar büyüyor. Sürecin başlangıcı kötü başlayan yeni sezonun çok öncesine dayanıyor. Saha içinde yaşanan çöküşün nedeni sadece bir sonuç. Oysa Fikret Orman yönetimi; bir süredir problemlerin göz önüne çıkmasını engelliyordu.

İdari problemler halının altına süpürüldükçe, gözler hep sahada kaldı… Sahada sonuçlar iyiyken sorun yoktu. Ancak orada da durum bir süredir iyi değil. İki şampiyonluğa bir de tarihi Şampiyonlar Ligi performansı eklenmişti. O günlerde Beşiktaş’ın uzun süre yıkılmayacağını düşünenlerin sayısı çok fazlaydı. Fakat yazın arkası sonbahar, hatta kıştı. Siyah-Beyazlılar ligde iki sene üst üste ilk ikinin dışında kaldı. Ardından ‘kolay’ denilebilecek Avrupa Ligi grubundan da çıkamadı. Gözler saha içinde olunca bu tablonun tek bir sorumlusu olarak teknik direktör Şenol Güneş gösterildi.

Oysa daha farklı sorunlar vardı. Şenol Güneş’in basın toplantılarında, saha kenarında, satır aralarında verdiği görüntü ve mesaj bize bir şeyler anlatıyordu. Hoca, bir şeylerden memnun değildi. Ona kariyerinin ilk lig şampiyonluklarını getiren yapı adeta elinden alınmıştı. Çok uzun konuşmalar yapan ama net olmaktan kaçınan Güneş’in sözleri de, vücut dili de kamuoyu tarafından anlaşılamadı. “Hoca formsuz“ tanımı o dönemi kurtarmaya yetmişti. “Formsuzluk” uzun sürünce taraftar bileti kesti. Şenol Güneş ile ipler koptu. Tecrübeli teknik adam oyunu çok iyi okudu ve problemlerin görülmediği ve çözülmediği ortamdan kendini kurtardı. Onun yerine gelişime açık ve toplum tarafından sevilen bir oyuncu grubunun başına geçti. Onun artık maaş derdi yok, transfer mesaisi yok, karışanı yok, edeni yok…

Günah keçisi olma görevi ise Abdullah Avcı’ya geçti. Yıllarca Başakşehir’de çalışan ve başarıları küçümsenen Avcı’nın bir meydan okumaya ihtiyacı vardı ama tercih ettiği Beşiktaş kaynıyordu. Bu kaynayan kazanda yeni bir oyun sistemini, üstelik geç yapılan transferlerle dolu bir kadroyla oluşturmak çok zordu. Haliyle bir günde Roma inşa edilemedi. Şenol Güneş’ten ısrarla pas oyunu isteyen taraftarlar, Avcı’nın pasa dayalı anlayışının sonuç getirmediğini görünce meselenin sahada olmadığını fark etti ve “Yönetim istifa” dedi.

Sürpriz mi? Bizce değil! Fakat erken olduğunu kabul etmek gerek. En azından sezonun ilk beş haftası biterken duyulacağını tahmin edemezdik. Ve daha da önemlisi, görev süresi boyunca tribünlere sırtını dönen Fikret Orman’ın bu tezahüratlara cevap vereceğini de düşünemezdik. Orman, yedi senenin ardından koltuktan ayrılma kararı aldı. “Bu karar bir istifa mı yoksa bir güvenoyu yoklaması mı?” sorusu da ön plana çıktı ama şu ana kadar Orman’dan geri dönüş sinyali gelmedi.

Orman, istifa açıklamasını yaptığı basın toplantısında duygusaldı. Yedi sene boyunca yaptıklarını anlattı. Fakat sanki işin aslı, aylar önce halının altının süpürülmeye başlanan problemlerde yatıyor. Şenol Güneş’in oyuncu tercihlerinin, Quaresma’nın ortalarının, ısrarla istenen pas oyununun konuşulduğu günler sona erdi. Artık tribünler başka defterleri açacakken yavaş yavaş ayrılmak iyi bir zaman olabilirdi.

Beşiktaş’ta personelin maaş alamadığı zaten artık haber değeri taşımıyor. Oyuncular da maaş alamıyor. Pepe’den Quaresma’ya birçok yıldız oyuncuyla davalık olundu. Daha acınası; kulübün en az futbolculara olduğu kadar menajerlere borcu var. Amatör şubelerin kapanması veya kapanacağı haberleri her ay gündeme düşüyor. BJK TV ayrı bir sorun kaynağıydı. Ayrıca gazetelere yansıyan birçok farklı mesele de kenarda duruyor. Böyle bir ortamda, saha içindeki futbol sadece bir sonuç olur.

Orman ile çok benzer süreçlerden geçen bir kulüp başkanımız daha vardı. Ünal Aysal Galatasaray başkanı olduğunda kulübü maddi ve sportif açıdan çok zor bir durumda devralmıştı. Tıpkı Fikret Orman gibi...

Kısa sürede kulübü toparlardı. Doğru tercihler yaptı. Kulübe üst üste iki şampiyonluk getirdi. Tıpkı Fikret Orman gibi…

Sistem, yapı, istikrar gibi kavramlar sayesinde Avrupa’da başarıların gelmesini sağladı. Tıpkı Fikret Orman gibi… 

Sonrasında başarıları getiren teknik direktörle arasını bozdu ve onun A Milli Takım’a gitmesine göz yumdu. Tıpkı Fikret Orman gibi…

Bu esnada yeni bir teknik direktörle çok fazla para harcadı, çok fazla transfer yaptı. Belki de kulübe şampiyonluk kazandıran teknik direktörün yerini doldurabileceğini, anahtarın kendisinde olduğunu düşünmüştü. Tıpkı Fikret Orman gibi...

Fakat günün sonunda o başarılardan bir anda uzaklaştı. Masanın üzerinde yaptırımları, cezaları, borçları gördü. Tıpkı Fikret Orman gibi... 

Ve yapılan bir seçimin birkaç ay sonrasında istifa etti. Tıpkı Fikret Orman gibi…

Galatasaray, Beşiktaş, Fenerbahçe, Anadolu fark etmiyor. Türkiye’de hemen her kulüp benzer şekilde yönetiliyor. Başkanların stratejileri, düşünceleri, planları, çözümleri birbirine benziyor. Birbirlerinden farkı bulunmayan bu isimleri başarılı veya başarısız olarak gösteren ise teknik direktörlerin ve futbolcuların performansları oluyor. Trajik nokta; eğer teknik direktörler eleştiri yağmuruna tutuluyorsa, başkanların içi rahatlıyor. Ne de olsa öyle durumlarda tepkinin adresi ‘Büyük başkanlar’ olmuyor. Ancak üst üste birkaç teknik direktör ve oyuncu grubu sonuç alamazsa, tepki başka yönlere kayabiliyor.

Orman krizi iyi sezdi. Kendince haklı nedenleri vardır. Fakat şu bir gerçek ki Abdullah Avcı sezona iyi başlasaydı bu kararı almayacaktı. Ve şu bir gerçek ki; doğru hamlelerin adamı olduğunu göstermiş biri olarak, bundan sonra Türkiye futbolunda güçlü bir figür olarak yer almaya devam edecektir.

Beşiktaş Kulübü ise zor zamanlar geçirmeye hazır olmalı...

© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.