Her zamanki değişim

Birkaç gün önce (17 Temmuz) hükümet yetkilileri ve bazı federasyonların başkanları istişare toplantısında buluştu. Toplantının amacı spor sahalarındaki şiddeti önlemekti. Basında ise “Sporda şiddetin önlenmesine dair kanunda yapılacak değişiklikler” başlığıyla yer buldu.

Değişiklik başlığını duyunca/okuyunca akla türlü düşünceler gelebilir. Mesela, daha önceki yöntemlerin ve yaptırımların yetersiz olduğu anlaşılabilir, devamında da yeni bir tarza geçileceği de zannedilebilir. Fakat haberlerin içeriğini dikkatle inceleyince yanıldığımızı görüyoruz. 

Esasında haberlerde değişiklikten bahsetmiyordu. Muhakkak yasaya giren ve yasadan çıkan cümleler olacaktır. O cümleleri ‘değişiklik’, hatta reform adı altında sunanları da göreceğiz. Fakat yasanın son 7-8 senesini bilenler için ‘değişiklik’ sadece lafta kalacaktır.

Değişiklik adı altında yer alan bazı maddelere bakalım. 

Mesela, stadyumlara yüz tanıma sistemi konulması gibi radikal bir hamleden bahsediliyor! Passolig ve E-Bilet uygulamasının yürürlüğe girdiği 2014 yılına geri dönersek, bu hamlenin bir yenilik olduğunu düşünmek unutkanlık olur. Önce hali hazırda geçerli olan maddelerde yer alan iki cümleyi anımsatalım:

1) Spor alanlarında; güvenliğin sağlanması ve bu kanuna aykırı davrananların tespiti amacıyla, gerekli teknik donanımlar kurulur.

2) Spor alanlarında hangi güvenlik sistemi veya teknik donanımın uygulanacağı ilgili federasyonun bağlı olduğu uluslararası spor örgütlerinin düzenlemeleri çerçevesinde yönetmelikle belirlenir.

E-Bilet uygulaması kamuoyuna açıklanırken, stadyumlarda kullanılacak üstün teknolojiden bahsediliyordu. Hem stadyum girişlerinde hem de tribünün içinde her noktayı gören kameralar sayesinde olaylara vakıf olunacağı dile getiriliyordu. 

Yüz tanıma da işin bir parçasıydı. Tabi uygulamanın böyle yürümediğini zaman içinde gördük. Olay çıkaran şahısların ne koltukları tespit edilebildi ne de yüzleri! Çıkan olayların ardından cezalar kişilere değil, komple tribüne verildi. Çünkü kişi belirleme konusunda yetersiz kalındı. O yüzden de önümüze gelen maddede bir değişikliği değil, yerine getirilemeyen sorumluluğun yeniden zorlanmasını görüyoruz.

İkinci değişiklik olarak stadyumdaki polis sayısının arttırılması ve özel güvenliklerin azalması var. Aslında son dönemdeki uygulamayı düşününce bir değişimden bahsedebiliriz; ama daha çok vardiyalı bir değişim. 2014’ten önce stadyumda polislerin sayısı daha fazlaydı. Çevik kuvvet ve spor büro özellikle derbilerde teyakkuz halindeydi. 

Fakat olayları engellemeyi ve sorumluları tespit etmeyi başarabildiklerini söylemek zor olur. Hatta yaşanan krizleri gerek biber gazı, gerek cop kullanımı ile daha büyük izdihamlara neden olarak yatıştırmaya çalıştılar. Bu sebeple polislerin stadyumdan çıkarılmasına karar verildi. Yani, uygulamaya karar verilirse başarısız olan yöntem yeniden başlayacak. Bundan ‘değişim’ diye bahsetmek çok mantıklı durmuyor. Daha çok ‘eskiye dönüş’ diyebiliriz.

Bir başka değişiklik olarak verilen cezaların katlanması var. Yani daha önce bir olaya karışmış ve 1 yıl ceza almış olan şahıs, tekrar suç içlerse bunun cezası önce üç yıl, üçüncü suçta beş yıl olacak. Bundan bir değişim olarak bahsedebiliriz. 

Fakat öncelikle kamuoyunun kafasında bir ‘ceza bilinci’ oluşmasını sağlayan örnekler olmalıydı. Yani olay çıkaranların büyük bir kısmının bir yıllık cezaya çarptırıldığını ve bunun sonuçlarının ne olduğunu görebilseydik daha iyi bir değerlendirme yapabilirdik. Fakat bir yıllık cezadan dahi yırtanların, üç ve beş yıldan korkması da pek olası değil gibi.

Çok önemli bir kararmış gibi sunulan bir başka maddede ise “Biletsiz içeri giren taraftarlar ceza alacak” deniyor. Endüstriyel futbolun en üst seviyesine ulaştığı 2018 yılında, Türkiye’de profesyonel futbolun 60. sezonunda ve 6222 sayılı yasanın en modern halinin yedinci yılında muazzam bir yenilik! Bir yere biletsiz girmenin cezası olmalıydı. Galiba bugüne kadar kimsenin aklına gelmemiş! Gerçi biletsiz girenler bir kuralı deldiklerinin farkındaydı. Yoksa insan neden cezası olmayan bir şeyi yapmak için gizli saklı yolları denesin ki?

Zaten 6222’deki 15. madde bize şunu söylüyor: “Temin edilmiş bileti olmaksızın spor müsabakalarını izlemek amacıyla spor alanlarına giren kişi, adli para cezası ile cezalandırılır.”
Televizyon programlarında söylenecek sözler de artık ceza dahilinde olacak. Hemen 2005 yılına dönelim. 

Türk sporunda şike ve şiddet iddialarını araştırmak üzere kurulan TBMM Araştırma Komisyonu'nun 200 sayfalık raporunda Türk sporunun yozlaşmasına etki eden problemler ve öneriler yer alıyordu. Bu önerilerden biri, spor gazeteciliği mesleğine ciddiyet, sorumluluk, sahiplenme duygusu kazandırılması için spor gazetecisi olabilme kriterleriydi. Aradan 13 sene geçti. 6222 sayılı kanunun 22. maddesinde ise şu ifade yer alıyor: “Sporda şiddeti teşvik edecek şekilde basın ve yayın yoluyla açıklamada bulunan kişilere, fiilleri suç oluşturmadığı takdirde, beşbin Türk Lirasından ellibin Türk Lirasına kadar idari para cezası verilir.”

2014 yılının Ekim ayında ise yetkililer Facebook ve Twitter üzerinde yapılan yayınların da bu kapsama gireceğini ifade etmişti. Arşivde bir arama yapınca açıklamaları bulmak mümkün. Ve bugün, bize değişiklik olarak sunulan maddede “Kulüp başkanı, yönetici, teknik adam veya sporcu sosyal medyada taraftarı ya da rakibi kışkırtıcı yazı paylaştığı takdirde disipline gidecek” ifadeleri yer alıyor. Öyleyse her hafta sayısız kışkırtıcı açıklama yapan sportif figürlerden hangileri ceza ile karşılaştı? Muhakkak örnekler var ama uygulananların sayısı tatmin edici mi?


Ülkede genel seçimler yapıldı, yeni görevler belli oldu, futbol sezonu da başlamak üzere. Tam herkesin kendisini iş üstünde göstereceği zamanlardayız. O nedenle kavramlara aldanmamak gerek. Ortalıkta bir değişim yok. Aynı kısır döngü içinde hareket edip, başladığımız noktalara geri dönüyoruz.  

Cezalardaki rakamlar değişiyor, kurallara modern dünyanın getirdiği yenilikler ekleniyor, biraz göz boyanıyor, biraz da körler ve sağırlar birbirini ağırlıyor. Öte yandan spor kültürü yaratıp topluma yaymak gibi bir kaygı oluşmuyor. Kazanmanın hayat memat meselesi olduğunu düşünen ve oyunun sadece bir oyun olduğunu idrak edemeyen kalabalıklar, doğal olarak yasalara aldırış etmeden ve cezaları düşünmeden olay çıkarmaya devam edecektir.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.
Bu blok bozuk ya da eksik. Eksik içeriğe sahip olabilir ya da orijinal modülü etkinleştirmeniz gerekebilir.