Hoş geldin şerefli mağlubiyet dönemi

Galatasaray, 1996 yılının Ekim ayında Avrupa Kupa Galipleri Kupası’nda Paris Saint Germain ile eşleşti. Birkaç ay öncesinde Fransız ekibi aynı kupayı müzesine götürmüştü. İstanbul’a ‘Son şampiyon’ sıfatıyla gelen PSG, kupayı aldığı sezon yaşamadığı eziyeti İstanbul’da tattı. Sadece tek yabancı oyuncuyla (Hagi) sahaya çıkan Galatasaray, Ali Sami Yen Stadı’nda rakibini 4-2 yendi. Rövanş bizler için tatsızdı. Paris ekibi 4-0’la turu geçti ama Galatasaraylılar gururluydu. O gün elendikleri rakipleri o sezon sonunda bir kez daha finale yükseldi ve iki sezon boyunca onlara dört gol atabilen başka takım çıkmadı.
İki takım 2000-01 sezonunda Şampiyonlar Ligi’nde karşılaştı. Bu sefer Galatasaray bir önceki sezonun UEFA Kupası galibiydi. Haliyle dönemin en dikkat çeken takımıydı. Galatasaray favoriydi ve sürprize izin vermedi. Ali Sami Yen Stadı’ndaki yenilmezlik serisi Ümit Davala’nın tek golüyle devam etti.

Aradan neredeyse 20 sene geçti ve çok sular aktı. Artık ne Galatasaray eski Galatasaray; ne de PSG eski PSG. Katar destekli Fransız ekibi, dünyanın en çok para harcayabilen kulüplerinden biri. Galatasaray ise artık gençlerine güvenen ve Avrupa ile yarışabilen bir takım değil. Haliyle Sarı-Kırmızılı takım tartıda PSG’ye ağır basamazdı.

Hafta içindeki mücadele öncesi beklentiler de buna göre şekillendi. Grup aşamalarının buldozeri, yıldızlar topluluğu PSG, uzun yıllardır Avrupa’da eriyen ve yeni sezona da kötü başlayan Galatasaray’ı hallaç pamuğu gibi atabilirdi. Belki de bu beklenti yüzünden olsa gerek, maçın sonunda skor tabelasına bakanlar mutluydu. 1-0’lık yenilgi rencide edici değildi. Oynanan futbol ise sezonun ilk gününden beri Galatasaray’ı izleyenler için biraz olsun rahatlatıcıydı.

Fakat yine de maçın sonunda hanede sıfır puan, tabelada yenilgi yazıyordu. Manşetler ise tam tersini söyledi. Ülkenin en çok satan spor gazetesi “Gurur veren mağlubiyet” başlığını attı. Galatasaray’ın seneler önce yaşattığı gururları hatırlayanlar için şaşkınlık dolu bir manşet…

1980’ler de böyleydi. O dönem atılan ‘Şerefli mağlubiyetler’ başlıkları, bir dönemi tanımlamak için kullanıldı. Fakat o günlerin geri döneceğini tahmin edemezdik. 1-0’dan sonra gazetelere bakınca o günlerin geri döndüğünü kabullenmek zorunda kaldık.
Muhakkak Galatasaray’dan böyle rakiplere karşı galibiyet beklemek haksızlık olur. Türk basının yıllardır dayattığı kazanma mecburiyeti bir kesimi bu talebe itmiş olabilir. Ayrıca bir yandan da mağlubiyetten utanç duyan bir kültür de oluştu. Oysa Galatasaray PSG’ye yenilebilir, hatta fark yiyebilir. Bu; dünyanın sonu olmaz! Futbol bir oyundur ve içinde her türlü sonuç vardır. Bunu kabullenmeli ve olgunlukla karşılamalı. Fakat yine de; bir zamanlar Avrupa’yı titreten kuşağı hatırlayınca bugünlerden başarı hikâyeleri türetilmesine rahatsızız.

Galatasaray ve Türkiye, son yıllardaki erimeye rağmen çok para harcıyor. Belki beş büyük lig ile kıyaslanamıyor ama Hollanda’dan, Belçika’dan, Avusturya’dan daha çok para harcıyor. Fakat o harcamanın karşılığında; oynanan son 27 Avrupa Kupası karşılaşmasında sadece iki galibiyet alınabildi. Neden PSG listeye yeni bir tanesini eklerken, gurur duyacağız?

Galatasaray, PSG karşısına çıkmadan önce grubun diğer maçı oynandı. C.Brugge, deplasmanda Real Madrid’in karşısına çıktı. Galibiyeti koruyamadı ama bir puanı cebine koydu. C.Brugge, Galatasaray’dan daha çok harcama yapan bir kulüp değil. Bu sezon ilk defa kesenin ağzını açtılar ama bunun da bir nedeni var. Yaz döneminde sadece Premier Lig’e 55 milyon euro’luk satış yaptılar. Galatasaray’ın bilanço defterinde göremeyeceği bir rakam…

Haftanın esas gurur veren mağlubiyetini ise Salzburg, Liverpool deplasmanında yaşadı. Son Şampiyonlar Ligi şampiyonuna karşı 3-0 geriden gelip 3-3’ü yakaladılar. Sonrasında yedikleri golle yenildiler. Avusturya ekibinde 25 yaş üzeri sadece üç oyuncu var. Liverpool karşısına çıkan 11’den dördü Avusturya doğumluydu.  Geçilmez Van Dijk’a çalım atan Hee Chan Hwan şu an 23 yaşında ve 18 yaşından beri Avusturya ekibinde forma giyiyor. Tıpkı takımdaki çoğu oyuncu gibi…

Galatasaray ile kıyaslayalım mı? Galatasaray’ın PSG karşısında sahaya çıkan 14 oyuncusu da Türkiye doğumlu değildi. Galatasaray’ın geniş kadrosunda 24 yaş altı sadece üç oyuncu var. Yani ‘gelecek’ yok. Bugünler ise ipotek altında. Avrupa’da tutunamamış oyuncularla, Avrupa’ya kafa tutmaya çalışıyoruz. Bazen başa baş oynadığımızı sandığımız 90 dakikalarda gurur doluyoruz ama elimiz boş kalıyor. Böylesine bir gurur ne Salzburg’a, ne Brugge’a, ne Kızılyıldız’a, ne Dinamo Zagreb’e, ne Slavia Prag’a yeter…

PSG kalecisi Navas’ın terlemediği, maçın yıldızının bir kez daha Fernando Muslera olduğu bir Şampiyonlar Ligi akşamındaki yenilgiden gururlanılıyorsa eğer; bu 2000’lerdeki Türkiye futboluna ve o dönemin büyük yeteneklerine haksızlık olur. Aynı zamanda; Türkiye’nin yeni kuşak futbol seyircisine bilmediği, görmediği 80’ler enkazını reva görmek de bir nevi sorumsuzluktur.
Galatasaray’ı ve herhangi bir takımı yenildiği için ayıplayacak değiliz. Yenilgiye rağmen takımını alkışlayan ve moral veren taraftarını da doğru örnek olarak gösterebiliriz. Fakat sorunları halının altına süpürmek, kötü gidişatı yok saymak, yenilgilerden doğru analizleri çıkaramamak Türkiye futboluna yapılacak en büyük yanlıştır.

Türkiye’nin ana akım basını; ışık tutmak yerine bir kez daha popülist davranmayı tercih ediyor.


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.