Kutay Ersöz
Mar 20 2018

Kadıköy'de Ortaoyunu

Orta oyunu, Türk dünyasındaki ilk sahne sanatlarındandır. En önemli özelliği doğaçlama olarak sahnelenmesidir. Açık alanda, izleyicilerin ortasında oynandığı için bu adı almıştır. Enteresandır; zamanla kaybolan bir sanat olmasına rağmen ismi konuşma diline yadigâr kalmıştır. 

Nerde ufak bir dolandırma, hafif bir kandırma olursa “Bu işte bir orta oyunu var” denir. Cumartesi günü izlediğimiz Fenerbahçe – Galatasaray maçı da tüm bu özellikleriyle tam bir orta oyunuydu.

Öncelikle, artık bu rekabet sokak ağzındaki ‘orta oyunu’ kelimesine çok fazla uyuyor. İzlediğimiz derbi artık adının büyüklüğünü karşılamıyor. Üstelik uzun bir süre de düzelecek gibi durmuyor. Her derbi öncesi günlerce heyecanlanarak birbirimizi kandırıyoruz, derbinin oynandığı her 90 dakikada da sahadakiler bizi kandırıyor. Galiba bununla yaşamayı öğrenmeliyiz.

Son derbi de onlardan biriydi ama hakkını vermeli. İzlediğimiz vasat altı derbi, son yıllarda izlediğimiz en iyi Fenerbahçe – Galatasaray maçıydı. Herhalde bundan önce izlediğimiz son güzel derbiyi hatırlamak için yine Aykut Kocaman ile Fatih Terim’in karşı karşıya geldiği yıllara gitmemiz gerekir. 

Fenerbahçeliler bu fikrimizi büyük ihtimalle beğenmeyecekler. Ne de olsa son 19 yılda Kadıköy’de yarattıkları hâkimiyetin en zayıf noktaları olan beraberliklerin büyük çoğunluğu Aykut Kocaman döneminde yaşandı. Bu durum, Kocaman’ın taraftar gözündeki saygısının azalmasına neden oluyor. Fakat tartışılan teknik direktörün ‘büyük maç’ oynama becerisinin altını çizmek gerekir.

Cumartesi günü oynanan derbiyi son yıllarda oynanan diğer maçlardan biraz ayırmamız mümkün. Son derbilerde ‘Bekle ve gör’ tarzını izlerken, bu sefer iki teknik direktör de üstünlük kurmak için eldeki imkânları doğrultusunda geniş çaplı stratejiler hazırladılar. ‘Orta oyunu’ benzetmesini burada da kullanabiliriz. Derbi yaklaşık 60 dakika boyunca sahanın ortasında ve sahanın ortasını ele geçirmek için oynandı.

Kocaman ve Terim, ilk planlarını orta sahada hâkimiyet kurmak olarak belirleyince pozisyonu az ama pozisyon bilgisi yüksek bir maç izledik. Özellikle Galatasaray, bir deplasman takımı standartında oldukça başarılı dağıldı sahaya. Orta sahayı kapmak fazladan önem teşkil edince, Aykut Kocaman yine Mathieu Valbuena’yı yedek bıraktı ve Fatih Terim de maç eksiği olan Fernando’ya (2018 yılında ilk kez 11’de) sarıldı. 

Orta saha, o kadar ‘ana plan’ olarak kaldı ki; kimse yaratıcı ve riskli oyunlara kapılmadı. İki takım da bir halat çekme yarışması gibi birbirlerini devamlı itip çektiler. Haliyle maçın uzun bir bölümünde (60 dakika) çok fazla pozisyon izleyemedik.

Fakat 60. dakikadan sonra halat koptu! 

Bu dakikada Galatasaray, Fernando’yu kaybetti. Tıpkı Dolmabahçe’deki lig maçında Fenerbahçe’nin 1-0 öndeyken İsmail Köybaşı’yı kaybetmesi gibiydi. Hem yeri zor dolacak bir oyuncu sakatlandı hem de bir değişiklik hakkı mecburen kullanıldı. 

Fernando’nun yerine giren Ryan Donk, nerede ve kimin elinde patlayacağı belli olmayan bomba özelliğini saha kenarında bıraktı ve son yarım saati sessizce kotardı. Fakat Fernando-Donk’tan sonra arka arkaya yapılan üç değişiklik maça ‘orta oyun’ dememiz için bir neden daha yarattı.

Önce, güçsüz ve etkisiz Roberto Soldado’yu desteklemek adına, son vuruşları daha zayıf olan ama rakip savunmayı daha çok yorabilen ve gelecek ortalara kafa vurabilen Fernandao oyuna girdi. Aykut Kocaman, belki de Galatasaray’ın iki kanadının aksayacağını (özellikle sağ) ve kendi takımının çok sayıda orta yapabileceğini tahmin edebilseydi belki de maça Fernandao ile başlardı! 

Sarı-Lacivertli takım, 90 dakikada rakip ceza sahasına 33 orta yaptı. Yani neredeyse üç dakikada bir şansını denedi. Fakat bu ortaların sadece 5 tanesi isabetliydi. Bu noktada Serdar Aziz’e ayrı bir yer açmak gerekebilir. Birçok yorumcu maçın yıldızları olarak Fernando Muslera ve Volkan Demirel’i belirlese de (çıkardıkları kritik toplar sonucu doğrudan etkiledi) 90 dakikanın geneline yayılan bir Serdar Aziz gerçeği vardı. 

Galatasaray’ın, Kadıköy derbilerindeki en büyük eksiği olan rakibe yakın teması ve yıldırıcı savunmayı Serdar tam anlamıyla sahaya koydu. Üstelik yerinde müdahaleleri de kesicilik görevini de yerine getirdi. Penaltıya sebep olmaması ve sarı kart görmek için 90. dakikaya kadar beklenmesi de şansıydı.

Fernandao’nun oyuna girmesinden iki dakika sonra hamleyi Terim yaptı. Tecrübeli teknik adam, santrforu çiftleyen rakibinin pas bağlantılarını kesmek istedi. Bunun için Selçuk İnan – Tolga Ciğerci değişikliği yapıldı ama plan ilk başta tutmadı. Maça Fernando-Selçuk ayaklarıyla başlayan Sarı-Kırmızılılar, son 15 dakikada topla sınırlı ilişkileri bulunan Donk-Tolga ikilisine döndü. 

Tolga’nın orta sahaya direnç kattığını söylemek mümkün ama pas bağlantılarının kesilmedi. Üstelik Galatasaray, kendi yarı sahasından çıkmakta da zorlandı. O anlarda Fenerbahçe’nin tehlikeli pozisyonları geldi. Fernandao’nun sayılmayan golü, Giuliano’nun Muslera’ya bıraktığı top, yine Fernandao’nun Muslera’ya takıldığı pozisyon bu dakikalarda yaşandı. Fakat Kocaman, 77. dakikada oyuna Valbuena’yı sokmuştu. Yani Fenerbahçe’nin en büyük açmazını…

Valbuena, yüklenen Fenerbahçe’ye yaratıcı özellikleriyle yardımcı oldu ama aynı zamanda yarı sahasına sıkışan Galatasaray’ın da imdadına yetişti. Ve maça bir kez daha ‘orta oyunu’ dememize imkân sağladı. Orta oyunu; doğaçlamasıyla öne çıkan bir türdü. Karşılaşmanın son 15 dakikası da artık tüm planlardan uzaklaşılan bir fırtınaya dönüştü. 

75 dakika boyunca iki takımın birbirini ittirmesine neden olan ‘orta oyun’; hızlı, düşünmeden ve anlık reflekslerle hareket edilen bir ‘orta oyun’a dönüştü. Galatasaray, Valbuena’nın oyuna girmesinden kısa bir süre sonra daha çok top kazanmaya ve rakip kaleye daha hızlı gitmeye, üstelik rakibini de eksik yakalamaya başladı. Younes Belhanda ve Tolga’nın kaçırdığı toplar ile Maicon’un frikiğine neden olan faul pozisyonu, Valbuena’nın oyuna girmesinden sonra yaşandı. Fakat iki takım da gol çıkaramadı.

Aslında tam Aykut Kocaman’ın bir açmazı daha var; o da Mehmet Ekici. Sakatlığı nedeniyle sezon boyunca hasretle beklenen gurbetçi oyuncu, bu maçta bekleneni veremedi. Kocaman’ın oyun felsefesine Valbuena’dan daha çok uyuyor ama hâlâ hazır değil. Fransız oyuncunun coşkulu ve dağınık oyunu Kadıköy ahalisine keyif verirken, Ekici’nin saman alevi parlamaları bir andan sonra unutuluyor.

Fakat galiba Aykut Kocaman hem açmazları çözmeyi hem de camiadan destek dilemeyi artık bırakmış durumda. Onun için artık hakem yönetimleri daha çok öne çıkıyor. Esasında ana fikirde haklı olduğu konular da var. Bülent Yıldırım’ın derbideki ‘aman tadımız kaçmasın’ anlayışı her iki tarafın da canını yaktı. Kocaman, şikâyet ettiği pozisyonları dile getirmekte haklı. Fakat Yıldırım’ın hata listesi, Fenerbahçe cephesinin bahsettiklerinden daha kabarık.

Esasında taraftarlar; teknik direktörlerinin veya başkanlarının bu tip çıkışlar yapmalarını ister. Fakat Kocaman, oyun anlamında taraftarını ikna edemediği için hakem eleştirisinde de aradığı desteği bulamıyor. Makul gerekçeleri bile ‘bahane’ olarak algılanıyor. Bu da en çok Kocaman’a zarar veriyor

Sonuç olarak bir derbi daha 0-0 bitti. Son 10 derbide dördüncü kez bu skoru yaşıyoruz. Bazen beraberliklerin de kazananı ve kaybedeni olur. Fenerbahçe ile arasındaki 6 puanlık farkı koruyan, Başakşehir ile Beşiktaş’ı TT Arena’ya bekleyen Galatasaray bu haftaki 0-0’ın kazanan tarafı. 

Rakiplerinin gerisinde kalan, oyuncularına güvenilmeyen, hocasını tartışan ve kongreyi bekleyen Fenerbahçe ise 0-0’ın kaybedeni. 19 yıllık serinin istatistiklerinde bu maç ‘yenilgi’ olarak görülmeyecek ama Sarı-Lacivertli camiadan çok şey götüreceği kesin…

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar