Bağış Erten
Şub 15 2018

Klişelere inansak bari

Klişeleri seviyoruz biz. Siyasette de, sanatta da, sporda da... Kolayımıza gidiyor, açıklayıcı oluyor, düşünmeden kullanıyoruz, rahat ediyoruz, arkasına sığınıyoruz. “Kimse Türkiye’nin sabrını zorlamasın”, “Benim yerime sanatım konuşsun”, “Puan ya da puanlar almaya geldik”...

Liste uzar da gider. Repertuarımız geniş çünkü. Peki gerçekten inanıyor muyuz söylediğimize? Siyasetçiler inanmıyor o kesin, ama bile bile söylüyorlar. Sanat dünyasından emin değilim. Ama spor alemi ne söylediğinin bile farkında değil gibi geliyor bana. Klişe de olsa...

En sevdiğimiz klişelerden biri “Lig uzun maraton.” Hiç aklımızdan çıkmayacak kadar sık tekrarlıyoruz bunu. Ama ağzımızdan çıkmasıyla aklımızdan çıkması arasında saniyeler var sadece. Galatasaray sezona nefis başlıyor.

Daha beş hafta geçmeden şampiyon ilan ediyoruz. Alıp yürüyor Cim Bom. Sonra bir tökezleme... Hemen infaz için düğmeye basılıyor. Tudor için tehlike çanlarının çalmasıyla görevden alınması arasında 3-5 hafta var sadece.

Aynısı Başakşehir için de geçerli, Beşiktaş ya da Trabzonspor için de. Başakşehir şahlanıp gelirken ilk darbede bu ‘ligin ağırlığını taşıyamazlar’ yaftasını yiyor. Trabzon, ‘böyle giderse küme düşmeye oynar’ derken biraz çabayla kafasını yukarıya uzatıyor.

“Beşiktaş gçeen seneki Beşiktaş değil, bak dağıldılar” lakırdıları sarf ediliyor. Ama bir anda seriye bir bağlıyorlar, sadece iki haftada şampiyonluğun en büyük adayı oluveriyorlar, ‘efsane geri dönüyor’.

Bu inişli çıkışın nabzın asıl adresi tabii ki, hem de ezelden beri Fenerbahçe’dir. Bugün batar, yarın çıkar Sarı Lacivertliler. Mutedil dalga nedir bilmezler. Fırtınalar yaratan bir kulübün ahfadıdırlar. Ya herro ya merroyla yaşarlar. Dün felakettir, bugün taht günü.

Gene benzer zamanlardan geçiyoruz. Ligin başlangıcında o aksak, topal gidiş moralleri öyle bir düşürüyor ki, neredeyse her şey bitti muamelesi geliyor. Tribün boşalıyor, yönetim istifaya davet ediliyor. “Sen bizim Kocaman gururumuzsun” diye en büyük övgüler alan Aykut Hoca arkasına bir teneke bağlanmadığı kalıyor.

Ama ne oluyor? Birkaç maçta toparlıyor Sarı-Lacivertliler. Ardından bir zor maç galibiyeti... Üstüne bir de Başakşehir deplasmanında sıkı futbol derken Fenerbahçe oluyor mu size şampiyonluk adayı? “Bu takımın ne oynadığını anlayan beri gelsin”den “Yürüyoruz şampiyonluğa” lakırdılarına ışık hızıyla geçiliyor.

Oyun mu değişti? Hayır! Hoca yeni bir taktik mi buldu? Hayır! Yeni transferler takıma ufuk mu kazandırdı? Gene hayır! Takım aynı, oyun aynı taktik aynı. Sıkıcılıksa, temkinli oyunsa o da aynı. Ama takım kazanıyor ya, işler, algı, dünya düzeliveriyor.

E hani lig uzun maratondu? Ne oldu da öyle başlayan şey böyle gider oldu? Üstelik hâlâ uzun yeterince. An itibariyle daha 13 koca hafta var. Yani üçte biri duruyor ligin. İlk 13 haftada en iyi Galatasaray bile sadece 9’unu kazandı bu maçların.

Ondan sonraki 8 haftada üç kez yenildi lider Cim Bom. Diğerleri de aynı. Başakşehir son iki maçta üç puan alamıyor ve 4 puan farkla liderken bir anda yakalanıyor. Ne kadar zamanda? Sadece iki hafta!

Bu ne demek? Lig gerçekten uzun maraton! O zaman neden erken konuşup duruyor herkes? Galatasaray’ın Fenerbahçe, Başakşehir, Beşiktaş ve Trabzonspor maçları oynanmadı daha.

Tepedeki dörtlüden bir tek Fenerbahçe iki yakın rakibiyle karşı karşıya geldi. Ama onların da Galatasaray ve Beşiktaş maçları duruyor. Sadece bu da değil.

Biliyoruz ki, özellikle de Fenerbahçe son yıllarda derbilerde değil diğer maçlarda takıldığı için zirvede olamıyor. Zor maçları bitse de, onların işi de kolay diyemiyoruz yani! Yani köprünün altı daha çok su kaldırır durumda.

O zaman ahkâmları dikkatli kesmekte fayda var. İki skorla infaz edilmez, iki skorla şampiyon olunmaz. Taraftar gibi düşünüp yorumlamaktan artık vazgeçmek gerek. Serinkanlılık sadece penaltı atarken değil her zaman lazım. Gazetecilik taşikardi eşliğinde yapılmaz. Biraz temkinli konuşmakta fayda var.