Kutay Ersöz
Haz 03 2019

Liverpool'un Avrupa'nın zirvesine giden yolu

UEFA’nın birkaç yıl önce aldığı kararla Şampiyonlar Ligi finalinin zamanı, kıta çapında hayatın durmasına göre ayarlandı. 20. yüzyıl boyunca ve yeni asrın başında finaller, sezonun son haftalarında bir Çarşamba gününe denk gelirdi.

Yeni dönemde gelenek sona erdi ve sezonun en büyük maçı, yerel ligler sona erdikten sonra bir Cumartesi gecesi ateşine dönüştü. Harika bir pazarlama taktiği ama diğer yandan belki de futbola vurulmuş bir darbe daha…

Liverpool ile Tottenham, Premier Lig’deki son maçlarını 12 Mayıs günü oynadı. Aynı günlerde hemen hemen bütün kıtada ligler sona erdi. Futbolcu sınıfı yavaş yavaş tatile çıkmaya başladı.

Yorucu sezon sona ermişti. Fakat Avrupa’nın en büyük organizasyonunda finale çıkan Liverpool ve Tottenham’ın oyuncuları, başarılarının bedelini ödemek zorundaydı. Son bir maça daha çıkacaklardı ve o da üç hafta sonraydı…

UEFA tüm kıtayı o güne hazırlarken, futbolcuların konsantrasyon konusunda yaşayacakları sıkıntıyı hesap etmemiş olsa gerek. Hayatı boyunca hiç Avrupa Kupası finaline çıkmamış faniler olarak, futbolcuların hislerini tam anlamıyla bilemeyiz ama kariyerinin en önemli maçını üç hafta boyunca beklemek oldukça zor ve sıkıcı gibi duruyor.

Oyunculara, maç yapmadan finali bekledikleri o günlerde neler yaşadıklarını, neler düşündüklerini sormak lazım.

Bekleme halinin getirdiği psikoloji ile final maçının baskısı birleşince kontrollü ve kimilerine göre zevksiz bir maç izleme ihtimali arttı. Belki yanılacaktık ama tüm bunlara bir de beklenmedik erken bir gol eklendi.

Liverpool, Madrid’deki finalin ilk dakikasına bir penaltı kazandı. Geçen senenin finalinde sakatlanarak oyunu bırakmak zorunda kalan Mohamed Salah bu sefer işini sağlama aldı ve erkenden golünü attı. Bundan sonrası savunma ile hücumun klasikleşen savaşından bir kesitti.

Finale 1-0 yenik başlayan Tottenham, 90 dakika boyunca rakip savunmanın duvarını yıkmaya çalıştı. Karşıda; hızlı hücumlarıyla ve yüksek temposuyla bildiğimiz Jürgen Kloop takımlarından bir eser yoktu. Liverpool, daha çok bir Jose Mourinho takımı gibiydi. Topla sadece yüzde 35 oynayarak ve kaleye sadece üç şut çekerek maçı tamamladılar.

Kimse bunun kolay olduğunu düşünmesin. 90 dakika boyunca eşsiz bir konsantrasyonla, beraber hareket edip alanı ve kaleyi savunmak sanıldığından zor bir iş. Üstelik bu taktiği, sezon boyunca pek denemediği için alışkanlığı olmayan bir takımdan görmek muazzamdı. Bazen 1-0’ı 90 dakika boyunca korumak, 1-0’ı yakalamaktan zordur. Liverpool da bu zor görevi başarıya gerçekleştirdi.

Tottenham ise sezonun genelinin çok altında bir performans sergiledi. Maçın yorumcularından Jose Mourinho’nun dediği gibi, ellerinden gelen her şeyi yapmış gibi değillerdi. Finalin üstünden zaman geçtikten sonra, bunun için daha çok üzüleceklerdir.

Tabi ki, oturduğumuz koltuktan oyuncuların ruh hallerine dair analizler yapmak hakkaniyetli değil. Muhakkak onlar Avrupa şampiyonu olmak için çok isteklilerdi. Fakat finalin baskısı onları ele geçirmiş gibiydi. Madrid’de sahaya çıkan Tottenham, bizim üç sezondur izlediğimiz takıma benzemiyordu.

Teknik direktörlük kariyerinin en büyük maçına çıkan 47 yaşındaki Mauricio Pochettino, telaşlı görünmemek adına değişikliklerini biraz fazla bekletti. Son ayların en formda oyuncusu ve yarı finalin yıldızı Lucas Moura, son 25 dakikaya kadar yedek kulübesindeydi.

Sezon genelinde skor ve oyun tarzını değiştirmek için en çok uygulanan B planı; Llorente hamlesi ise ancak 83. dakikada gerçekleşti. Değişiklikler işe yaramadı. Liverpool maçın sonlarında ikinci golü buldu ve Avrupa’nın en büyüğü oldu.

Karşılaşmanın kalitesi tartışılsa da oynanan futbol şaşırtıcı değildi. Daha tempolu ve pozisyonlu bir maç Cumartesi gecesini eğlenceli kılardı ama futbol açısından şaşırtıcı olurdu.

Finallerde önemli olan kazanmaktır. Kazanmak için de pragmatik olmak gereklidir. Jürgen Klopp, erken gelen golün yardımıyla bunu başardı. Belki de bir karşıtı olarak gösterildiği Mourinho’nun futboluyla kupaya uzandı. Ezberlere sıkışanlar, etiket vurmayı sevenler için sıkıcı ve moral bozucu bir gece olabilir. Fakat hafta sonunu ve hatta tüm yazı kutlama yaparak geçirecek olan Liverpool taraftarları için pek önemli değil. Tarih kazananları hatırlar.

80’lerin devi Liverpool son 20 yılda bir baş altı takımına dönüşmesine rağmen, Avrupa’nın en büyük kupasını kazanmaya devam ediyor. Belki de kaybetmenin acısını iyi bilmesi sayesindedir; zira aynı süreçte kaybettiği finaller de mevcut.

O yüzden Liverpool gözlemlerinden yola çıkarak Tottenham’a huzurlu bir gelecek vaat edilebilir. Yıllar sonra bir Avrupa Kupası finali oynayan Londra ekibi için, Cumartesi akşamı yaşananlar dramatik bir kayıptan ziyade kulüp kültürüne eklenen bir derse dönüşebilir. Sonuçlarını birkaç sene içinde anlarız…

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar