Milli takımlar ne durumda?

Eylül ayının ilk kısmı milli takım maçlarıyla geçti. Futbol, erkek basketbol ve kadın voleybol takımlarımız üç ayrı turnuvada boy gösterdi. Ülkenin en popüler üç milli takımı yakın tarihlerde, hatta bazen aynı günlerde sahne aldı. Şu günlerde de erkek voleybol takımı Avrupa Şampiyonası’nda ter döküyor ama biz sahneden çekilenlere göz atalım. Önce futbol...

Andorra ve Moldova maçlarının çok kolay geçmesini bekliyorduk. Bilhassa Andorra maçının… Zira Andorra Moldova’ya kıyasla bile daha zayıf bir takımdı. Ayrıca o maçı kendi sahamızda ve uzun bir aradan sonra İstanbul’da oynayacaktık. Fakat tarihi fark beklenen Andorra maçı az kalsın tarihi bir hüsrana neden oluyordu. Son dakikada Ozan Tufan’ın attığı gol herkesi rahatlattı. Dünya Kupası şampiyonunu yendiği grupta Andorra’ya puan kaybetmek, Türkiye Milli Takımı’na tam uyardı. Neyse ki böyle bir kaza yaşanmadı.

Ancak maçtan hemen sonra sert eleştirilerden kaçılamadı. Basın da halk da pek memnun değildi. Muhakkak puan kaybı hesapları karıştırırdı. Dahası; uzun yıllar atlatılamayacak bir özgüven kaybına neden olurdu. Yine de futbolda olan bir senaryodan bahsediyoruz. Bazen küçük gördüğünüz takımlar size güçlükler çıkarır, büyük sürprizlere imza atar. Bunlara her zaman hazırlıklı olmak lazım.

Aslında Cumartesi günü saha içinde işler çok da kötü gitmedi. Türkiye maç boyunca üstündü. Topu ceza sahasına taşımayı başardı. Fakat kulüp takımında forma giyemeyen Cenk Tosun’un maç eksikliği son vuruşların kaleye girmesine mani oldu. Şablon kötü değildi ama 90 dakika beklemek sabırsız kitleyi rahatsız etmişti. Kötüden emsal olmaz ama aynı günlerde; Dünya Kupası finalisti Hırvatistan, Azerbaycan ile Yunanistan da Liechtenstein ile berabere kaldı. Romanya, Malta’yı kendi sahasında zar zor 1-0 yenebildi. Türkiye ise EURO 2020 yolunda bir kaza yaşamadı ve dört gün sonrasında ortaya çıkan skorlarla grup lideri oldu. Tüm eleştiriler dört günde rafa kalktı. İhtiyaç halinde yine kullanılacaktır. Fakat yine de biraz sabırlı olmakta fayda yok mu?

Geçmişte futbol takımına mesaj vermek için sık sık ‘kullanılan’ 12 Dev Adam ise önce kalpleri fethetti. Fakat sonrasında onlara da sırt dönüldü! Çin’deki Dünya Kupası’nın ikinci maçında ABD ile karşılaşan milliler, dünya devi ile başa baş bir oyun ortaya koydu ve maçı uzatmalara kadar götürdü. Fakat klasik serbest atış fobisi bu tarihi maçta da ortaya çıkınca ABD’yi yenme hayalleri suya düştü. Önemli değildi, zira hedef maç Çekya karşılaşmasıydı. ABD’yi zorlayan takım Çekya’yı her halükarda yenerdi. Ancak masa başındaki planlar sahaya uymadı. 12 Dev Adam, Çekya’ya farklı yenilerek turnuvada daha fazla ilerleme şansını kaybetti.

Basketbol takımımız için son 20 yılın en büyük hayal kırklığı demek mümkün. Kulüp takımlarımız sık sık Avrupa’nın zirvesine çıkarken, oyuncularımız NBA’e gidebilirken milli takım ev sahibi olduğu turnuvalar dışında final ve hatta yarı final dahi göremedi. İlginin, gelirlerin, yetenek havuzunun, yatırımların, tesislerin arttığı son 20 yılda elde edilen başarılar oldukça sönük kaldı. Bunun nedenleri yetkililer tarafından araştırılacaktır. Bizim asıl konumuz ve asıl sorumuz başka. Bir takım iki günde halkın gönlünde zirveden yerin dibine düşer mi? Düştüğünü gördük ama hakkaniyetli bir durum olmadığı kesin. 

Filenin Sultanları ise tüm ülkeye büyük bir heyecan yaşattı. Türkiye’de düzenlenen Avrupa Şampiyonası’na gençleşen bir kadroyla katılan takımımız finale yükseldi. Finalde de son topa kadar oyunun içinde kaldı ama seti 15-12, maçı da 3-2 kaybederek altın madalyayı Sırbistan’a kaptırdı. Turnuva boyunca ilgi görmeyen ‘Sultanlar’; final maçının öncesinde ve sonrasında büyük bir baskıyla karşılaştı. Özellikle rakibin Sırbistan olması, birçok milliyetçi odaklı mesajı sosyal medya havuzuna bıraktı. Yenilgiye rağmen ana tabloda büyük bir başarı elde edilmesine rağmen ikincilikten tatmin olmayanların sayısı çok fazlaydı.

Yılın 355 günü voleybol ile ilgilenmeyen (kimse ilgilenmek zorunda değil) ama Avrupa ikinciliğine burun kıvırabilen bir kitlenin önünde spor yapmak oldukça zor olsa gerek.

Avrupa’nın ekol ülkelerinden Sırbistan ile oynanan zorlu bir final maçını dünya tarihinde yaşananların rövanşı ve intikamı olarak görenlerin yarattığı hava, sporcuların omuzlarında büyük bir yük olarak taşınıyor olsa gerek.

İşte bu baskı unsuru; futboldaki gerginliğin, basketboldaki başarısızlığın ve diğer tüm sporlara bakıştaki çatlak yapının nedenleri arasında sayılabilir. Özellikle futbol dışı branşlarda; kariyerleri boyunca büyük bir ilgi görmeyen oyuncular, iki senede bir yapılan turnuvalar esnasında (o da katılım sağlanırsa) büyük bir beklentiyle karşılaşıyorlar. Ülkenin hiçbir alanında sağlanamayan başarılar, sporculardan bekleniyor. Sahada elde edilecek sonuçlarla tüm dünyaya güçlü bir mesaj verileceği düşünülüyor. İşte belki de tüm bu baskı; en kariyerli ve en kaliteli basketbolcularımızın ABD karşısında serbest atış kaçırmasına neden oluyor. Seneler boyunca her gün çok rahat bir şekilde potaya gönderilen top, belki de bu baskıdan dolayı o anda 100 kiloya eş değer oluyor.

Futbolda ise sorun daha farklı olabilir. Ne de olsa futbolcular kariyerleri boyunca bu baskıyla yaşıyorlar. Fakat onlar da en olası sonuçları dahi kabul edemeyen bir kalabalıkla karşı karşıyalar. Futbol izleyen ama futbol oynamayan bir toplumun onlardan beklentileri; hemen her maçı kazanmaları, güçlülere kök söktürmeler, zayıflara gol yağdırmaları oluyor. Sahadan uzak olan insanlar, bu ‘vazifelerin’ kolay olduğunu düşünüyor. Bir zorunluluk olarak sporculara yüklüyorlar. Aksi durumda sporcular, kazandıkları paralardan yeteneklerine kadar uzanan birçok eleştiriyle karşılaşıyor. Bunu göğüsleyebilenler ayakta kalıyor, beceremeyenler tüm yeteneğiyle kayboluyor.

A Milli Futbol takımı eleme grubundan finallere göz kırpıyor. Basketbol takımı Dünya Kupası’nda başarılı olamadı ama olimpiyat umudu halen devam ediyor. Voleybolcular ise tarihe bir madalya daha ekledi. Umut, hüzün, coşku... Üç ayrı serüveni ve onlarca duyguyu aynı anda yaşadık. Galibiyetler illa bir ara gelir ama önemli olan bu duyguları her daim yaşamak olmalı.

Devamlı buralarda yer almalı, üst seviye için mücadele etmeli, spor kültürüne katkıda bulunmalı, ülkenin spora hevesli gençlerine rol modelleri yaratmalı ve evrensel bir festivalin daimi bir parçası olmalı...

Bunu başaracak (ve başaran) yeteneklerimiz var. Yeter ki omuzlarındaki yükleri hafifletelim! Onlardan ülkenin güncel, toplumun psikolojik ve tarihin karmaşık sorunlarını bir spor müsabakası sonucuyla çözmelerini beklemeyelim. Onlara saf hedefi gösterirsek, saha içinden gelecek başarılı sonuçlara ufak bir katkımız bile olur.


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir