Kutay Ersöz
May 15 2018

Passolig: Kurunun yanında yaşı da yakan uygulama...

Yıllarca sporda şiddet Türkiye’nin en önemli sorunlarından biri olarak kabul edildi. Bu uğurda birçok özel haber yapıldı, birçok kişi görüş verdi, birçok çalışma yapıldı. En sonunda, 2011 yılında 6222 sayılı yasa (Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun) uygulamaya konuldu.

İlginçtir, yasanın hazırlanma sürecinde kamuoyu konuya pek odaklanmadı. Yetkili ve etkili kişiler kendi aralarında toplanıp bir yasa hazırladılar. Bunun için onları suçlamaya gerek yok. Kendisi için uygulanacak yasaya yeterli ilgiyi göstermemek, taraftarların ve sporla ilgilenen herkesin hatasıydı.

Fakat yasanın kendisi ilgi görmese de, yasanın Resmi Gazete’de yayınlanmasından tam üç sene sonra yürürlüğe giren Passolig (2014), büyük tartışmaların odak noktası oldu.

O günlerde, sanki bir anda hayatımıza girmiş gibi basında geniş yer buldu, ekonomi yazarları dahi durumu inceledi, hatta yasayı çıkaran meclisin muhalefet partileri bile olaya dâhil oldu.

Tabi tribün ahalisi de üç sene önce belirlenen yenilikleri o zaman tartışmaya başladı ve ikiye bölündü. Bir kesim Passolig’e çok sert bir biçimde karşı dururken, bir diğer grup da “Arma yanız kalmaz, takıma sırt dönülmez. Tribün evimiz, ev terk edilmez” gibi söylemlerle bir çeşit grev kırıcılığa soyundu.

Aslında o dönem Passolig hakkında söylenebilecek çok fazla negatif cümle varken, sisteme en zayıf yerinden vuruldu. Fişlenme konusu, sanıldığı gibi hayatımıza Passolig ile giren bir durum değildi. Daha önceki bilet sistemlerinde, bankalarda, hatta internet sitelerinde bile fişlenen insanlar için Passolig çok büyük darbe değildi.

Oysa sporda şiddeti önleyeceğini ve önlerken de kurumsal, modern ve sağlıklı güvenlik ayarlarını kullanacağını iddia eden sistem, ilk günlerden itibaren açık verdi. İnsanlar bu sistem için aidat ödedi, kulüpler stadyumlarını teknoloji ile doldurdu. Fakat aradan dört sene geçmesine rağmen hâlâ olay çıkaranlar veya küfredenler ayıklanamıyor, karaborsa artarak devam ediyor.

Passolig aldıktan sonra kombinesini cebine sokan bir taraftar, tüm şartları yerine getirse bile bir sezon boyunca takımının ligde oynayacağı 17 iç saha maçına da gidebilme hakkına kesin olarak sahip değil. Bu örnek taraftarımız, tüm kurallara uysa bile, yanındaki insanlar veya tribünündeki kalabalıklar küfrederse ceza alabiliyor.

Eskiden seyircisiz maçlara daha çok aşinaydık. Onun yerini önce tribün kapama cezası aldı. Şimdilerde ise tribün kapama cezası şekil değiştirdi. Artık ‘orada o gün olanlar’ cezalandırılıyor.

Fakat kurunun yanında yaş yanmaya devam ediyor. Siz küfür etmeseniz bile, bulunduğunuz tribünde küfür olması halinde sonraki maçta stadyuma giremiyorsunuz. Sivas’ta kötü tezahürattan dolayı ceza alan sağır ve dilsiz vatandaş İlhan Biçer, durumun en trajikomik örneklerindendi.

Kısacacı birçok şiddet içeren tribün olayına karışanlar, umut saçan teknolojik sistemin içinde kayboldular. Cezalar birilerine çıkarken, birileri es geçildi. Sistemin yüzde 100 başarılı olmasını beklemek haksızlık olurdu, fakat yüzde 50’yi geçtiğini söylemek de zor. Zaten yıllar içinde sporda şiddetin azaldığını da düşünmek mümkün değil. Son oynanan (daha doğrusu oynanamayan) Fenerbahçe – Beşiktaş maçı bunun en açık örneklerinden biri.

Büyüklerimiz de yasanın sonuca ulaşmadığını düşünmüş olmalılar ki geçtiğimiz ay içinde bir haber düştü. Futbol ailesinin duayen habercisi Şansal Büyüka’nın duyurduğu habere göre, ilerleyen günlerde (büyük ihtimalle yeni sezonda) yasanın ve cezaların dozu artacak.

Yani yıllardır düşülen hata, aynı şekilde devam edecek. Türkiye’de hiçbir zaman sorun yasalar – kurallar olmadı. Cezalar da gayet uygundu ama ufak bir sıkıntı vardı; uygulan(a)madı. Kimi suçlu cezadan kaçabilirken, kimisi de en sert ve ufak cezaya yakalandı. Hatta bazen masumlar da arada kaynadı. Bu aksaklıklar da insanların sisteme olan inancını sarstı.

Diğer yandan bir diğer yenilik de tribünlerde polislerin yeniden görev almasıydı. Bu da bir diğer sıkıntı, zira polisin özellikle tribün gibi kalabalık yerlerde güvenliği sağlamak adına hâkim rolüne soyunduğuna ve cezayı kendisinin kestiğine çokça şahit olduk.

Daha da ötesi, özellikle 2012 ve 2013 yıllarında (Gezi Parkı isyanından önce) her olayı biber gazı ile yatıştırmayı tercih etmeleri, tribünlerde istenmeyen sonuçlara neden oldu. Zaman içinde toplumun biraz daha politize olduğunu eklemek gerek. Yani misal tribündeki olası bir “İzmir Marşı” tezahüratına emniyet güçlerinin nasıl bir tepki vereceği bilinmezliğini koruyor.
 

gs

 

Fakat yine de hem dört sene boyunca yaşananlardan dolayı hem de yeni dönemdeki sertleşmenin nedeni olarak devlet yetkililerini, futbol ailesini veya kulüpleri suçlamak yersiz olur.

Yaşananlarda, yıllardır bu duruma direnen, protesto eden, tavır koyan insanlara “Siz takıma ceza kesiyorsunuz” diyerek tepki gösterip koşa koşa Passolig alanların payı daha fazla. Passolig ilk yıllarında beklenen sayıyı yakalayamamıştı.

Seyircinin tribünden uzaklaştığı o günlerde kimse bu tarz yenilikleri düşünmemişti. Fakat şimdilerde tribünlerdeki taraftar ortalaması da aktif Passolig sayısı da yükselişe geçti. Passolig almayanlar bir azınlık olarak kaldı. Böylece yasanın sertleşmesi için ortam hazırlandı. Tebrikler!

Tribündeki ‘müşteri’ görünümlü seyirci, durumdan memnun. Bakalım, tribün kültüründen beslendiğini ve tribünden vazgeçemediğini iddia eden grev kırıcılar da yeni dönemde karşılarında daha sert yasaları görünce memnun olacaklar mı? Yoksa taraftarların buluştuğu internet portallarında “En çok Passolig’i biz sattık” diyerek övünmeye devam mı edecekler?

 

futbol