Patron kim?

Son dönemde Beşiktaş, A Milli Takım ve Şenol Güneş üçgeni hakkında çok fazla yazı yazdık. Ülke spor gündeminin üst sıralarında bu isimler yer alıyor. Her geçen anda üçgenin içinde yeni bir durum yaşanınca da kayıtsız kalmak mümkün olmuyor.

Şenol Güneş, A Milli Takım ile ikinci macerasının ilk adımını bu hafta atacak. Tecrübeli teknik adam, 22 Mart’ta Arnavutluk ve 25 Mart’ta Moldova ile oynanacak maçların aday kadrosunu açıkladı. Liste oldukça zengin. İki maç için 28 oyuncu kadroda yer aldı. Listeye baktığımız zaman, hakkında “Neden A Milli Takım’da?” diyebileceğimiz isim pek yok.

Sakatlıktan yeni çıkan Emre Taşdemir ile Beşiktaş’ta forma giyemeyen Oğuzhan Özyakup’un isimleri ufak çaplı bir tartışma yarattı. Fakat hem sol bek pozisyondaki alternatifsizlik hem de Oğuzhan’ın bildiğimiz ama taraftar baskısı nedeniyle bir süredir gösteremediği kalitesi bu tercihleri anlamlandırmaya yetiyor.

Tartışmalar ise bu noktada başlıyor. Kamuoyunda sorulan sorulardan biri Güneş neden Beşiktaş’ta forma şansı veremediği Oğuzhan’ı milli kadroya aldığıyla ilgiliydi. Şenol Güneş ile Oğuzhan arasında bir sorun olmadığına eminiz. En azından böyle bir haber, dedikodu, duyum medyaya yansımadı.

Fakat 26 yaşındaki oyuncu son dört ayda kulübünde çok az oynadı. Beşiktaş’ın son 14 lig maçının sadece altısında forma giyebildi. Bu maçların hiçbirinde ilk 11’de değildi, toplam aldığı süre ise sadece 60 dakikaydı. Kasım ayındaki Sivasspor maçından geçen haftaki Konyaspor karşılaşmasına kadar Dolmabahçe’de sahaya çıkamamıştı. Sahi ne olmuştu o Sivasspor maçında?

Konuk takımın 2-1 kazandığı karşılaşmanın ikinci yarısında, Oğuzhan’ın kaptırdığı top filelerle buluşmuştu. Golden hemen sonra yoğun bir ıslığa maruz kalan yıldız futbolcu, dört dakika içinde acı çeken bir yüz ifadesiyle oyundan çıkmak zorunda kaldı. Maçın ardından sosyal medyada da yoğun tepkiler vardı.

O günden sonra Oğuzhan adeta kayboldu. “Futbolcular mental açıdan güçlü olmalı. Bu kadar para alıyorlarsa ıslıklara, yuhalamalara dayanmak zorundalar” düşüncesi son yıllarda çok revaçta. Evet; futbolcular güçlü olmalı. Zira güçlü olanlar, rakiplerinin karşısında avantaj elde eder, yarışmada öne geçer. Fakat güçlü bir psikolojiye sahip olmak taraftar tepkilerini meşrulaştırmaz.

“Biz istediğimiz gibi bağırıp çağırırız, onlar da güçlü olsun” demek sadece türlü zorluklarla yetişen oyuncuyu yok eder. Gerçi Oğuzhan’ı Türkiye değil Hollanda yetiştirdi ama o bizim A Milli Takımımız için çok değerli bir oyuncu.

Şenol Güneş de oyuncusunun başına gelenlerin farkında. Onu kulüp takımında oynatmaması, ondan vazgeçtiği anlamına gelmiyor. Milli takım çatısı altındaki ilk basın toplantısında “Oğuzhan çok beğendiğim ama oynatamadığım bir oyuncum” demesi büyük ihtimalle bundan olabilir.

Vodafone Park atmosferinden uzak milli takımda, ona yeniden bir şans verebilir. Diğer yandan bize de şu soruyu soruyor. Beşiktaş’ın teknik patronu kim? Şenol Güneş mi, taraftarlar mı?

Daha önceki yıllarda üç İstanbul takımı ve Trabzonspor; zaman zaman A Milli Takım’a giden ve gitmeyen oyuncular üzerinden gündem oluşturmuştu. Ülkenin, kamuoyu oluşturmadaki en güçlü dört camiasından bahsediyoruz. Şimdilerde ise herkesin kendi medyası var.

Ne yazık ki Anadolu kulüpleri son dönemde İstanbul takımlarının kötü alışkanlıklarını da kendilerine yüklediler. Üstelik bu sefer çok daha fazla ses çıkınca, gürültü kirliliği oluştu.

Antalyaspor Nazım Sangare’nin, Konyaspor Serkan Kırıntılı’nın, Çaykur Rizespor Gökhan Akkan’ın kadroda yer almamasına tepki gösterdi. Cuma günü aday kadro açıklandıktan hemen sonra; yani A Milli Takım sahaya çıkmadan ve hatta Şenol Güneş takımıyla idman yapmadan eleştiriler başladı.

Üstelik spor yorumcularından veya taraftarlardan değil, direkt kulüplerin resmi hesaplarından. Zaman zaman basının kendi takımlarını sertçe ve sabırsızca eleştirdiğinden yakınan kulüplerimiz, karar mercii başka biri olunca aynı saldırıyı çok rahat yapabildi.

A Milli Takım teknik direktörünün tercihleri, açıklamanın hemen ardından eleştiri yağmuruna tutulabiliyor. Kadroda 18 Süper Lig takımının dokuzundan oyuncu bulunmuyor. Dokuz takımın da “Benim futbolcum neden çağrılmadı?” diyerek kamuoyu oluşturduğunuz düşünsenize… Ne büyük bir kaos…

TFF bu konuda bir yaptırım yapabilir mi? İfade özgürlüğüne ket vurması açısından tasvip edilecek bir durum olmaz. Bu cezayla veya kuralla değil; felsefeyle aşılacak bir durum. Zaten Riva’nın bugünlerde başka bir gündemi ve öncelikleri var.

Nasıl belediyeler en çok hizmeti seçim öncesi dönemlerde sunuyorsa; şimdi de kulüplerin en özgür dönemine giriyoruz. Zira iki ay sonra yapılacak TFF seçimlerindeki en büyük güç kulüplerde olacak. Kulüplerin istediği başkan, kafalardaki zihniyet, rahat ettikleri model seçilecek ve güvenoyu kazanacak.

O yüzden şu an atış serbest. Öyleyse Türkiye’de futbolun patronu kim? Yönetmek için oluşturulan federasyon mu, yoksa delegeleri olan kulüpler mi?

A Milli Takım’ı senede oynadığı 10 maçın sonucuyla değerlendiriyor, oyuncuları ve teknik direktörleri skorlar üzerinden etiketliyoruz. Oysa A Milli Takım’ın aldığı sonuçlar, ülke futbolunda olan biten her olayın yansımasından ibarettir. Ay-Yıldızlı forma; kendi halinde maç yapan, olaylardan ve gündemden bağımsız apayrı bir takım değil, ülkenin aynasıdır.

Muhakkak Şenol Güneş de eleştirilemez bir teknik direktör değildir. Hatta basın toplantısında “Nazım Sangare’nin Türk olduğunu bilmiyordum” demesi üzerine uzun uzun konuşmak gerek.

Fakat yine de futbolun içinden gelen insanlar ve kurumlar daha mesaisine bile başlamayan bir teknik direktörü sırf kadro tercihi yüzünden kamuoyunun önüne atmayı uygun görüyorsa; o zaman tribündeki taraftar da başka bir zaman kendi takımındaki oyuncuyu veya onu oynatan teknik direktörü çok rahat protesto edebilir, hatta işine karışabilir. Tıpkı Oğuzhan’ın Dolmabahçe’de başına gelenler gibi…

Soruyu bir daha sormakta fayda var. 22 kişinin sahada oynadığı bu oyunda patron kim? Teknik direktörler ve futbolcuların olmadığı kesin…

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.
Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.