Sezon değerlendirmesi: Ne oynadık, ne konuştuk?

Süper Lig’de bir sezon sona erdi. Peki, biz ilerleyen yıllarda bu sezonu nasıl hatırlayacağız? Geride bıraktığımız sezonun öne çıkan özellikleri nelerdi? Türkiye futbolu nereye gidiyor? Bu soruların cevaplarını bir sezona bakarak verebilir miyiz? Deneyelim…

Öncelikle her sezon şampiyonuyla hatırlanır. Oynanan futbol, hatta bazı maçlar ve futbolcular bile hafızalardan silinir ama kazananlar hem akıllarda kalır hem de tarihe kazınır. Bu sezonun şampiyonu da Galatasaray oldu.

Sarı-kırmızılı takım saha içinde bir yenilik sunamasa da, başarı için camia gücünün ne kadar önemli olduğunu kanıtladı. Aynı zamanda Fatih Terim de Süper Lig’de esas maharetin ‘çevreyi ve koşulları yönetmek’ olduğunu bir kez daha gösterdi.

Fakat sezonun genelinden bize ne kaldı? Biraz futbol, çokça kaos, tartışma ve güvensizlik ortamı… Sezon başında “Artık hakemler konuşulmayacak” vaadiyle önümüze sunulan VAR, komplo teorilerinin artmasından başka bir işe yaramadı. Sezon boyunca hakem kararlarını, ‘masa başı oyunları’, ‘perde arkası tezgâhları’ konuştuk.

Sezon içinde kim öne geçtiyse, puan durumunda kim zirveye oturduysa, kim bir dönem çıkış yakaladıysa rakipleri tarafından kollanmakla itham edildi.

Sezonu Galatasaray şampiyon olarak bitirdiği için şu an en çok tepkiyi de, özellikle son dönemde, sarı-kırmızılı camia çekti. Galatasaray’ın attığı her gole, lehine verilen her karara şüpheyle bakıldı. Hatta bazen bakılmadan bile (Emre Akbaba –Samudio pozisyonu gibi) değerlendirmeler yapıldı.

Hakemler ve kararları hakkında çok yazı yazdığımız için tekrar aynı konulara girmeye gerek duymuyoruz. Fakat şimdilerde eleştirilerden en çok nasibini alan Galatasaray’ın bu gündemi hak ettiğini söylemek zorundayız.

Zira sezonun ilk yarısında liderin geride kalan Galatasaray’ın taraftarları, yöneticileri, muhabirleri, o günlerde hep bir ağızdan ve sosyal medyadan ‘ligin ayarlandığını ve bir takım oyunlar oynandığını’ söylüyordu.

Eğer tartışmayı oraya çekerseniz, günün sonunda da oklar sizin üzerinize aynı şekilde dönecektir. Galatasaray, puan tablosunda Başakşehir’i yakaladıktan sonra, diğer camialar aynı sözleri bu sefer Galatasaray için söyledi. Yeşil sahadaki kalite göz ardı edildi.

O yüzden bu üsluptan, bu tartışma ortamından, bu bakış açısından kurtulmalıyız. Oynanan oyuna ve saha içine dönmeliyiz. Futbolun tüm unsurları kendi işine odaklanmalı. Eğer çalışırsak, üretirsek, yetiştirirsek sığ kalan futbol kültürüne ve onun zirvesi olan Süper Lig’e bir katkıda bulunabiliriz.

Zaten her şey o kadar da karanlık değil. Saha içine dönüp, hamaset dolu tartışmalara kulaklarımızı tıkarsak Süper Lig’deki umut verici gelişmeler kendini fark ettiriyor. Kıt kaynaklı takımlarla dolu ligimizde, iş yapmaya çalışan teknik direktörlerimizin çabası bu sezona dair sevindirici gelişmelerdi.

70’e yaklaşan yaşlarıyla Fatih Terim ve yeniden A Milli Takım’ı devralan Şenol Güneş’i ayrı bir yere koyuyoruz. Hatta Abdullah Avcı, Aykut Kocaman ve Ersun Yanal üçlüsünü de uzun yıllardır sahnede gördüğümüz için biliyoruz. Fakat bu isimler dışında, görev yaptıkları takımlara bir kimlik kazandırmaya çalışan, sahadaki oyun hakkında kafa yoran teknik direktörlere çok fazla rastlamaya başladık.

Sıralayalım…

Okan Buruk bu sezonun en başarılı isimlerinden. Çaykur Rizespor ile yakaladığı çıkış önemli bir işti.

Ünal Karaman, Trabzonspor’da yapılabilecek en zor işe imza attı. Kupa kazanamadı ama daha değerli kazanımlar elde etti.

Erol Bulut, Yeni Malatyaspor ile sezonu tamamlayamadı. Bu açıdan başarısız olarak değerlendirilebilir ama 1.5 sene önce devraldığı düşük kaliteli takımını, Türkiye Kupası’nda yarı final oynayacak ve ligi beşinci bitirecek bir seviyeye soktu.

Bülent Korkmaz “Kesin düşer” dediğimiz Antalyaspor’u Avrupa Kupası potasına sokarak herkesi şaşırttı.

Sergen Yalçın, bir süredir gösterdiği çıkışı Alanya’da taçlandırdı ve adı Beşiktaş ile anılmaya başlandı.

Öte yandan futbol sahalarımızdaki kalitenin daraldığını da görmeliyiz. Yeterli sayıda üst seviye futbolcumuz yok. Boşluğu yabancılarla doldurmaya çalışsak da onların da genel olarak seviyesi yeterli değil. Üstelik maliyetleri de yorganımızı aşıyor. Hem para hem kalite olarak elleri boş kalan teknik direktörlerin, takımlarına bir kimlik kazandırarak yarışmaya girebilmesi çok kıymetli.

Bu sezon puan aralığının sıkışması da bunun en net göstergesi. Beş hafta önce “Küme düşer mi?” diye sorulan Fenerbahçe ligi altıncı sırada bitirdi. Son anda ligde kalan Göztepe ile Avrupa vizesi alan Yeni Malatyaspor arasında sadece dokuz puan ve iki galibiyet fark var.

Kalitenin sayısı az olduğu için; yukarının altında kalan takımların hemen hemen hepsi birbirine denk kalıyor. Sonucu ise ufak farklar belirliyor. O ufak farkları ortaya çıkarabilen teknik direktörlerin değeri daha da artıyor.

Tezatımız, çelişkimiz ve belki de ayıbımız burada yatıyor. Hakem kararları kadar tartışılmayan ve konuşulmayan takımlara, teknik direktörlere, futbolculara sahibiz. Hatta hakem kararlarını bile kabul edebiliriz, ne de olsa onlar da hatalarıyla ve sevaplarıyla bu ligin bir unsuru.

Fakat Liverpool, Atletico Madrid, Ajax, Tottenham gibi ülke dışı değerler kadar konuşulmayan, hakkında Türkçe içerik ve analiz üretilmeyen Süper Lig takımlarımız var.

Hatta yayıncı kuruluş bile birçok Süper Lig takımından daha fazla zamanı Paris SG’e ayırıyor. Kendi ürünümüze ve değerlerimize sırt dönersek, sezonların sadece sonuçlarıyla ve o sonuçları doğurduğuna inandığımız komplo teorileriyle oyalanmaya devam ederiz. Bu da bizi, Avrupa arenasında geriletmekten başka bir işe yaramaz.

Süper Lig bu sezon izleyenlere umut verdi ama konuşanlar ve konuşulanlar hevesi kaçırmaya yetti. Bir yandan da gelecek sezon için şimdiden daha iyisini ümit ediyoruz.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

© Ahval Türkçe

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar