Kutay Ersöz
Ağu 23 2019

Sonu gelmeyen plansızlık

Transfer zor iştir. Süper Lig takımları için daha da zordur. Yabancı futbolcuların büyük bir kısmı Türkiye’yi ana hedef olarak görmez. Onları Süper Lig’de oynamaya ikna etmek zordur. Süper Lig’i kabul etseler, Türkiye’nin sosyal yaşantısı düşündürür. Zamanla bir espriye dönüşse de ‘çocuklarının okulu’ ciddi bir kaygı nedenidir mesela. Tüm olanaklar sağlansa bile, bu sefer oyuncu fazla ücret talep eder. Kulüpler o ücreti indirmek için uğraş verip kılı kırk yarar, oyuncu ise para koparmaya çalışır. Pazarlıklar yapılır. Süreç uzar gider…

O nedenle aylarca süren transfer görüşmelerini anlayabiliyoruz. Keşke olmasa, keşke tüm takımlarımız sezona hazır girse, keşke tüm transferler kamplara yetişse… Fakat herkes de kendine göre haklı. Bazen empati kurmak gerek. Ancak kimi zaman da öyle şeyler yaşanıyor ki, öyle transfer hamleleri yapılıyor ki üzülmemek ve şaşırmamak mümkün değil.

Beşiktaş sezona; daha doğrusu kamp dönemine iki kaleci ile girdi. Loris Karius birinci, Utku Yuvakuran ise yedek kaleci olarak düşünülüyordu. Planlama buna göre yapılmıştı. Fakat sezonun başlamasına kısa bir süre kala Karius sakatlandı. Beşiktaş, yaklaşık bir ay forma giyemeyecek Karius yerine kaleci aramaya başladı. Büyük ihtimalle kısa sürede bir kaleci transfer edilecek. Beşiktaş’ın kaleci ihtiyacını hisseden kulüpler, pazarlığı en yukarıdan açacak. Bir noktada anlaşma sağlanacak, transfer gerçekleşecek ve bir ay sonra Karius kaleyi devralacak. Yeni alınan kaleci yedeğe düşecek ve belki de uzun bir süre kullanılmayacak.

İşte bu ‘planlama’ rahatsız edici. Sezona girerken Karius – Utku ikilisine güveniyorsanız yola her türlü şartta onlarla devam etmelisiniz. Eğer Utku hakkında şüpheleriniz varsa sezona girmeden kaleci transferini bitirmelisiniz. Sakatlıklar veya futbolun içindeki olağan gelişmeler size acil planlar yaptırmamalı. O zaman akla “Karius Ekim ayında sakatlansaydı ne olacaktı?” sorusu geliyor.

Tıpatıp aynı olmasa da benzer bir durum Fenerbahçe’de de yaşanıyor. Sarı-Lacivertli kulüp uzun bir süre Kolarov transferi için uğraş verdi. Sırp oyuncu başarılı bir sol bek. Aynı zamanda stoperde de oynatılması düşünülüyordu. Fakat büyük ihtimalle bu transfer gerçekleşmeyecek. Olabilir. Kimse bir kulübe, Kolarov’u alamadığı için kızamaz. Hemen diğer sol bek alternatifleri de gündemde yer almaya başladı. Fakat sezona girmeden Hasan Ali Kaldırım’ın sakatlanması takımın sol bekinde bir eksik oluşturdu. Daha kötüsü Fenerbahçe takımı, Hasan Ali Kaldırım’ın yokluğunu dolduracak bir sol bek çıkaramadı. Türkiye’nin en popüler kulübünün alt yapısında, Hasan Ali Kaldırım’ın sakatlığında veya yeni transferin gelişine kadar geçecek sürede oynayabilecek bir tane sol bek yetişmemiş. Altyapıdaki gençlere güven ve forma verecek bir  ‘üst yapı’ oluşmamış. Süper Lig’de maça çıkabilecek bir sol bek bulunamamış.

Fenerbahçe’nin ilk lig maçında sol bekte, sağ ayaklı Nabil Dirar oynandı. Üstelik o Dirar, geçen sezon kendi kanadında oynarken beğenilmemiş ve hatta bir süre kadro dışı kalmıştı. Şimdi Dirar bir jokere dönüştü ama genç bir oyuncunun oynaması mümkün olmadı.

Benzer örnekleri diğer kulüpler yaptı, yapıyor, yapacak. Mesela Galatasaray iki sezon önce Serdar Aziz sakatlandığında, Gençlerbirliği’nden apar topar Ahmet Çalık’ı transfer etmişti. Şimdilerde ne Serdar Aziz kaldı, ne de Ahmet Çalık güvenilir bir stopere dönüştü. Fakat o yıllarda altyapıda zaman geçiren Ozan Kabak, daha sonrasında bulduğu şansı değerlendirerek Bundesliga’nın en değerli gençlerinden biri oldu.

Şimdilerde yabancı sayısının 14 olması bu işleri daha da çoğalttı. Bu zihniyet daha önce de kulüplerimizin ezberiydi ama onların transfere yönlenmesini engelleyen bir yapı vardı. Bir oyuncu sakatlanınca hemen transfer yapılamazdı zira yabancı sayısı kısıtlı olduğundan en azından pazarın bir kısmı kapanırdı. Ozan Tufan 2014 yılında Tam Saha Dergisi’ne Bursaspor A Takımı’na çıkmasını su sözlerle anlatıyordu:

“Antalya'da devre arası kampında hazırlık maçımız vardı, Şener abi oynuyordu sağ bekte, ben de onun yedeğiydim. Şener abi sakatlanınca, hocamız Antalya'da beni oynatmak mecburiyetinde kaldı. İlk defa devre arası kampına A2'den gelip katıldım. A takımdaki idmanlara çıkmaya da devam ettim. O maçta asist yaptım, baya da beğendiler performansımı, kondisyonumu. "A2'den geliyorsun ama böyle bir performans gayet iyi" dediler. Şener abi de sakattı hâlâ. Eskişehir maçında mecburen ben oynayacaktım. Yabancı kontenjanı olduğu için beni oynatmak durumunda kaldılar.”

Aradan geçen sürede yabancı kontenjanı iki katına çıktı ama takımlarımızın kadrolarında yabancı sayısı halen bir sorun. Kontenjan dolduğu için bazen transfer bile yapamıyorlar.

Buradan yabancı sayısını tartışmayacağız. Ancak galiba bir düzene girmek, harcamaları azaltmak, hareket alanlarını daraltmak gerekiyor. Unutulmasın ki yabancı sınırının gelişinin en büyük sembollerinden biri olarak gösterilen Tarık Çamdal da benzer bir şekilde transfer edilmişti. Önce yabancı sayısı ve kadro yapısı dikkate alınmadan sükseli yabancı transferleri yapıldı, ardından sağ bek Sabri Sarıoğlu kadro dışı bırakıldı. Sezona girerken bir sağ bek alınması icap edildi ama yabancı kontenjanı yüzünden çoktan dolmuştu. Bunu bilen kulüpler Galatasaray’a yüksek fiyatlar çektiler. Galatasaray da o parayı vermek zorunda kaldı. Tıpkı, transferin son gününe kalan ve şu anda elden çıkarmak için uğraşılan 13 milyon euro’luk Mbaye Diagne gibi...

Galatasaray, 2001 yılında Trabzonspor’dan Erhan Namlı’yı transfer ettiğinde Mehmet Cansun “Galatasaray’da transfer bitmez” demişti. Haklıydı, zira o yıllarda her ay transfer yapılabiliyordu. Zaten Erhan Namlı da Ekim ayında transfer edilmişti. Neyse ki daha sonra transfer süresi kısıtlandı da takımlarımız her ay para harcamaktan kurtuldu!

Erhan Namlı, Diagne, Tarık Çamdal, Karius’un yedeği, Hasan Ali’nin alternatifi… Plansızlığın milliyeti yok! Yabancı sayısı artsa da azalsa da aynı kalsa da her zaman aniden birileri gelecek, birileri geç kalacak, birileri transfer yapma ihtiyacı hissedecek ve her zaman paralar saçılacak. İşin en kötü kısmı ise; kasalarda ve banka hesaplarında olmayan paralar saçılacak. Sonrası ise iflasın hemen öncesi…

© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

 

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.