Türk futbolunu Türk futbolcular kurtarmayacak

Ahval’de yeni bir podcast programı başladı.

Bilgehan Uçak ve Ergun Babahan, Fenerbahçe ve Türkiye futbolunun durumunu konuşup tartışıyor.

İşte Bilgehan Uçak’ın söyledikleri:

Şu cumartesi günü, tarih 8 Ağustos 2020, hayatımın ilk podcastini çektim.

Hattın öteki ucunda Ergun Babahan, Fenerbahçe’yle başlayıp Melih Şendil’le bitirdik.

Üstelik, ilk podcast diye ağustos falan dinlemedim, kravatımı da bağladım.

Neyse, bu pazar sabahı yazıya sondan başlamak istiyorum.

“Kadınlar futbolda olmamalı,” dedi ya Türkiye’nin en tecrübeli spikerlerinden Melih Şendil, kızılca kıyamet koptu.

Nasıl kopmasın?

Ama burada bir ayrımın altını çizmek gerekiyor.

Ben Melih Şendil’in “bir kadın düşmanı” olduğunu düşünmüyorum, kendimi bildim bileli ekranda gördüğümüz biri, hiçbir ayrımcı veya gayriahlaki işte adını duymadık bugüne kadar.

Engin Ardıç, Sabah’taki köşesinde, 2009 yılında basketbolla futbolu mukayese ederken benzer bir şey söylemiş.

“… futbolda olduğu gibi bunun da ‘erkek cinselliğine ve saldırganlığına’ dayalı bir libido temeli var ama (bir deliğe bir şey sokma isteği, saldırı, savunma, sakatlık geçirme yani yaralanma, sonuçta bir ‘seks ve savaş simülasyonu’), futbol çok daha ‘ergonomik’…”

Sanırım Melih Şendil’in söylemek istediği de özünde buydu ama canlı yayında hele bir de üstünkörü bir şekilde “olmamalı” diye geçiştirince, meramını anlatamadı.

Kendi adıma Melih Şendil’in iyi bir maç anlatıcısı olduğunu düşünüyor ve bu kampanyanın samimi bir özürle neticelenmesini, Melih Bey’in işinden ayrılmamasını temenni ediyorum.

Bir diğer konu da malum futboldaki yabancı sınırlaması.

Bu konudaki mottom belli: Keşke olabilse ama Türk futbolunu Türk futbolcular kurtarmayacak -siz buna “Türk hakemlerini” ve “Türk yöneticilerini” de ekleyebilirsiniz.

Aslında gönlümden geçen yeteneksiz yerlilere sınırlama getirilmesi, göz kanatan şutları çeken, yirmi sene boyunca orta yapamayan, koşmaktan başka bir meziyeti olmayan futbolcuların göz zevkimiz ve zaman kaybı olmaması açısından sahada kalacakları sürenin sınırlandırılması.

Bazıları “doğal seleksiyon” sonucunda Alper Potuk gibi kendi sınırlamalarına kavuşuyorlar ama yetmez, bunu geliştirmek gerekiyor ki, Batuhan’ları, Sabri’leri, -on yaşında canlı yayınlara çıkarılıp top sektirtilen “Beşiktaş’ın ve Milli Takım’ın geleceği”- Muhammet’leri, “Figo” Aydın’ları beklemeyelim, kendini geliştiren futbolcular “serbest piyasanın” rekabet sisteminde forma giysinler.

Aksi halde bir eşitliğe kavuşmuyoruz çünkü, kötüyü zengin ederken futbol ortamını iyice çoraklaştırmış oluyoruz.

“Serbest piyasa” deyince, sadece futbola önem vererek “ilkel bir Fenerbahçeli olmakla” övünen Eser [Karakaş] Hocaya da laf atmadan olmaz -Güldem Hanım, haftaya bu konuyu da konuşun lütfen.

Harcamalar sınırlandırılıyor malum, buna da en çok Fenerbahçe ile Kasımpaşa isyan ediyor.

Kasımpaşa borcu olmadığı, Fenerbahçe ise işaret edilen bankalar haricinde başka bir yerden kredi bulduğu için -benim okuduklarımdan anladığım bu kadar.

Benim mantığım serbest piyasayı özgür bırakıp kulüplerin işine geldiği gibi kredi bulmalarından yana, isteyen Türkiye’deki devlet bankasından alsın isteyen Jamaika’dan, sonuçta sermaye hareketlerinin sınır tanımayacağını kabul ediyorsak böyle olmalı diye düşünüyorum ama finans uzmanı falan olmadığım için çok da kesin sözlerle konuşmak istemiyorum.

Ve, Fenerbahçe’nin transferleri…

Eskiye rağbet olsa, bit pazarına nur yağardı.

Gökhan’la Caner geri geldi, eski Galatasaraylı Sinan Gümüş’le Trabzon’un solbeki Novak da alındı, yeni isim olarak bir tek Sivaslı Mert Hakan Yandaş var.

Taraftarın gözünde Rüştü Reçber gibi “parayı tercih ettiği için” Fenerbahçe’den ayrılan ve Kadıköy’e dönüşünde sahte dövizlerle karşılanan Gökhan Gönül, şimdi yeniden bir “yuva edebiyatına” başlayacak ki of.

Gökhan’la Caner altı üstü birer bek; Gökhan, ocakta 35’ini, Caner ise ekimde 32’sini bitirecek.

Yok mu Fenerbahçe’nin altyapısında oynayabilecek genç bir çocuk?

En nihayetinde gelenler de Cafu’yla Roberto Carlos değil, Gökhan’la Caner, gerek var mı bu kadar ısrar etmeye?

Ersun Yanal’ı yiyen bir sağbek Savaş vardı, nerede şimdi?

Hem ne oldu bizim vizyona?

Barcelona ile yakın ilişkilere?

Yola Puyol diye çıkıp Sinan Gümüş’te kalmak vasatlaşmayı kabul etmektir.

Gelelim, son meseleye.

Aziz Yıldırım, Mehmet Ali Aydınlar’ın sponsorluğundan medet umduğunda hayli şaşırmış ve üzülmüştüm.

Tarih tekerrürden ibaretmiş; vizyon dendi, profesyoneller dendi, o dendi bu dendi, dönüp dolaşıp Mehmet Ali Aydınlar’ın hastanesi ile anlaşma imzalandı.

Ali Koç yönetimi maddi açıdan çok çaresiz herhalde diye düşünüyorum.

Ama düşündükçe de olmuyor; doluya koyuyorum almıyor, boşa koyuyorum dolmuyor.