'Türkiye'nin AİHM'de kaybettiği dava, Manchester City'ye umut olabilir'

Önce Trabzonspor'la, ardından da Türkiye Futbol Federasyonu'yla (TFF) davalık olan Ömer Kerim Ali Rıza adlı eski bir futbolcunun, Avrupa Futbol Federasyonları Birliği'nin (UEFA) İngiliz ekibi Manchester City'ye verdiği Avrupa kupalarından men cezasının iptaline yönelik kritik bir kararın alınmasını sağlamış olabileceği söyleniyor.

İngiltere ve Türkiye vatandaşı olan, geçmişte Arsenal ve West Ham'de forma giymiş Rıza, 2008 yılında maaşının verilmediğini belirterek Trabzonspor'dan ayrılmış İngiltere'ye geri dönmüştü.

TFF Tahkim Kurulu oyuncunun sözleşmesini haksız yere feshettiğine hükmederek 61 bin euro ceza ödemesini kararlaştırmıştı.

Rıza önce Uluslararası Spor Tahkim Mahkemesi'ne (CAS), ardından İsviçre Federal Mahkemesine ve son olarak da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) başvurmuştu.

AİHM Ocak 2020'de, artık emekli olan ve İngiltere'de Watford takımını akademisinde çalışan Rıza'nın haklı olduğuna karar verdi.

BBC Türkçe'nin haberine göre mahkeme, Tahkim Kurulu'nun TFF yöneticileri tarafından atandığını ve Rıza'nın kurul kararının tarafsız ve bağımsız bir şekilde verilmediğine yönelik çekincelerinin haklı olduğuna, bu nedenle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin ihlal edildiğine hükmetti.

Karara itiraz etmek için CAS'a başvurmaya hazırlanan Manchester City, sert bir tepki ile savunmaya hazırlanıyor.

BBC haberinde City'nin kendini nasıl savunacağını ve açıklamadaki argümanların hukuki bir etkisi olup olmayacağını incelendi:

City Finansal Fair Play kurallarını ihlal etmediklerini, buna dair güçlü kanıtlarının bulunduğunu belirtti.

UEFA'nın kararı önceden verdiği, bunun geçen yıl basına sızan belgelerde de yer aldığına yönelik (UEFA tarafından reddedilen) iddiada bulundu.

CAS'a göre bu argümanların bir geçerliliği yok. City, geçen yıl UEFA'nın yürüttüğü soruşturmanın kapatılması için yaptığı itirazda da aynı gerekçeleri kullanmış ve bunlar CAS tarafından reddedilmişti. CAS, basına sızan belgelerin ise "endişe verici olduğunu" açıklamıştı.

Kulübün bu savunmaya destek olması için net kanıtlara ihtiyacı var. City bu nedenle özel yazışmalara erişim talep edebilir ve bu dava sürerken UEFA yazışmalarının açıklanması için ayrı bir dava görülebilir.

City, Der Spiegel'in yayımladığı ve kulübün UEFA'yı yanıltmaya çalıştığını gösteren belgelerin yasa dışı bir şekilde ele geçirildiğini, bu yüzden kanıt olarak kullanılamayacağını savunuyor.

Spiegel'in kaynağı ve Football Leaks sitesinin arkasındaki kişi olan Rui Pinto, ülkesi Portekiz'de bilgisayar sistemlerini hacklemekten dolayı birden fazla suçlamayla karşı karşıya olsa da spor hukuku uzmanları bu argümanın da City için pek etkili olmayacağını düşünüyor. Zira City bugüne kadar bu belgeleri yalanlamadı.

Manchester City, diğer Finansal Fair Play dosyalarıyla kıyaslandığında kendilerine verilen cezanın orantısız ve ağır olduğunu savunuyor. Bu yüzden iki yıllık cezanın eşi benzerinin görülmediğini ve aşırıya kaçan bir ceza olduğunu söyleyecekler. Ayrıca diğer kulüplerin de sahiplerine ait diğer şirketlerle sponsorluk anlaşması yaptığı gerçeğini kullanacaklar.

Karar sürecinin "önyargılı" olduğunu belirten City, kararı açıklayan UEFA kurulunun da UEFA tarafından atandığını ve yüzden bağımsız olmadığını söylüyor.

Bu son argüman çok eleştiri aldı. Ünlü İngiliz Avukat Charles Flint'in de yer aldığı UEFA kurulundaki uzmanlar saygın isimler. City ayrıca dahil olduğu UEFA sistemini tamamen kabul etmişti ve kurallarının farkındaydı. Bazıları bu yüzden böylesi bir argümanı saygısızlık olarak görüyor.

Finansal Fair Play kurallarını futbolda statükoyu korumak olarak görenlerin de, finansal istikrar getirdiğini düşünerek destekleyenlerin de büyük bir kısmı City'nin bu kurallara uymayı kabul ettiğini ve sonra çiğnediğini, bu yüzden de ceza alması gerektiğini savunuyor. Özellikle de UEFA'nın kulübü soruşturma sürecinde işbirliği yapmamakla suçlaması nedeniyle…

Peki üç hafta önce açıklanan AİHM'in Rıza kararı, Manchester City'nin avukat ordusuna ümit verebilir mi?

En başarılı İngiliz spor hukukçularından John Mehrzad'a göre bu mümkün:

"O dava avukatların akıllarındaki ilk şey olacak. Bu argümanı CAS'ta kesinlikle kullanacaklarını düşünüyorum.

"AİHM, disiplin kurulunun, karar verme sürecini yürüten panelde yer alan kişileri de atadığı bir yapıda adil bir yargılanmanın mümkün olmayabileceğine hükmetti.

"Bu kararı verenler UEFA'nın emrinde çalışan kişiler. Bu tek başına tarafsızlık olmadığını ispatlamaz fakat bu argümanlar itiraz sürecinde kullanılacaktır. City, kabul ettiği kurallara itiraz etmek için bir yolunun bulunmadığını söyleyecektir. Bu argümanı daha önce bazı önemli spor davalarında da görmüştük."

Mehrzad avukat ordusuna para vermekte zorlanmayacak City'nin CAS'a AİHM'in Rıza kararını sunacağını, UEFA'yı bu yasal süreci yıllarca uzatmakla korkutacağını, karar ne olursa olsun üst mahkemeye itiraz edeceğini ve City'nin UEFA'nın yıllar sürecek bir hukuki mücadeledense bir anlaşmaya razı gelerek cezayı azaltacağını umduğunu söylüyor:

"Bunu başka spor davalarında da gördük. Bu tür hukuki süreçleri uzatmak isterseniz son varacağınız nokta AİHM'dir.

"Türkiye'deki dosya 10 yıl sürdü ve 10 yıllık süreç boyunca, nihai karar verilene kadar cezanın dondurulmasını sağlarsanız bu zaten kararla dalga geçmek olur. Bu yüzden karşı tarafın bir anlaşmayı kabul edeceğini umarsınız."

UEFA'nın bu açıdan kaygılanması sürpriz değil. Geçen yıl sızan ve Der Spiegel'in yayınladığı bir e-postada Manchester City Avukatı Simon Cliff UEFA ile uzlaşmaktansa "30 milyon euro harcayıp dünyadaki en iyi 50 avukatı tutarak davayı 10 yıl boyunca uzatmayı" tercih edeceklerini yazmıştı.

UEFA ise bunun karşılığında Türk futbolunda 10 yıl önce yaşanmış bir olayın Manchester City'nin durumundan çok farklı olduğunu savunacaktır.

Mehrzad, City'nin tarafsızlık itirazının UEFA'nın karar mercii için değil CAS'ın karar mercii için yapılabileceğini, bunun da kabul edilmesinin düşük bir ihtimal olduğunu söylüyor.

Hukukçuların çoğu, dosyada UEFA'nın elinin son derece güçlü olduğunu belirtiyor.

Burada esas soru, UEFA kaybetmesi durumunda çok büyük etkilere yol açabilecek böylesi bir davada düşük de olsa kaybetme riskini göze alıp alamayacağı.

Ceza Manchester City'ye büyük zarar verdi. Fakat UEFA'nın kulüpler üzerindeki etkisinin tartışıldığı böyle bir dönemde UEFA için de riskler var.

Avrupa Kulüpler Birliği Şampiyonlar Ligi'nin haftada dört gün oynanmasını talep ediyor. Avrupa'nın en büyük kulüplerinin UEFA'nın yarışmalarından ayrılarak bir "Süper Lig" kuracağına dair söylentiler hız kesmiyor.

Dünya genelindeki futbol federasyonlarını bir araya getiren Uluslararası Futbol Federasyonları Birliği (FIFA) 24 takımın katılımıyla Dünya Kulüpler Kupası'nı 2021'de Çin'de başlatmaya karar verdi.

Gittikçe zenginleşen ve güçlenen "süper kulüplerin" ulusal futbol liglerindeki rekabet ve sürdürülebilirliğe zarar verdiğine dair endişeler var.

UEFA'nın kurallarını çiğnemekle eleştirdiği kulüplerin arkasında yalnızca zengin yatırımcılar değil ulus devletler de var. Manchester City'nin sahibi Birleşik Arap Emirlikleri ve Çin devletinin desteklediği hissedarları da var. Kulübün değeri 3,7 milyar sterlin. Avrupa futbolunun bir diğer devi Paris St-Germain ise Katar'a ait.

Mehrzad "City UEFA'nın verdiği bir cezayı bu şekilde geri çevirmeyi başarırsa diğer kulüpler de 'Bize ceza verilmemeliydi' diyerek itiraz edecekler" diyor ve ekliyor:

"City'nin bu davayı yıllarca uzatacak avukat ordusu ve yeterince parası var bu yüzden UEFA mercek altına alınacak.

"Finansal Fair Play sisteminin tutarlılığının sorgulanmasına geçmişte de tanık olmuştuk ama bu sefer futbolun düzenleyicilerine dair her şeyi değiştirecek bir kararla karşılaşabiliriz ve bunun etkileri devasa olur."