Kutay Ersöz
Mar 02 2018

Yolunu arayan Timsah

Geçen hafta Süper Lig’de önemli maçlar vardı. Özellikle şampiyonluk yarışındaki takımların mücadeleleri nefes kesti. Başakşehir kendi sahasında takıldı ve liderliği kaybetti, Beşiktaş – Fenerbahçe derbisinden çıkan sonuç ligi iyice karıştırdı.

Fakat birçok futbolseverin aklı, haftanın ilk gününde Galatasaray’a farklı bir skorla yenilen Bursaspor’da kaldı. Bir zamanların en korkulan takımının, 2010 yılının şampiyonunun İstanbul deplasmanında ortaya koyduğu oyun birçok futbolseveri üzdü.

Bursaspor daha önce de kötü günler yaşamıştı. Hatta şampiyonluk hedefiyle başladığı sezonu küme düşerek noktaladığı bile oldu. İstanbul takımlarına çelmeler takmasıyla meşhurdu ama aynı zamanda başka farklı yenilgileri de vardı. Fakat hiçbir zaman, içinde bulunduğumuz dönemdeki kadar duygusuz, isteksiz ve güçsüz bir takıma dönüşmemişti.

Yeşil-Beyazlı takım 2010 yılında şampiyon olarak büyük bir sürprize imza atmıştı. Şampiyonluğun ardından hikâyeleri birçok televizyon programına konu oldu. O programların birinde genç bir Bursaspor taraftarı, babası ile şampiyonluktan bir gün sonra yaptığı konuşmayı anlatıyordu.

Genç taraftar, babasının kendisine sorduğu “Ne olacak şimdi?” sorusuna verdiği “Valla baba ne bileyim? İlk defa şampiyon oluyorum” cevabından bahsediyordu.

Bursaspor’un şampiyonluğun ardından gelen sorunlarının özeti gibiydi bu diyalog. Camia ilk defa şampiyonluk görmüştü. Üstelik planlı bir şampiyonluk değildi. Bursaspor her zaman ligin en potansiyelli kulüplerindendi.

Türkiye’de bir anket yapılsa ve “Ligin beşinci bir şampiyonu hangi takım olur?” sorusu sorulsa, en çok cevabı Bursaspor alırdı. Fakat 2010’un bahar aylarında bile o sene için şampiyonluk beklenmiyordu.

Fakat Bursaspor şampiyon oldu. Aniden gelen şampiyonluk, birkaç ay içinde hem şehirde hem de kulüpte dengeleri bozdu. Kurumsal yapıdaki şaşkınlık normal gelebilir, ne de olsa Türkiye’deyiz. En köklü ve başarılı kurumlar bile çoğu zaman hatalarla yönetilebiliyor. Bursaspor gibi bir Anadolu kulübünün de kazanılan şampiyonluğu doğru bir şekilde karşılayamaması anlaşılabilirdi.

bursa

 

Fakat işin idare kısmı gibi taraftarlar da durumu olgunlukla karşılayamadı ve kontrol mekanizması kayboldu.

Şampiyonluktan bir sene sonra, başka bir televizyon programında Bursasporlu bir taraftara ligdeki kötü gidişin nedeni soruldu. Kötü gidişten kasıt; takımın zirve yarışından uzak kalıp ilk üç içine girme çabasıydı. Taraftarın verdiği cevap şaşırtıcıydı: “Biz başarıya doyduk!”

İstanbul takımları bile kazandığı onlarca kupaya rağmen halen başarıya doymamışken ve sonuna kadar şampiyonluklar için uğraşırken Bursasporlu taraftarın verdiği cevap düşündürücüydü.

Aradan seneler geçti. Bursaspor şampiyonluktan sonra ligi sırayla; 3., 8., 4., bir kez daha 8., 6., ve en sonunda ilk 10’un da dışında kalarak 11. ve 14. bitirdi.

Şampiyonluktan biraz daha uzaklaşıp yakın döneme, 2014-15’e gelelim. Bursaspor, o sezon Şenol Güneş yönetiminde belki de ligin en göze hoş gelen futbolunu oynadı. Timsah’ın birçok maçı nefesleri kesti. Bazen kazandı bazen kaybetti ama kendine ait bir televizyon izleyicisi bile oluşturdu.

Sezonun ardından ise hem hoca hem de yıldız oyuncular İstanbul’un yolunu tuttu. Takım dağıldı ama kasaya da iyi bir para girdi. Sezon sonunda oluşan hava oldukça pozitifti. Oysa o sezon aslında aldatıcıydı.

Bursaspor ligin en çok gol atan takımı olmasına rağmen sezonu ancak ilk 5’in dışında bitirebilmişti. Averaj, şampiyon Galatasaray ile aynıydı ama Sarı-Kırmızılı takımın 20 puan gerisinde kalınmıştı. Göze hoş gelen ama kırılgan bir takım vardı ve de takım sezonun ardından yeniden yapılanmak zorundaydı.

Şenol Güneş’ten hemen sonra, 2010 destanının mimarı Ertuğrul Sağlam kulübe geri döndü. Büyüklük yanılgısı da burada başladı. Sağlam’ın gelişine camianın bir kısmı burun kıvırdı. 25 milyon Euro bonservis gelirine rağmen bonservis toplamları 10 milyon Euro’yu bulmayan oyuncular takıma dâhil edildi.

Zira giderler ve borçlar çok fazlaydı. Kaliteden taviz verilmek zorundaydı. Yeni kurulan ekip, sezon başında başarılı sonuçlar alamadı ve Sağlam, gönüllerde edindiği tahtı da kaybederek sezon ortasında Bursa’dan ayrıldı.
Sağlam’ın hemen ardından bir önceki sezonun şampiyon hocası Hamza Hamzaoğlu geldi.

O, Sağlam’a kıyasla biraz daha başarılıydı. 19 maçın 13’ünde yenilmeyerek takımını limana ulaştırdı. Yine de alınan sonuç yeterli gözükmedi. Ona karşı da tepkiler yükseldi ama Hamzaoğlu bir sonraki sezona da başladı.
Hem de ne başlamak! İlk beş haftada dört galibiyet, bir yenilgi. Fakat tek yenilgiden sonra ıslıklar ve istifa istekleri… Bursaspor’un o tek yenildiği takım, bir önceki sezonun dördüncüsü olan (ve o sezonu da ikinci bitirecek) Başakşehir’di.

Karne yine de fena değildi. İlk yarının son haftasına kadar sadece dört yenilgi yaşandı. Başakşehir dışında şampiyon Beşiktaş ve Galatasaray, bir de 10 kişi kalındıktan sonra yenilen gollerle kaybedilen Gaziantep deplasmanı…

İşte Bursaspor camiasının beğenmediği ve içinde bulunduğu şartları düşünmeden eleştirdiği tablo buydu. Kulüp devamlı zarardaydı. Kadro mütevazı olmak zorundaydı. Açıklanan rakamlar durumun vahim olduğunu gösteriyordu.

Fakat taraftarlar yıldız oyuncu ve kariyerli hoca isteğini devamlı dışa vuruyordu.

Oysa kulübün önünde tek bir yol vardı. Bu yol aslında Türkiye’deki birçok kulübünün artık gitmesi gereken yol. Fakat o yoldan gidebilmek için çok önemli bir camia desteğine ve birliğine ihtiyaç var. Aynı zamanda gelen yönetimlerin dürüst ve akılcı projelerle camianın güvenini sağlaması gerekiyor. İkisini aynı anda bulmak çok zor. Zaten Bursa şehri de bulamadı.

Taraftarlar, Hamzaoğlu giderse Avrupa çapında bir teknik adamın kulübe geleceğini düşündüler. Oyuncu kadrosunun daha iyi olabileceğini ama teknik heyet ve yönetimin vizyonsuzluğu nedeniyle kısıtlandıklarını sandılar. Fakat bekledikleri gibi olmadı. Olamazdı da…

le guen

 

Hamzaoğlu’nun ardından tecrübeli bir isim bulunamadı. Bir zamanlar herkesin çalışmak istediği Bursaspor’a kimse gelmek istemedi. Bir sene önce Sağlam’ı ıslıklayan taraftar, Sağlam’ın yardımcısı Mutlu Topçu’yu takımın başında buldu. Genç hoca görevi boyunca sadece iki galibiyet çıkarabildi. Son haftalar kaosla geçti.

Otobüs saldırıları, yenilgiler ve hocasız geçen haftaların ardından Bursaspor ligde kalmayı son maçta başardı. Yaşanan süreç için ihalenin bir kısmı Ertuğrul Sağlam’a, büyük bir bölümü de Hamza Hamzaoğlu’na kaldı.

Yeni sezona bomba gibi başlanacak, aynı hatalar yapılmayacak, büyük Bursaspor geri dönecekti. Lyon efsanesini yaratan isimlerden Paul Le Guen takımın başına getirildi. Fakat maddi yönden durumlar giderek kötüyü gösteriyordu.

Fransız teknik adam bildiği oyuncuları getirmeye çalışsa da o da transfer dönemini istediği gibi geçiremedi. 700.000 Euro’dan fazla bonservis bedeli ödenmedi ve bir önceki sezonun yıpranmış oyuncularına, ikinci sınıf yabancılar eklendi. Zaten yabancı sınırı arttığı için tüm Türkiye ile benzer düşünce yapısına girildi. Artık genç Ozan Tufan’a, Volkan Şen’e, Serdar Aziz’e, Enes Ünal’a, yani Vakıfköy’e ihtiyaç yoktu.

Bursaspor geçen sezonun ilk yarısını 27 puanla toplamıştı. Bu puan camiada beğenilmemişti. Bu sezon ise 17 hafta sonunda toplanan 25 puan umut verici bulundu. Yerel basın sezonun ilk yarısındaki gidişattan memnundu. Oysa oynanan futbol ve eldeki oyuncu kalitesi, zayıf ligin düşük standardının bile altındaydı.

Bursaspor 23. hafta sonunda halen 25 puanda. Hamza Hamzaoğlu’nun bir devrede topladığı daha fazla puan onun istifasına sebep olmuştu. Tabi ki faturayı Paul Le Guen’e çıkaracak değiliz. Üstelik kulüp de çıkaramıyor. Gazetelerde yer alan haberlere göre, hocaya tazminat vermemek adına radikal bir karar alınamıyor. İyi ki de alınamıyor, zira sorun isimlerde değil.

Kulüplerin maddi yapısı, eldeki oyuncular ve daha birçok faktör gelen teknik direktörlerin ellerini bağlıyor. Yapabilecekleri üç aşağı beş yukarı aynı. Bazıları lige ve oyunculara olan hâkimiyetleri sayesinde daha fazlasını yapabiliyor. Bazıları ise alışık olmadıkları bu çukurda kayboluyor. Fakat yabancı teknik adamların isimleri sayesinde, camiaya daha çok umut aşıladıkları bir gerçek. Bu umut bazen bir enerjiye dönüşürken, bazen de bir yalancı bahara neden oluyor.

Bursaspor’un reçetesinde ‘şartlarını ve durumunu iyi okumak’ yazıyor. Camianın, kendi gücünün (ne eksik ne fazla) tam olarak farkında olması gerekiyor. Dev aynasına kapılmamak lazım. Çıkış kapısını gösteren tabelada, ışıltılı “beşinci şampiyon” etiketi değil; tam tersi bir alçakgönüllülük ve sabır politikası yazıyor. Aksi halde Galatasaray ve ligin diğer takımları karşısında kaybolan bir Bursaspor izlemeye devam edeceğiz. Bunu da kimse istemez.

Çünkü Bursaspor bu ligin en önemli takımlarından biri ve İstanbul dışında kalan ‘diğerleri’ için en ciddi rol modeli. Bursaspor tükenirse, Anadolu futbolu da biraz parçalanır.

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar