Kas 19 2017

'Cemaat sivil toplum hareketine mi dönüşecek, 'ehven-i şer' olarak mı kalacak?'

Gülen cemaati, uzun bir süredi 'özeleştiri' yapmamakla eleştirildi. Cemaatin özeleştiri yapması gerektiği çeşitli mecralarda dile getirildi. Ancak cemaat içerisinden 'özeleştiri' talepleri tepkiyle karşılandı.

Tartışma yaratan özeleştiri talepleri gülünç karşılandı, hatta kimi zaman 'özeleştiri yapsın' diyenler cemaat mensuplarınca hedef alındı.

Gazeteci Ruşen Çakır, darbe sonrası dahi cemaate yakın gazetecilerin yayınlarını incelediğini ve özeleştirinin 'sıfırın altında' kaldığını kaleme almıştı. Yakın zamanda "Nihayet içerden birileri Fethullah Gülen için “Kral çıplak!” dedi" başlıklı yazıda cemaat içerisinden yapılan özeleştirileri yazdı Çakır; kıtalararası adlı bir sayfada paylaşılan yazılarda cemaat içi tartışmalar ve özeleştiriler yer alıyor, Gülen ilk kez içeriden hedef alınıyordu...

Son olarak aynı sitede cemaate yakın yazarlardan Savaş Genç, cemaati eleştiren bir yazı kaleme aldı. Genç, yazısında cemaatin sivil toplum kuruluşu olamadan AKP ile tanıştını belirtiyor:

Gülen cemaati yerel ölçekte modern STK’lar ile rekabet edebilecek, seçim ve maddi kaynaklarının yönetimini daha şeffaf organize edebilen yapılar oluşturmak yerine, sadece ülkedeki İslamcı tablodan daha iyi ve daha modern işler çıkartarak, “ehven-i şer” rolüne razı oldu.

Devlet kurumları adeta parti kurumuna dönüşüp, medya organları tek tek AKP eline geçip, otoriterleşmenin ilk evresi tamamlanırken, herkese kucak açma ve herkesi kendi konumunda kabul edip gerçek sivil toplum örgütü prensipleri ile hareket etme taahhüdü veren Cemaat, kendi felsefesine büyük ölçüde sırt çevirerek, AKP’nin yaşam alanına hapsolmuş oldu.

Devlet içinde isimleri Cemaat’le zikredilen aktörlerin icraatları kamuoyunda Cemaat’in sadece bir sivil toplum örgütü olmadığı algısını üretirken, hemen her siyasi konuda beyanat veren liderinin de sadece bir kanaat önderi olmadığı düşüncesi toplumda yerleşti.

Temelde eğitim gönüllülüğüne dayanan bu fedakar yapının sokaktaki algısı eskiden işine aşık bir öğretmen ve ona sahip çıkmaya çalışan cömert iş adamı-esnafa dayalı iken, sonrasında bu algının temsilcileri asker, polis, savcı, hakime dönüştü. Bu süreçte, Gülen’in ısrarla ve sadece “binde birini bile tanımam” açıklaması, Cemaat’in yalnızca bir sivil toplum örgütü olarak algılanmasına yeterli gelmedi. Aksine, Özgür Koca’nın da Kıtalar Arası’ndaki yazısında vurguladığı gibi bir güven problemi oluşturdu. Sonuçta, en azından bir seçim döneminde, insanlar Cemaat’e bakınca örgütlü olarak bir grup polisin milletvekili seçilmesi için çabalayan insanlar görmekteydi.

Cemaat toplumdaki olumlu algısının çoğunu, ülkede otoriterleşme ve yolsuzluk gibi büyük sorunların kaynağı olarak ilan ettiği AKP ile mücadele etmeye başladığı zaman değil, daha öncesinde eğitim gönüllüsü, sivil toplum örgütü kimliğini siyaset uğruna ikinci plana attığı gün kaybetmişti.

Küresel düzeyde Cemaat gerçek bir sivil toplum hareketine mi dönüşecek, yoksa radikal İslamcı akımlar karşısında sadece bir “ehven-i şer” olarak mı kalacak?