Kas 12 2017

Gülen'e İslam'a takiyyeyi yerleştirme eleştirisi

Gülen Cemaati'nin 30 yıl boyunca "takiyye siyaseti" yaptığı çok konuşuldu, çok eleştirildi.
 
Takiyye orijinal anlamıyla "Müslüman’a, canının tehlikede olduğu bir durumda inancını gizleme ruhsatı verilmesinden ibaret. İslam’ı, kendisinden önceki kitaplı dinlerden daha dünyaya dönük kılan “kolaylaştırıcı”lık karakterinin yansımalarından biri."
 
Ancak Ayşe Çavdar Pazar günü Artı Gerçek'te yayınlanan yazısında, İlahiyat Profesörü Avni İlhan’ın 1985 yılında yazdığı bir makalesinde takiyye sözcüğünün Kur’an’da geçmediğini söylediğini hatırlatıyor. İlhan aynı makalede, Al-i İmran Suresi’nde aynı kökten gelen “tukah”ın kullanıldığına dikkat çekiyor. Ancak “Tukah” tehlike karşısında canı korumak ve korkmak gibi iki temel koşula dayanıyor.
 
İlhan da, takiyye’nin bir ruhsat olmanın ötesinde bir gereklilik ya da siyasi bir araç olarak tasvir edilmesi yolundaki eğilimi eleştiriyor.
 
Takiyye Şiilik’te ibadet olarak görülen bir kavram. Ancak bunun sebebinin diri diri gömülmek de dahil birçok eziyete maruz kalan Şiilerin tarihi gerçekliğiyle düşünmek gerek. İlhan, bu olaylar karşısında Şiilerin kendilerini koruma ihtiyacı duymalarının son derece normal olduğunu yazıyor.
 
Çavdar, yazısında, Gülen Cemaati’nin tarikatlar arasında en az saygı gören olmasını da “takiyyeye fazlaca ağırlık vermelerine” bağlıyor.
Girdikleri kabın şeklini alıyorlar, o kapları birbirlerinden ayrı tutarak bu halin sorgulanmasını engelliyorlardı. Her şeyden önce The Cemaat farklı toplumsal sınıflardan şakirtlerin, birbirlerini görmeden, her biriyle ayrı dil kurularak “idare” edildikleri bir yerdi. Yoksullar yoksullarla, orta sınıf orta sınıfla, okumuşlar okumuşlarla, tüccarlar tüccarlarla... Her ne kadar heterojen bir yapı olsa da The Cemaat, homojenleştirilmiş dilimler halinde idare ediyorlardı insanları.

Çavdar'a göre, 'The Cemaat', edindiği güç nedeniyle, 'çok katmanlı takiyye'yi bir şablona dönüştürdü. "Kimse takiyye ile hakikat arasındaki dengenin bir daha kurulup kurulamayacağını hesaba katmadı bile. Buradan bakınca yaşadığımız hal post-truth’un yani hakikat-sonrası çağın Müslüman formu" diyor Çavdar. 

Ancak ekliyor: "Erdoğan, The Cemaat’e yapabileceği en büyük iyiliği yaparak kendi elleriyle biçtiği mağduriyet gömleğini giydirdi Erzurumlu Vaiz ve adamlarına."