Avrupa’dan uzaklaşmak: Galatasaray

Fenerbahçe derbisinde 2-0’lık galibiyeti koruyamayarak yara alan ve maç sonu çıkan olaylarla eksenini kaybeden Galatasaray’ın Schalke deplasmanına nasıl bir ruh haliyle ve nasıl bir kadroyla çıkacağı merak konusuydu.

Ruh hali için işaretler, maçın başlamasına kısa bir süre kala ortaya çıktı. Birçok aktörü PFDK’ya sevk edilen kulüp çareyi sinerjide buldu. Kenetlenme çağrısı sosyal medyadan yayıldı. Türkiye’de oluşan gündemi kullanarak Almanya’da galibiyet hedeflendi.

Kadro ise beklendiği gibiydi. İstanbul’daki maçtan farklı olarak stoper hattında Maicon’un yerine daha sert ve daha toparlayıcı Serdar Aziz yer aldı. Üstelik Alman ekibinin araya iyi sızan ve bire birde adam geçmeyi çok iyi beceren oyuncusu Yehven Konoplyanka da yedekler arasındaydı. Kenarlarda Nagatomo’nun eksikliği önemliydi ama diğer tarafta da Mariano dönmüştü. Yani Galatasaray savunmasının kotarabileceği bir plan kâğıdın üzerine çizilmişti.

Sahanın geri kalan bölümü için en önemli eksik, ilk maçta olduğu gibi yine Fernando’ydu. Fenerbahçe maçı öncesinde sakatlanan Eren’in yerini de Onyekuru aldı. Schalke savunmasının arasına atılacak toplar tehlike yaratabilirdi. Plan fena durmuyordu ama geçerliliği sadece üç dakika sürdü!

“Kılıçla yaşayan kılıçla ölür” sözü buraya tam olarak uyar mı emin değiliz. Fakat Muslera’nın hocalarına yaşattıkları o sözü hatırlatıyor. Uruguaylı kaleci geçen sezonun ilk yarısında formsuzdu. Galatasaray da iyi sonuçlar alamıyordu. Aralık ayındaki Beşiktaş deplasmanı takım için oldukça kritikti.

Derbinin ilk yarısı çekişmeli geçmiş, Galatasaray son iki sezonun şampiyonu karşısında ayakta kalmıştı. Fakat ikinci yarının hemen başında tüm öykü değişti. Düdükten sonraki ilk Beşiktaş atağında ceza sahası içine tehlikesiz bir orta yapılmış; Muslera da topu çok rahat bir şekilde kontrol etmişti…

Derken, tuttuğu topu elinden kaçırdı ve Cenk Tosun pozisyonu gole çevirdi. Devamında skor 3-0’a uzandı. Beşiktaş, dağılan Galatasaray karşısında sayısız pozisyonu harcadı. Fark daha büyük olabilirdi. İki hafta sonrasında Igor Tudor ile yollar ayrıldı ve Fatih Terim göreve geldi.

Terim’in camiadaki kredisi sonsuz. Son sezonda müzeye bir şampiyonluk daha eklemişken, basit kaleci hatalarının onu göndermesi zor! Fakat Muslera’nın beş gün içinde hocasını güç durumda bıraktığını söylemek gerek. İki anlamsız çıkış, bir penaltı, bir top kaybı ve kaybedilen beş puan. İşte futbol bazen bu kadar basit ve hesaplanamaz bir oyun.

Erken golle öne geçen Schalke’yi aşmak kolay iş değildir. Üstelik fiziksel durumunuz da çok iyi değilse şansınız giderek azalır. Galatasaray, ilk üç Şampiyonlar Ligi haftasında olduğu gibi yine koşu mesafelerinde dipteydi. Üstelik bu sefer rakibine oranla da silik kaldı. Schalke 111 km, Galatasaray 102 km koştu. Koşu mesafesinin önemini soranlara oluşan farkı şöyle açıklayabiliriz. 9 kilometre, bir oyuncunun maç boyunca koşması gereken yaklaşık mesafedir. Yani takım toplamlarında böyle bir farkın oluşması, rakibinizin bir oyuncu daha fazla oynamış gibi gözükmesine neden olur. Zaten maç boyunca da Galatasaray’ın hem savunmada hem hücumda eksik kaldığını çok net bir şekilde gördük.

Daha çok koşan ve daha rahat hareket eden Schalke ikinci golü bularak maçı kopardı. O golde de Serdar Aziz’in olmayacak şekilde ayağı kaydı. Vuruş seçeneğini genişleten Mark Uth, soğukkanlı bir şekilde ikinci golünü attı. Gollere bakınca Galatasaray’ın şanssız bir yenilgi aldığını söyleyebiliriz. Fakat futbol 90 dakikalık geniş bir oyun. Muhakkak şansın devreye girdiği anlar vardır ama iyi takımlar şansın rolünü azaltmak zorundadır. Talihsiz kaymalar, sakatlanmalar, kaçan gollerin sayısı aslında bir hazırlığın(veya hazırlanamamanın) ürünüdür. ‘Rodirgues o golü atsaydı, maç başka yazılırdı’ denilebilir ama önemli olan Rodrigues’in kaçırdığı gollere benzer pozisyonları daha çok üretip işi şansa bırakmamaktır! Aynı şekilde iki kritik pozisyonda ayağın kayması, şanstan daha somut bir soruna işaret eder.

Galatasaray sezon başından beri Türk usulü hamleler yaptı. Bu stil, Şampiyonlar Ligi’nde başarı getirmez. Santrfor alamamak doğru bir planlama yapılmadığının göstergesi. Kadro mühendisliğinde işler iyi gitmedi. Fiziksel durum ise geçen sezona göre geriye gidiyor. Sakatlıkların artması (çoğu sakatlık darbeye bağlı değil) bazı noktalarda eksik kalındığını gösteriyor. Geçen sezonun sonunu dinç oynayan Galatasaray’ın gücünün kısa sürede azaldığı gözüküyor.

Kritik Şampiyonlar Ligi maçı öncesinde de camiayı Türkiye’deki derbinin yankılarıyla hazırlamanın hiçbir geçerliliği yoktu. Büyük ihtimalle karşılaşma kazanılsaydı planı ‘kriz yönetimi’ olarak vurgulayacaktık. Oysa sadece gün kurtarılacak, genel fotoğraf ıskalanacaktı.

Öte yandan Schalke yenilgisinin esas nedeni, Twitter’daki etkileşim veya kenetlenme çağrısı değil. Skorun ardından konuyu yeniden oraya getirmek doğru bir bakış açısı olmaz.

Fatih Terim, Gelsenkirchen’deki basın toplantısında dakikalarca Fırat Aydınus’u, TFF’yi, PFDK’yı konuştu. Aydınus’un altı sene önce Felipe Melo’ya ettiği küfrü Alman gazetecilerin önünde yeniden anlattı. Toplantının tercümanı bile Terim’in sözlerini Alman gazetecilere kısaca özetleyerek aktardı, hatta geçiştirdi. Çünkü o cümleler o akşamın ve mekânın konusu değildi. Galatasaray için birinci gündem maddesiydi ama ortamın gerçekliğinden uzaklaşılmıştı.

Oysa Terim çok daha başka durumlardan şikâyet edebilirdi. Mesela maçın 23.00’te oynanması önemli bir etkendi. Futbolcular Türkiye Ligi’nde genelde saat 19.00’da sahaya çıkar. Avrupa maçları biraz daha geçtir. İdman planlamaları da bu saatlere göre hazırlanır. Fiziksel eforla mesleğini yapan bir futbolcu için her günün düzenli olması önemlidir. Süper Lig’de oynayan bir futbolcunun genelde saat 23.00’te uyuması idealdir. Galatasaray o saatte Şampiyonlar Ligi maçına çıktı. Tabii maç saatini değiştiren UEFA değildi. Türkiye’de yapılan saat uygulaması, Sarı-Kırmızılı oyuncuların alıştıkları saatten çok daha geç sahaya çıkmasına neden oldu. Tek başına yenilginin nedeni olarak gösterilemez ama en azından altı sene önce edilen bir küfürden daha çok bahsedilebilirdi.

Galatasaray da aslında tıpkı Türkiye’nin saat uygulaması gibi bir hafta geçirdi. Avrupa’dan uzaklaşarak, kendi içine kapanarak Avrupa’ya kafa tutmayı denedi. Plan tutmadı. Tutması da mümkün değildi. Hayaller kurmak güzeldir; ama gerçeklerden kopmamak kaydıyla. Eğer daha fazla koşamazsanız, yetenekli oyuncular yetiştiremezseniz, doğru planlama yapamazsanız bunları beceren Avrupalı rakiplerinizi Avrupa sahalarında yenemezsiniz. İşin tuhaf tarafı; Türkiye’de bu gerçeği en iyi Galatasaray ve Fatih Terim bilirdi!

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.