Onur Metin
Kas 23 2017

Emniyet teknik takipten çıkardı; Suruç ve Gar saldırıları göz göre göre geldi

10 Ekim 2015’de Ankara'daki Barış Mitingi’ne yönelik IŞİD saldırısı sanıklarının yargılandığı Ankara Gar Katliamı Davası’nın 6. tur duruşmalarına, saldırının yetkililerin ihmaller zincirinin ardından adım adım geldiğini ortaya koyan yeni bilgi ve belgeler damga vurdu.

Ankara Adliyesi 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 22-23 Kasım tarihleri arasında görülen davada, Yunus Emre Alagöz'ün Emniyet'in teknik takibinde olduğu, takipten çıkmasından 11 gün sonra Suruç saldırısını planladığı, 3 ay sonra da canlı bomba olarak Gar katliamını gerçekleştirdiği ortaya çıktı.

Duruşmaların son gününde kamu görevlilerin ihmalleri gündemdeydi. Verilen ara kararda, 6 mahkemedir birçok kez istenmesine rağmen toplanamayan deliller, bilgi, belge ve dosyalar tekrar istendi. Tutuklu sanıkların tutukluluklarına devam kararı verildi.

Barış Bloku destekçileri KESK (Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu), DİSK (Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu), TMMOB (Türkiye Mimar ve Mühendis Odaları Birliği) ve TTB (Türk Tabipleri Birliği) ve birçok sivil toplum kuruluşunun katılım çağrısıyla 10 Ekim 2015’de “Emek, Barış ve Demokrasi Mitingi” adıyla toplanan mitingde, yürüyüş başlamak üzereyken, Ankara Tren Garı kavşağında saat 10:04’de 3 saniye arayla iki ayrı patlama gerçekleşmiş, 102 kişi hayatını kaybetmiş ve 500’den fazla insan yaralanmıştı.  

Davanın ilki 7 Kasım 2016'da görülmüştü.

Gar katliamı

Müşteki Avukatlarından Doğukan Tonguç Cankurt, daha önceki duruşmalarda müştekilerin reddedilen taleplerine değinirken, sağlık görevlileri ve kolluk kuvvetlerinin ihmal ve kasıtlarının 6 mahkemedir talep edilmesine rağmen görmezden gelinmesi, ve bu durumun usul açısından yasal olmayan şekillerde yapılmış olmasının da altını çizdi.

Av. Cankurt, 2014’de Ankara mahkemelerine aktarılan Kırıkkale IŞİD dosyasında soruşturma savcısı olarak yer alan Savcı Ramazan Dinç’in, 2014 yılında yazdığı bir iddianamede Edremit Türe ve oğlu Hasan Tayyip Türe için Kırıkkale’de 150 kişilik bir IŞİD grubunun eğitmeni olduğunu iddia ederken, patlamadan bir ay önce verdiği gözaltı kararında yalnızca Edremit Türe'nin oğlu için arama çıkardığını, kendisi için arama emri vermediğini ifade etti. Savcı Dinç hala görevde.

Suruç katliamının planlayıcılarından Yunus Emre Alagöz’le ilgili bir belgenin dosyaya eklendiğini belirten Av Cankurt, daha önce telefonu teknik takiple dinlenirken, Suruç Katliamı’ndan 11 gün, 10 Ekim Katliamı’ndan 3 ay önce “telefon dinlemesinden elde edilen bilgilerin yeterli olduğuna kanaat getirerek dinlemeye son verme” kararını hatırlatan Av. Cankurt, “belki bu dinleme devam etmiş olsaydı, ne Suruç ne de Gar Katliamları gerçekleşmeyecekti.

Bunun sorumluluğu kapatılamaz” diye beyanda bulundu. Av. Cankurt diğer dosyalardaki bağlantılara da işaret ediyor: 

Savcı usule aykırı karar verse de, siz bunu görmezden gelseniz de, artık bu dosyada ve bağlantılı dosyalardan o kadar görmezden gelinemeyecek deliller elde edildi ki, bu konunun sessizce kapanması artık mümkün değildir.

Av. Cankurt, İçişleri Bakanlığı'nca kırmızı listede aranan, Türkiye’de gerçekleşen birçok katliamın emrini veren IŞİD'in sınır emiri İlhami Balı’nın, bir polisin eski eşini ve çocuklarını Suriye’ye geçmesini sağlaması üzerine, Balı’nın polisle arasının bozulduğunu; polisin, Balı’ya ‘Sizin ne yaptığınızı biliyorum ve umurumuzda değil, bana 2 çocuğumu geri verin yoksa size burada göz açtırmayız’ dediğini; kamu görevlilerin IŞİD’lilerin yaptıklarını bilmelerine rağmen göz yumduklarını iddia etti.

Av. Cankurt, IŞİD’lilerin ailelerinin geçtiğimiz günlerde Dışişleri Bakanlığı önünde yaptığı eylemde yakınlarının Türkiye’de yargılanmasını talep ettiklerini, bunun nedeninin, burada yargılandıkları zaman soruşturma dosyasının sonuçsuz kalabileceğine dair bir umut taşıdıklarını, buna son vermek için bu katliamda parmağı bulunan kamu görevlileri ile ilgili taleplerin kabul edilmesi gerektiğini söyledi.

Müşteki Avukatlarından Ziynet Çelik, geçtiğimiz günlerde medyada yayınlanan, katliamın yaşandığı gün ambulansların olay yerinden hasta almadan dönmesi görüntülerine değinerek, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilen görüntülerin incelenmesi talebinde bulundu.

Patlama sırasında hizmet veren ambulansların GPS kayıtlarının, ambulansın hangi saatte nerede olduğunu, ne zaman kontak açtığını bilgilerini verdiğini, vaka formlarıyla hastaların bilgilerinin tespit edilebiliyor olması gerektiğini ifade eden Av. Çelik, 112 komuta merkezi ve ambulans arasındaki telsiz kayıtlarının da incelenmesini ve ihmallerin ortaya çıkartılmasını talep etti.

10 Ekim saldırısı öncesi ihbarlara rağmen sadece 3 tane ambulansın olay yerinde hazır bulundurulduğuna dikkat çeken Av. Çelik, acil müdahaleyi yapmakla görevli UMKE ekibinin 44 dakika sonra olay yerine ulaşmış olmasının sadece ihmal diyerek açıklanamayacak bir durum olduğunu ifade etti. TOMA ise olaydan 14 dakika sonra, 10:18’de olay yerine ulaşmıştı.

 

 

Katliamdan bir yıl önceki, Başbakanın düzenlediği açık hava mitinginde ise 141 sağlık görevlisi, 24 ambulans, kriz merkezi, teyakkuzda 6 üniversite hastanesi ve doktor bulunduğunu hatırlatan Çelik, önlemlerin alınmamış olduğunu söyledi. Çelik, patlamadan sonra hazırlanan Mülkiye raporunda gaz kullanımına ilişkin tespit ve beyanların bulunduğunu, patlama öncesi ve sonrası MOBESE kayıtlarının TTB’nin Acil Sağlık Hizmetleri profesyonelleri tarafından incelendiğini belirtirken, TTB’nın hazırladığı raporun mahkemeye sundu. Raporu hazırlayanlardan Dr. Eriş Bilaloğlu’nun da tanık olarak dinlenmesini talebini ileten Av. Çelik’in bu talebi reddedildi.

Av. Çelik ambulansların görevlerini yapmadıkları ile ilgili olarak şunları söyledi:

Bu ambulanslardan biri GPS kayıtlarından biliyoruz patlamadan sonra bile yerinden kımıldamamış, kimse bu ambulansa kontağı aç git insanlara yardım et dememiş. Miting ile ilgili görevlendirilen ambulans 10.18 de kontak açmış, neden? Gelen vaka formlarında bu ambulansların içine hasta aldığına dair hiçbir kayıt yok. Ambulans hekimsiz ve hastasız gitmiş.

Triaj yapmamış. İlk ambulans olay yerine bir dakika içinde ulaştı diyor resmi açıklamalar, bu yalandır. İlk on dakikada olay yerine ulaşan 3 ambulans var. Raporumuzda isimleri var.  İlk 25 dk’da 13 vakaya ulaşılmış. İlk 30 dakikada 16 vaka hastaneye götürülüyor. Bir saatin bitiminde 39 vaka daha hastaneye götürülüyor toplamda 55 vaka ambulansla hastaneye taşınıyor.

Sağık görevlilerinin girmediği yere TOMA, Akrep, polis, gaz girmiştir. 14 dakika içinde! Sağlık ekibinin 44 dakikada geldiği yere polis 14 dakikada gelmiştir. Birçok ambulans olay yerinden bir kilometre ötede bekliyor, saldırı var diye. Olay yerine girebilecekken girmiyor.

Avukat Erkan Ünüvar, IŞİD’in militanlar ve canlı bombalardan ibaret bir örgüt olmadığını, tüm ailenin birlikte örgütlendiği bir yapı olduğunu, bu anlamda alışılmış terör örgütlerinden farklı bir yapısı olduğunu ifade etti.

Bu yapının HTS kayıtlarında da göründüğünü söylüyor Ünüvar:

Eğer bu özellik dikkate alınmazsa bu ilişki ortaya çıkartılamaz. Bir kısım sanık kendi adlarına, bir kısmı tanıdıklarının ya da başkalarının adına hatları kullanmışlar. Kendi adlarına kullananlar, çok meşru bir iş içinde olduklarını, terör faaliyeti gerçekleştirmediklerini düşünüyorlar.

Bunun dışında kısa süreli kullandıkları ve tespit edilemeyen hatlar var.  Örneğin Metin Akaltın’ın, sadece yabancı uyruklu kişilerin Türkiye'de aldıkları hatlarla görüşme yaptığı bir hat var. Bu durum soruşturma esnasında her nasılsa tespit edilememiş. Sanıkların bir kısmı da hiç telefon kullanmadıklarını belirtiyor. Bu konuda da soruşturma aşamasında bir araştırma yapılmamış.

Müşteki Avukatlarından Ahmet Özdel, deliller toplandıkça aralarındaki bağlantıların da daha kolay kurulduğuna değinerek, dava dosyasında X, Y olarak adlandırılan bilinmeyen kişilerin de ortaya çıkartılması için hem emniyetin elinde olan, hem de Interpol ve Jandarma’nın ayrı bir veritabanıyla kullandığı yüz tanıma sistemlerinin kullanılmasını talep etti.

Tutuklu sanıklarla ilgili cezaevinden görüntülerin geldiğini, ancak firari sanıklarla ilgili bir işlem yapılmadığını hatırlatan Özdel, “X'ler,Y'ler, ismi tespit edilemeyenler, depolara, evlere ve birçok yere girip çıkanlar hakkındaki bilgiler ne zaman tespit edilebilecek? “ diye sorarak, yüz tanıma sistemlerinin kullanılarak firari sanıklara ulaşılabileceğini ifade etti. Ara kararda, EGM dışındaki sistemlerin kullanılması talebi reddedildi.

Sanıklar tahliyelerini isterken, patlamayla ilgileri olmadığını iddia etti. Sanık Erman Ekici ve Yakup Şahin, “Ben terör örgütü üyeliğinden yargılanıyorum. Dosyamın tefrikini ve adli kontrolle bırakılmayı istiyorum.” taleplerini yineledi.

gar

Sanıklardan Nihat Ürkmez de müşteki Avukat Ahmet Özdel’in kendisinin telefonda bir kadınla görüştüğünü iddia ettiğini belirtirken, bunu iftira olarak niteledi:

Her insanın sosyal hayatı vardır. Benim de var. Yemeyin, içmeyin, kimseyle konuşmayın diyorlar. Bir bayanla konuştuğumu söyledi Avukat. Bir erkekle olduğunu söylese neyse de bir kadınla ilgili söylemesi… Mümkün değil. Bana iftira atıyor.

Davada verilen ara kararda, daha önce dava dosyasına giremeyen deliller tekrar istendi, bilirkişi raporlarının, HTS raporlarının tekrar incelenmesi talepleri kabul edildi, ambulansların GPS kayıtlarının incelenmesi ile ilgili talepler kabul edildi. Fotoğraflarda bilinmeyen kişilerin tespiti için Emniyet Genel Müdürlüğü veritabanı kullanılacak.

gar 3

CHP İstanbul Milletvekili ve insan hakları avukatı Sezgin Tanrıkulu, dava öncesinde bir açıklama yaparak, 10 Ekim katliamının öncesi ve sonrasıyla bir suç zinciri olduğunu ve zincirin tüm halkalarının teker teker ele alınması ve sorumluların açığa çıkartılması gerektiğini ifade etti.

Tanrıkulu açıklamasında şöyle dedi:

Bugün ve yarın devamı görülecek olan 10 Ekim Ankara Gar Katliamı davasının altıncı duruşması kamuoyu tarafından pürdikkat izlenmelidir. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük toplu bombalı katliamının faillerinin katliam öncesinde aylarca izlenmiş olduğu artık açıktır.

Buna rağmen bu canilerin engellenmemiş olmasının sorumluları mutlaka yargı önünde hesap vermelidir. Bu vahşetin geleceğini bile bile önlem almayan sorumlulardır! 10 Ekim Katliamı sonrası kamuoyu araştırması yaparak oylarındaki artışı belirleyenler ve bunu utanmadan kamuoyuna ilan edenler, önleyici tedbirleri almamalarının sebebini ortaya koymuşlardı. Ayrıca katliam sırasında yaralıların üzerine tazyikli su ve gaz sıkan ve sıktıran kamu görevlilerinin de niyetleri açıktır.

Duruşmanın öncesinde, 10 Ekim Barış ve Dayanışma Derneği (10 EkimDER) tarafından gerçekleştirilen ve dernek başkanı Mehtap Sakinci Coşgun tarafından okunan basın açıklamasında “mücadeleyi ve dayanışmayı büyütme” çağrısı yapıldı. Katliamın ikinci yıldönümünde yapılmasına izin verilmeyen katliam anması; adliye önünde saygı duruşu ile gerçekleştirilerek, hayatını kaybedenler anıldı.

gar katliamı

Yaklaşık bir yıl önce, Kasım 2016’daki ilk tur duruşmanın son gününde, “katliamda Gaziantep Emniyet Müdürlüğü’nün de rolü olduğunu”, “sanıkların Antep’te yaptıklarını bildiğini, elebaşlarını tanıdığını” ve “can güvenliği sağlanırsa konuşacağını” ifade eden Sanık Suphi Alpfidan’ın, kendisiyle iş birliği yaptıklarını, katliam sonrasında görüşerek IŞİD hakkında bilgi verdiğini iddia ettiği üç polis memurundan ikisi, 22 Kasım tarihli ilk duruşmada sabah oturumunda tanık sıfatıyla hazır bulundu.

Dört duruşmadır davet ediliyor olmalarına rağmen ilk kez bu duruşmada hazır bulunan tanık polisler Tahir Sarıışık ve amiri Beyazıt Bestami Duman, Gaziantep Emniyet Müdürlüğü’nde görevli.

Katliamın gerçekleştiği dönemde Gaziantep Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şube’de (şimdi Çocuk Şube’de) görevli bulunan Tahir Sarıışık ile Gaziantep Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürü Bestami Duman, duruşma sırasında yüzleştirildikleri sanıkları tanımadıklarını ve hiç görüşmediklerini iddia etti.

Sanık Suphi Alpfidan’ın avukatı Deniz Akın’ın soruları üzerine, Gaziantep’de IŞİD operasyonunda öldüğü basına yansıyan polis memuru Hüseyin Gümüş’ün “evde vurulduğunu” iddia eden tanık Sarıışık, kendisine yöneltilen “peki, neden basına operasyonda öldüğü söylendi” sorusuna cevap vermedi.

Tanık polislerin ardından Sanık Suphi Alpfidan söz alarak, Gaziantep Ocaklar karakolunda bir polis memurunun kendisini TEM Şube Müdürü Duman’a yönlendirdiği, bazı IŞİD’lileri Duman’a birebir görüşerek ihbar ettiğini ancak işlem yapılmadığını ifade etti. Polislerin kendisini çok iyi tanıdığını, iş yerini bildiklerini ve neden tanımıyor gibi yaptıklarını anlamadığını söyleyen Alpfidan: “Polisler kimi korumaya çalışıyor, anlamıyorum” diye konuştu.

Tanık ifadelerinin ardından, Müşteki Avukatlarından Ahmet Özdel, bugüne kadar Gaziantep’ten gelen bilgilerden birçoğunun gerçeğe aykırı olduğunu iddia ederek, sorumlu kolluk kuvvetleri hakkında suç duyurusunda bulunulmasını talep etti.

22 Kasım tarihli duruşmanın öğleden sonraki oturumunda, mahkemenin önceki duruşmalarında çeşitli kurumlara yönelik yazdığı müzekkerelere cevaben gönderilen bilgi, belge ve dosyalar ile bilirkişi raporlarının dosyaya eklenmek üzere okunurken, birçok müzekkereye cevap verilmediği görüldü.

Müşteki avukatlarından Erkan Ünüvar, söz alarak, müzekkerelere ilişkin verilen cevaplar hakkında görüş belirtti. Müzekkerelerin bir bölümüne birçok kez sorulmasına rağmen cevap gelmediğini, bilirkişi raporlarının bir kısmının özensiz hazırlandığını, davanın gidişatı için oldukça kritik önemde olan bu raporların gereken nitelikte olmadığını ifade ederek, bilirkişi incelemelerinin tekrar yapılmasını talep etti.

Avukat Ünüvar, dava dosyasında yer alan telefon trafiği (HTS: Historical Traffic Search) kayıtlarının bilirkişilere gönderildiğini, ancak bilirkişilerin bu kayıtlar üzerinde hangi sanıkların hangi numaralarla kaç kere konuştuğu ve kaç kere mesaj attığı gibi yüzeysel bilgilere bakarak sadece bu bilgileri saydıklarını; ancak asıl yapılması gerekenin sanıkların görüştükleri ortak numaraları tespit etmek, bu davada sanık olmayan ancak şüpheli başka numaralar olup olmadığına bakmak olduğunu ifade etti.

Avukat Erkan Ünüvar, HTS kayıtlarının bu davada belirleyici delillerden birini oluşturduğunu, her yeni delilin yeni bulgulara ulaştırdığını söyleyerek, müzekkerelere ilişkin beyanında “savcılık 15 günlük kısa bir sürenin incelemesini yapmakla yetinmiş. Ancak örneğin 3 ay öncesine gidilse belki HTS kayıtlarında başka bağlantılar bulunacaktı. Daha öncesine gidilse dava bambaşka bir seyir izleyecekti” dedi.

İncelenen telefon numaraların aynı baz istasyonu yakınlarında ve aynı saatte sinyal verip vermediği hakkında bir analiz de yapılmadığını ifade eden Av. Ünüvar, bu analizlerin yapılması gerektiğini söyledi.

gar 4

Sanıklara, HTS kayıtlarına ilişkin sorulan sorularda, sanıklardan bir kısmı hiç telefon kullanmadığını, bir kısmı da işi gereği çok telefon görüşmesini yaptığını ve sorulan isim ve numaraları tanımadığını ifade etti.  

Sanıklardan Hakan Şahin ve Yakup Şahin’in, 10 Ekim patlamasından 4 gün sonra, 14 Ekim tarihinde gözaltına alındıkları ve polis telefonlarına el koyduktan sonra, HTS kayıtlarına göre birbirleriyle konuştuklarını belirten Av. Kazım Bayraktar; bunun nasıl mümkün olabildiğini sanıklara sordu. Sanıklardan Hakan Şahin, “Bilmiyorum. Polislere sorun” diye cevap verdi.

Müşteki avukatlarından Senem Doğanoğlu delillere ilişkin beyanında; Gaziantep’ten gelen dijital delillerin UYAP kaydı olmadığı gerekçesiyle dosyaya “silik” olarak geldiğini, genellikle okunaklı olmayan kayıtların olduğunu, Gaziantep 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kendilerinden talep edilen dosyaların büyük bölümünü göndermediğini ifade etti.

Av. Doğanoğlu, 1 Mayıs 2016’da Gaziantep Emniyet Müdürlüğü’ne yönelik yapılan IŞİD saldırısının ardından hazırlanan dosyayla IŞİD’in bu bölgede çok büyük bir istihbarat ağı olduğunun ortaya konulmuş olduğunu ve bunun 2017/27 sayılı dava dosyasında resmi olarak belgelenmiş olduğunu ifade etti.

Av. Doğanoğlu, IŞİD örgütlenmesinin bir aile ilişkisi ağını da içerdiğini belirterek, “birinin kardeşi, eşi, kayınvalidesi olmak bir suç unsuru olamaz, ancak burada herhangi bir örgütün gerçekleştirdiği bir katliamı değil, IŞİD’in yaptığı katliamını tartışıyoruz, IŞİD’de kimin kiminle evlendiği, bir örgütsel yapılanmanın parçasıdır” söyledi.

Bazı sanıklar, daha önceki duruşmalardaki ifadelerinde “Bir IŞİD’linin akrabası olmak beni IŞİD’li yapmaz” demişlerdi. Ankara Katliamı’nın bombacılarını taşıyan ve daha sonra Gaziantep’te bir operasyonda canlı bomba olarak kendisini patlatan IŞİD’li Halil İbrahim Durgun’un eski eşi Esin Altıntuğ, önceki duruşmalarda “Halil İbrahim Durgun’un eski eşi olduğum için yargılanıyorum” diyerek kendisinin örgütle bağlantısı olmadığını iddia etmişti.

Av. Doğanoğlu, Suruç Katliamı ve Gar Katliamı davasının planlayıcılarından Yunus Durmaz’ın, 19 Mayıs 2016’da evine yapılan operasyon sırasında yaptığı intihar eylemi ile öldüğünün iddia edildiğinin, ancak Durmaz’a ait otopsi raporlarının şüpheli olduğunun altını çizdi.

Yunus Durmaz hakkındaki tek raporun bir parmak izi raporu olduğunu söyleyen Av. Doğanoğlu, otopsi raporuna göre Durmaz’ın cesedinde elinin bulunmadığını fakat rapora göre üç parmak izinin alınmış olduğunu, IŞİD’in örgütleyicisi olan, bu kadar şüpheli birinin ölümünün de şüpheli göründüğünü, ölenin Yunus Durmaz olup olmadığını kesin olarak belirlenmesi gerektiğini, çatışma içerisinde olmadığı söylenen Yunus Durmaz’ın bedeninde neden mermi çekirdeği çıktığının açıklanması gerektiğini, bununla ilgili Gaziantep Ağır Ceza Mahkemelerindeki dosyaların mahkemeye sunulması gerektiğini belirtti.

İçişleri Bakanlığı, 1 Mayıs 2016 Gaziantep Emniyet Müdürlüğü patlaması ile ilişkisi olduğu düşünülen ve kırmızı listede aranan Yunus Durmaz için 4 milyon TL, mavi listede aranan Hacı Ali Durmaz için de 1.5 milyon TL para ödülü koymuştu. Hacı Ali Durmaz, 10 Ekim davasının tutuklu sanıkları arasında.

Av. Doğanoğlu, Yunus Durmaz’ın kendisini patlattığı operasyonun ardından, Yunus Durmaz’ın evinden ve bir depodan ele geçirilen dijital materyallerin, bu dava için en önemli delillerinden olduğunu, ancak EGM İstihbarat Daire Başkanlığı tarafından Gaziantep Emniyet Müdürlüğü’ne yazılan yazı ile bu delillere el konulduğunu, “bu belgelerin Ankara Gar Katliamı davasından kaçırıldığını” iddia etti.

Av. Doğanoğlu sözlerini “Deliller kaçırılmıştır, ancak Ankara Savcılığı da zaten bu delillerin peşine pek de düşmemiştir” diyerek bitirdi. Av. Doğanoğlu’nun beyanından sonra duruşmaya 23 Kasım saat 10:00’da devam etmek üzere ara verildi.

Duruşma sonrasında, 10 Ekim Katliamı’nda yaşamını yitirenlerin yakınları adına 10 Ekim Barış ve Dayanışma Derneği Başkanı Av. Mehtap Sakinci Coşgun bir değerlendirme yaptı. Coşgun, değerlendirmede “10 Ekim soruşturması kapsamında, Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılan, aslında yapılan demek doğru olmayacak, yapılmayan neler olduğunu; Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından istenen hiçbir evrakın, hiçbir kaydın, hiçbir dijital verinin dosyaya girmediğini bir kez daha gördük. Başından beri etkin bir soruşturma yapılmadı dedik. Ortaya koyulan iddianame gerçek suçluların tamamını ifade etmiyor dedik” diye konuştu.

Coşgun’un ardından Avukat İlke Işık, tanık polislerin söylediklerine değinerek, dava sürecinin başından beri Antep’teki IŞİD örgütlenmesine dikkat çektiklerini, 5 katliamın örgütlendiğini, ancak sorumluların görevlerini yerine getirmediklerini belirtti.

Av. Işık, “Biz bir yıldır, bu katliam kamu sorumluluğu olmadan tartışılamaz, sadece 36 sanıktan, bir grup IŞİD’liden ibaret olamaz diyorduk; bugün bunun için bir adım atılmış oldu, bizim dışımızda, polis memurları da bunu söylemiş oldu” dedi.

Davada 19 tutuklu sanıktan 15’i hazır bulunurken, 4 sanık ise sağlık mazeretleri nedeniyle duruşmaya katılmadı.

Tutuklu sanıklar: İbrahim Halil Alçay, Resul Demir, Hüseyin Tunç, Mehmedin Baraç, Nihat Ürkmez, Hakan Şahin, Yakup Şahin Yakup Karaoğlu, Metin Akaltın, Erman Ekici, Burak Ormanoğlu, Hacı Ali Durmaz, Abdülmüttalip Demir, Talha Güneş, Abdulhamid Boz, Suphi Alpfidan, Hatice Akaltın, Esin Durgun.

Firari sanıklar: Ahmet Güneş, Bayram Yıldız, Deniz Büyükçelebi, Edremit Türe, Hasan Hüseyin Uğur, İlhami Balı, Kasım Dere, Muhammet Zana Alkan, Mustafa Delibaşlar, Nusret Yılmaz, Ömer Deniz Dündar, Savaş Yıldız, Yakup Selağzı, Kenan Kutval, Walentina Slobodjanjuk ve Cebrail Kaya.

Davanın sonraki duruşması 31 Ocak-1 Şubat tarihlerinde Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülecek.