'Esir asker ve MİT görevlileri 2019'da Erdoğan ve CHP'ye mektup yazdı'

Türk Silahlı Kuvvetleri'nin (TSK) Kuzey Ira Gare'de PKK'ye yönelik düzenlediği operasyonlar sırasında hayatını kaybeden 13 MİT, Emniyet ve TSK mensubunun ölümüyle ilgili taraflar birbirini suçlarken, HPG'ye yakın kaynaklar, esirlerin 2019 yılında Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Meclis Başkanı Mustafa Şentop ve CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu'ya mektup yazdıklarını belirtti.

Yeni Özgür Politika'nın haberine göre, HP'ye yakın kaynaklar esirlerin siyasilerin yanı sıra ailelerine de birer mektup yazdığını belirtti.

Ortak kaleme alınan mektupların Sedat Sorgun, Ümit Gıcır, Sedat Yabalak, Vedat Kaya, Hüseyin Sarı, Mevlüt Kahveci, Semih Özbey, Süleyman Sungur, Müslüm Altıntaş, Aydın Köse, Adil Kabaklı ve M. Salih Kanca’nın imzasını taşıdığı kaydedildi.

Şentop'a yazılan mektupta, tüm bilgilerinin, alınış şekillerinin, tarihlerin, yerlerin ilgili kurumlarda mevcut olduğu hatırlatılarak, bir sivil dışında polis, muvazzaf askeri personel ve zorunlu askerlik kapsamında silah altına alınan dört erin bulunduğu hatırlatıldı. Bu erlerin askerlik süresinin yıllardır bittiği, üstelik Meclis’in çalışmaları neticesinde askerlik süresinin altı aya düşürüldüğü, bedeli askerliğin sürekli hale getirildiği anımsatıldı.

“Bu erlerin suçu vatani görevlerini yerine getirmeleri midir?” sorusu yöneltilen mektupta, aynı sorunun aileler tarafından da kameralar karşısında defalarca sorulduğuna ama bir karşılık bulamadığına işaret edildi.

Devlet yetkililerinin, kendilerinin hangi koşullarda yaşadığını az çok bildiğini ve tahmin edebildiğini kaydeden esirler, Meclis Başkanı Mustafa Şentop’tan bu mektuplarını, Meclis’te 600 milletvekili önünde okumasını talep etti ve şu ifadeleri kullandı:

“Buradaki kişilerin medyatik veya çok zengin ailelere sahip olmamasından dolayı mı bize gereken önem verilmiyor ve bize sahip çıkılmıyor? Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin asker ve polislerine 4 (dört) yılı aşan yaklaşık 1500 (binbeşyüz) gün boyunca sahip çıkmayacağını tahmin bile demezdik.

Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan veya olmayan birçok esaret altındaki insana, örneğin; 2014 (ikibinondört) yılındaki Musul konsolosluğunun terör örgütü DAİŞ tarafından işgali ve konsoloslukta bulunanların kurtarılması için yapılanlar, Nijerya’da teröristler tarafından esir alınanlar için yapılanlar, Gabon’daki FETÖ mensuplarının alınması için yapılanlar, Rusya’nın tutukladığı Ukrayna askerleri için yapılanlar, Kırım Tatarlarının serbest bırakılması için yapılanlar, El Kaide’nin elindeki Japon gazetecinin serbest bırakılması için yapılanlar gibi esaret altındaki insanlar için yapılan diyalog ve girişimler neticesinde onlar ailelerine, özgürlüğüne, vatanına kavuşturulmuştur. Bizler ise bu haberleri umut içerisinde sıra bize de gelecek düşüncesiyle yıllarca bekledik.

Geçen yıllar süresince kimse can güvenliğimizi ve sağlımızı garanti edemezdi, hala da edemez. Hayati güvencemiz yokken cesedimizi bile buradan nasıl alacaksınız? Sağlığımızın peşine düşmeyen cesedimizin peşine düşer mi, onu da bilemiyoruz. Cumhurbaşkanlığı ve TBMM bizim özgürlüğümüzü sağlamayacaksa başka nereye başvurabiliriz? Sizin de çocuklarınız var, bizim ailelerimizin yerine kendinizi koyun, mesela bayramlarda çocuklarınızın gelip ellerinizi öpmesini dört gözle bekliyorsunuzdur. Biz 9 (dokuz) bayramdır ailelerimizi ne görüyoruz ne de onların ellerini öpebiliyoruz. Sadece bir gün çocuğunuzdan ayrı kaldığınızda onu hemen aramıyor musunuz? Biz 4 (dört) yıldan fazladır ailelerimizden ayrıyız ve onlarla hiçbir iletişimimiz yok. Durum böyle iken ya biz ne yapalım? O kadar da vicdan sahibi olmanızı istiyoruz.

Suçlanıyorsak bilmek hakkımız, hakkımızda verilmiş bir mahkumiyet kararı mı var? Bilmek istiyoruz. Ailelere sabredin demek, sorunu ertelemek ya da görmezden gelmekten ileri gidemiyor. Abdullah Öcalan ile yapılan görüşmelerin tümü bizi umutlandırmıştı fakat ondan da bir sonuç çıkmadı. Neden biz de bu görüşmelerde konuşulmuyor, gündeminize gelmiyoruz? Cezaevlerinde Abdullah Öcalan’ın tecridinin kırılması söylemiyle açlık grevi yapan kişilerin ailelerinin Meclis önünde oturma eylemi yapması üzerine ailelerle görüşüp sizin için Sn. Cumhurbaşkanı ve Adalet Bakanı Sn. Abdulhamit Gül ile konuşup taleplerinizi ileteceğim demiştiniz. Bu konuda insanı sahiplenen, özgürlüğüne kavuşturan herhangi bir siyasi parti, oluşum ya da kişi, özgürlüğüne kavuşan insanı, ailesini ve tüm çevresini ömür boyu kazanmış olacaktır.

Bu bakış açısıyla sorumluluk alarak elini taşın altına sokabilecek biri olarak size çağrı yapıyoruz.”